“Ahmet Kaya çok iyi şarkılar yaptı. Çok fazla dinleyici kitlesi oldu. Ahmet Kaya'yı taşıyan 'kapitalist' dediğimiz medyaydı. Sosyal demokrat olan insanlar bu tür eğilimlere kucak açıp destek, verdi. Bizim 'İslamcı' olmamız bir kusur ve ayıp sayıldı” diyen SANATÇI ÖMER KARAOĞLU:
Ezgi bir tür değil aslında. Şarkı dememek için bazı arkadaşlarımızın koyduğu bir isim sadece. Müzik yapmaya başladığımız dönemlerde bir kaçış oldu. Mütedeyyin kesim tarafından türkü dinlenmiyordu. Biz de müziğimizde bağlamayı ve neyi buluşturduk.
Toplumsal boyutları içeren, Peygamber'e ve terminolojiye göndermeleri olan, bunu söz dokusuyla önceleyen bir müzik. Diğerlerinden farklı kılan en esaslı şey içeriktir. 'Dinci' olarak nitelendirilmesinin sebebi de budur. Aslında özgün bir müziktir. Çünkü içerisinde sazlar, sözler ve ritimler var. Rastgele değildir usulü vardır.
Protest diyemeyiz. O, sol kesime ait reaksiyonel bir tavırdır. Bizim yaptığımız ise aksiyoner kalıyor. İnsanları davet eder, üst değerleri vardır. O yüzden protest olduğunu söylemek haksızlık olur.
Değil. Tasavvuf musikisi de değil. Çünkü o tarihsel bir gerçekliğe tekamül eder. Geleneksel bir değeri vardır ve yaşatılması gerekir. Klasik Türk müziği makamında en az on beş eserim var. Ama öne çıkan eserlerim daha çok marş formundakiler oldu.
90'lı yıllarda daha çok siyasal bir dil olarak kullananlar oldu. Ben de birçok siyasi geceye davet edildim ama hiçbirine katılmadım. Çünkü sadece müziğimle tanınmak istiyordum.
Bir boyutuyla Yeşil Pop'u haklı bir niteleme olarak görüyorum. Çünkü bu nitelemeyi haklı kılan türler oldu zamanında. Bizim altı boş bir yürüyüşümüz olmadı. Müziğin meşruiyeti dahil bütün bunları tartışarak, dert edinerek yol arıyorduk. Ama bu camiada müzik yapma iddiasıyla yola çıkarak, “Sesim güzel” deyip albüm yapan herkesin bir aile olduğu zannedildi. Yirmi beş yıldır bu çalışmaların içindeyim, en az on yılı kayıptır.
Bizim yolculuğumuz iki taraftan da yaralı. Bu cenahta dini duyarlılıklardan yola çıkıp itirazlarını, iddialarını, sevdalarını ve hüzünlerini ticari bir kaygıyla müziğe taşıma isteği olan insanların olması doğal. Bunu yadırgadığınız zaman olmuyor.
Bu işe üç konservatuarlı arkadaş ile başladık. Ama bunları konuşacak fırsatımız olmadı. Ancak yirmi beş yıl sonra konuşabiliyoruz. Kötü örnekler aradığınızda yüzlercesini bulursunuz. Baktığınızda arkadaşlarım da çok kalıcı ve nitelikli besteler ürettiler. Teknik anlamda o günün şartlarında iyi icralar yapamadılar ama kaliteli eserlerdi.
Bir arkadaşımız protest tarzı eserler verdi. On yıl hapis yatmış bir arkadaşımızdı. Şu an memurluk yapıyor. Camianın bu tepkilerinden dolayı müziği bıraktı.
Evet. Mesela bazı televizyonlar bizim için önemli kuruluşlardı. Bu müziği kitlelerle buluşturmanın bir aracıydı. Ancak bir gün Ahmet Hakan bu konuyu müzik dosyası için işlemek istedi. Ama bunun hayırlı olmayacağını düşündüm. Çünkü tokatlayıp göndereceği bir iki arkadaş arıyordu. Davet ettiği isimler arasında ben yoktum. Bu müziğin inşaa edilmesinde ilk bir iki kişiden biri olmama rağmen davet edilmedim.
Çünkü benim ne yaptığımı anlatacak kadar bilgim var. Ama niyet farklı olduğu için bu işi sığ bir şekilde yapan, bu konuda yeterli olmayan arkadaşları konuşturmayı tercih ettiler ve sonra da bu müziği gözden düşürdüler. O yüzden yeni arkadaşlar cesaret edemedi. Cezalandıramazsınız ancak ödüllendirebilirsiniz. İyiler seçilip desteklenseydi şimdi bu alanda da özel bir müzik alanı oluşturulacaktı. Ben görsel ve yazılı medya olmasa da kendi müziğimi inşaa edebildim.
Ahmet Kaya çok iyi şarkılar yaptı. Çok fazla dinleyici kitlesi oldu. Ama Ahmet Kaya'yı taşıyan 'kapitalist' dediğimiz medyaydı. Sosyal demokrat olan insanlar bu tür eğilimlere kucak açıp destek, verdi. Bizim 'İslamcı' olmamız bir kusur ve ayıp sayıldı.
Eğitim düzeyimiz düşüktü, kamusal alanda varlık gösterecek tezlerimiz yoktu. Hala estetik açıdan tartışılabilir bir duruşumuz var. Müziği bilen ve anlayan için çok erken çabalardı bunlar.
Oldu. Ama bu tamamen politik bir seyir. Dünyanın ideolojisizleştirilmeye çalışıldığı döneme denk düşüyor. Türkiye'de seksenli yıllardan yükselen neo liberal tirendin bir yansıması. Müslümanlar siyasetin merkezine oturmaya başladı. Bu süreç merkezin geleneksel yapısıyla da benzeşmesini getirdi. Bizim insanımız Klasik Türk Müziği'ni ve Türküyü keşfetti.
Albümlerimde zikir ve ayin formu kullanmadım. Kendi nefesimi müziği bilen arkadaşlarla paylaştım. Başından bu yana bir özgünlüğü hedefliyorum. Böyle eserlerde verebildiğimi düşünüyorum. Elli yıl sonra dinlenecek eserlerim olduğuna da inanıyorum. Çünkü kitlesel olarak bunun karşılığını görüyorum.
İyiler ve kötüleri ayıklanmalıydı. Rasim Özdenören'in bir ifadesi var; “Sözün içinde Allah veya Peygamber geçmesi onu İslami kılmıyor. Güzel sözle buluşmalı” Bu anlamda yelpazemizin geniş olması lazım. Bu toprakta üretilmiş müziklerin la-dini olduğunu iddia etmemek ve bütün renklerin bir arada olabileceği bilmek gerekiyor. Ama bu renkler içinde kovulan tek renk bizim yorumumuz oldu. Biz emekleme döneminde müzik üretmeye çalışıyorduk ama bebekken boğuldu.
Birçok kişiyi konservatura yönlendirdim. Ama artık benim gibi duyarlılığı olanlar da üretmek istemiyorlar. Bunların içinde çok iyi icracılar var. Ama onlar Klasik Türk müziği koralarında yer almakla yetiniyor.
Birlikte projeler yapıyoruz. Gelenekselleşen yetim buluşmalarında, bağımsız etkinliklerde de rol alıyorum. Daha önce de Mazlumder'in yönetiminde yer almıştım.
Akademisyen ve sosyal bilimciyim. Beyin fırtınaları veya bir takım projelerin üretim aşamasında yer alıyorum. Geminin tanıtım kampanyaları üç buçuk aydır sürüyordu. Arkadaşlarla Doğu ve Güneydoğu yoğun olmak üzere bir Anadolu turnesi yaptık. 'Rotamız Filistin, Yükümüz Özgürlük' sloganıyla kırka yakın etkinlik gerçekleştirdik. Özgürlük gemisi için konserler verdim. O gemiye binmemek olmazdı.
Mikail diye bir arkadaşımız vardı. Ama o daha sakin bir duruş sergiledi.
Bu tür organizasyonlarda sanatçı duyarlılığı ve bakışı gerekiyor. Bu anlamda ülkemizin sanatçılarının iyi bir sınav veremedi. Tabii ki kimseyi bu gemiye binmek ve riskleri üstlenmek için zorlayamayız. İHH'nın koordinatörlüğü ile yürütülen bu projeyi kendisine yakın bulmayabilir. Ama bu geminin yolcuları oldukça mozaik ve renkliydi. Salt İslamcı bir etkinlik değildi. Bu yönüyle öncelikle sanatçıların bu işe daha fazla rağbet etmesi gerekiyor. Ciddi bir ilgisizlik gördüm. Sanatçı duyarlılığı dediğimiz şey öncelikle bir asgari insani duyarlılık gerektirir. Sağdan ve soldan baktığınızda altı yüze yakın olan kişinin içinde çok az sayıda eli kalem tutan adam ve sanatçı vardı.
Bu tür hesaplar hiç yapmadım. Ben “Ömer Karaoğlu olarak böyle güzel bir çalışmanın içinde yer almalıyım” diye düşündüm.
Artar. Çünkü dünyadan gelen tepkiler yeni kervanların düzüleceğini gösteriyor. Doğudan ve batıdan çok fazla kurum Gazze'ye doğru yola çıkma hazırlığı içerisinde.
Gemide bulunanların her biri kuşkusuz varlık nedenlerini bir biçimde izah edeceklerdi. Ontolojik düzeyde bu sorumluluğun Müslümanlığın bir gereği olarak alırken, ateistler bunun bir insani erdem olduğunu ifade ederek vurguluyorlar. Gemide çok farklı mezhepten ve görüşten insanlar vardı. Herkes varlığını oradaki bulunuş nedenini o şekilde vurguluyor ve bu doğal. Ben İsrail askerine “Allahu ekber” dediğimde yanımda bulunan Hristiyan aktivist bunu yadırgamıyordu.
Hayır. Organize olan iradenin ısrarla böyle bir dil kullandıklarını görmedim. İnsanlarda standart tavır ve tutum sergilemelerini istemek mümkün değil. Geminin üst güvertesinde bulunan ve daha yiğitçe pasif bir direnişte bulunan ve istekli olan arkadaşlarımız vardı. Bunları biz orada gördük bu doğal gelişen bir durumdu. Onlar gemiye korsanların binmesine daha fazla tahammül edemediler.
İsrail'in yaptığı askeri müdahele onu devlet kılmıyor. Ben 1948'den itibaren bir biçimde uluslararası kamuoyunun 'Devlet' diye tanıdığı bu organizasyonun çok büyük bir terör örgütü olduğuna inanıyorum. Devlet olarak tanınmasının bir yanılgı olduğunu ve dünyanın bu yanlıştan bir gün döneceğini düşünüyorum. Yahudiler'in bir devlete ihtiyacı varsa da devletin adresi bu topraklar olmamalı. Ortadoğu'nun kalbine saplanan organizasyonun nasıl inşaa edildiğini bütün insanlık biliyor. İsrail'de yaşayan insanların talebiyle ortaya çıkmış bir organizasyon değil.
Duygu dünyamızda bir hedefe kilitlenme vardı. Hepimiz Gazze sahillerine çıkmayı umut ediyorduk. Saldırı anında bile buna inanıyordum. Bir biçimde bu insanlar bizi etkisiz hale getirse de bu yardımları bir şekilde yerine ulaştırırız gibi geliyordu. Şehidleri görünce bu sefer hadisenin sandığımızdan daha ciddi olduğunu gördük. İsrail'in iddia ettiği gibi, bu geminin teslim alınması olsaydı, bunun birkaç yolu vardı. Askeri stratejistler ve kaptanlar bunu biliyor. Uyarırdınız, rotayı çevirirdiniz.
Olaylara bakışımızda pek bir değişiklik olmadı. Ama İsrail'in soluk ve soğuk yüzüyle çok canlı bir biçimde karşılaştık. Çok kısa süreli maduriyetlerim dışında böyle bir hapis hayatım olmamıştı. Açtot limanına indiğimizde insanlık dışı bir nefrete tanık olduk. Türkiye'ye hedef alan küfürler vardı. Bunlara canlı tanık olmak çok farklı.
Aksine. Şu an bir albüm oluşturacak kadar eserim var. Ama çıkarmak istemedim. İhtiyaç duymadım çünkü paylaşabileceğim farklı alanlar vardı. Ben parçaları yapıyordum arkadaşlarım onları internet ortamında paylaşıyorlardı. İlk albüm çıkardığımda tiraj hedeflememiştim ama yüzbinlerce sattı. Hiçbir albümümde telif anlaşması yapmadım.
Hayır. Sanat salt bir tebliğ aracı olamaz. Amacım insanın iç dünyasını keşfi, sonra üst değerleri sanat diliyle genç jenerasyona anlatmaktı. Yoksa sanat dini öğrenmenin, onu anlatmanın, açıklamanın bir aracı olamaz. Müziğimin sahici olduğunu düşünüyorum. Din tüccarı olsaydım böyle bir tepkiyle karşılaşmazdım.
Müziğe bakışım da hayata bakışım gibi. Sanatı hayatın dışında bir yerde görmüyorum. Ama sanatın doğasına eziyet etmeden onun da gereğini yerine getirmeye çalışarak belli bir estetik düzeye taşımaya gayret ettim. Hayatın bütün beşeri taraflarına rağmen ilahi olanın öncelikli olduğunu, yaratana karşı bir sorumluluğum olduğunu düşündüm. Allah bana böyle bir yetenek verdiyse ona hizmet etmeye karar verdim.
Halktan kopuk, onların anlamayacağı sanat algısına biraz mesafeli yaklaşıyorum. Geniş kitlelerin de beğeni düzeyinin çok iyi olmadığını biliyorum. Ona teslim olmamak gerekiyor.
Kaldırmıyor. Buradaki en önemli görev sahnedeki adamla onu dinleyenlere düşüyor. Müziğimi paylaşmaya başladığım zamanlar popüler bir kaç bestem oldu. Bunun çok fazla biliniyor olması kötü değil. Ama burada bir dengeyi gözetmek gerekiyor. Sahnedeki adamın formu önemli. Batıda sahnedeki adam yarı tanrısal bir mit gibidir. Bizde böyle bir sanat ve sanatçı algısının tasfiye edilmesi lazım. Sami Yusuf “Madonna ne yapıyorsa biz de onu yapabilmeliyiz” diyen biri.
Sami Yusuf'un ürettiği müziğin özgün olmadığını düşünüyorum. Çoğu salavatlardan oluşuyor. Ses rengi güzeldir, ne yazık ki müzikal anlamda yeni hiç birşey getirmez. Ona rağmen popüler olabilmiştir. Çok başarılı bir medya pazarlamasının ürünüdür. Haber saatlerine konuk olur, bilboardlarda fotoğrafları çıkar... Hangi boyutu nefsidir, hangi boyutu İslam sanatına hizmet eder tartışılır.
Hayır.
O öz eleştiriyi içerikten çok teknik açıdan yapıyorum. Ürettiğim eserlerin daha güçlü besteler olmasına, yorumlarımın daha iyi olmasına dikkat ediyorum. Arayı bu kadar uzatmamın bir sebebi de bu. Onlarca bestem var ama onları bir albüme taşımada eskisi kadar kolaycı değilim. Şiirselliği önemsiyorum, bir dönem yaptığım sloganik ifadeleri şimdi kullanmayacağım. Yaptığımız bu çalışmaların yeni bir şeyler söylemek adına hala önemli olduğunu düşünüyorum.






