OSMANLI'NIN EVLERİ depreme dayanıklıydı

Yeni Şafak
01:004/12/1999, Cumartesi
G: 15/05/2017, Pazartesi
Yeni Şafak
Arşiv
Arşiv

İstanbul'da 1509'da meydana gelen depremde can kaybı nüfusun yüzde biri kadardı. 1999 Marmara depreminde ise nüfusun yüzde yirmisi can vermiştir."

İSTANBUL- Çemberlitaş 9. Kitap Fuarı çerçevesinde düzenlenen "Osmanlı Medeniyeti'nde Şehir ve Şehir Kültürü" başlıklı panelde biraraya gelen bilim adamı, edebiyatçı ve araştırmacılar mimari yapımızdaki değişim sürecini masaya yatırdı. Fırat Kültür Merkezi'nde düzenlenen panelde konuşan Mimar Turgut Cansever, Osmanlı'nın ilk başkenti Bursa'da Osmanlı mimari özelliklerini görmenin mümkün olacağını dile getirerek: "Osmanlı'da doğa ve şehir iç-içedir. Şehrin her noktasında ayrı bir şahsiyet söz konusudur. Osmanlı mimarisinin huşu içersinde doğayı ve tarihi içinde barındırdığını görüyoruz" dedi. Avrupa şehir mimarisi ile Osmanlı şehir mimarisi arasındaki farka dikkat çeken Cansever: "Avrupa şehirlerinden en ünlüleri olan Paris ve Berlin, estetik kaygılarla değil, muhtemel halk isyanlarını kontrol altına almak amacı doğrultusunda kurulmuştur. Özellikle 1850'lerden sonra Türk aydınının hayran olduğu ve öve öve bitiremediği Paris'in özünde halk isyanına karşı kurulmuş bir şehir mimarisi yer almaktadır" şeklinde konuştu.

'Can kaybı Osmanlı zamanında çok düşüktü'

Osmanlı zamanında yaşanan büyük depremlere değinen Cansever: "İstanbul'da meydana gelen 1509'daki depremde can kaybı nüfusun yüzde biri kadardı. Çünkü Osmanlı mimarisi depreme dayanıklı evler inşa etmişti. Marmara depreminde nüfusun yüzde 20'si can vermiştir" dedi. Son yaşananan depremlerde çok sayıda can kaybının meydana gelmesinin sebebinin günümüz üniversitelerinden mezun olan mimarların bina yapımını bilmeden diploma almalarına bağlayan Cansever: "Mimarlar nasıl bina inşa edileceğini görmeden üniversitelerden mezun ediliyor. Oysa Osmanlı zamanında hem mimari yapıyla ilgili bilgi sahibi, hem de estetiği olan depreme dayanıklı evler inşa edecek mimarlar yetiştirilirdi" diye konuştu.

'Osmanlı mimarisini yangınlar vurdu'

Gazeteci-Yazar Beşir Ayvazoğlu ise, Türk aydınlarının Avrupa şehirlerine hayranlığı karşısında batılı şair ve ressamların da İstanbul'a hayran olduklarını söyleyerek: "Batılı ressamlar hayran oldukları İstanbul'u bütün ihtişamıyla o günlerde tuvallerine yansıttıklarını görüyoruz" dedi. Osmanlı zamanında depreme son derece dayanıklı evler inşa edildiği halde, yangınlarla bu evlerin yok olduğuna dikkat çeken Ayvazoğlu: "Osmanlı'nın son döneminde çıkan yangınlar ve yaşanan işgaller sonucu İstanbul eskisi gibi yeniden inşa edilememiştir" dedi. Son iki yüzyılda yaşanan savaşlar ve ekonomik çöküntüden sonra bile fotoğraflardan İstanbul'un çok güzel olduğunun görüldüğünü söyleyen Ayvazoğlu: "Osmanlı asla tabiata ihanet etmediği için o dönemde şehir güzelliğini yitirmemiştir" dedi.

'Mezarlıklar şehir merkeziydi '

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyelerinden İsmail Kara, Osmanlı şehir yapısı ile bugünkü şehir mimarisi arasındaki en önemli farkı yaşamla ölümün içiçe olduğu mimarinini değişmesi olarak özetledi. Kara: "Mezarlıklar, İslam şehrinin merkezî alanlarından birisi olarak yeralmıştır. Kayıtlara göre, Karacahmet mezarlığını halk hem ziyaret hem de mesire yeri olarak kullanırdı. Mezarlıklar daha sonra şehrin dışına itilerek yeni bir şehir mimarisi ortaya çıkmıştır" dedi.

'Tarihimizin nesinden ders aldık ki...'

Panelde konuşan Mustafa Armağan: "Tarihimizin nesinden ders aldık ki, geçirilen doğal afetlerden ders alıp depreme ve yangınlara dayanıklı yapılardan oluşan şehirler kurabilelim?" sorusundan yola çıkarak, zengin birikime rağmen bugünkü mimarinin acizliğini normal şartlardan ve hüsn-i zan zaviyesinden bakarak anlamanın imkansızlığına değindi. Armağan, seküler anlayışın şehirleri canevinden vurduğunu ileri sürdü. ------- Geri OKU ------------------





 


#Arşiv
#Yeni Şafak Arşiv