
Bugün karamsar bir yazı yazmayacağım, Öyle hukukun efendilerini suçlamayacağım, Ülkemizdeki hukukçuların önemli bir kısmının bilgisizlik ve ilgisizlik sorunu olduğundan da söz etmeyeceğim.
Teknolojik yeniliklere, dünyadaki hızlı gelişmelere, ülkemizde arka arkaya yapılan kanun değişikliklerine intibak edecek nitelikte hukukçu yetiştirilmediğinden de, tüm bunlara duyarsız bir hukukçu kitlesinden de bahsetmeyeceğim.
Bu niteliksiz kitlenin "uygulama başka teori başka" şeklindeki hukuki safsatanın arkasına sığınmış olduklarından hiç konu açmayacağım.
Hukukun vicdan ve ahlâk açığından da söz etmeyeceğim. Bir gün bu açığın ortaya çıkartacaklarının hem o sorunu yaratanları, hem de onlarla birlikte masumları da içine alarak yutma tehlikesi olduğunu mevzubahis etmeyeceğim…
Hukuk ve ahlak kurallarının kesiştiği yer olan vicdandan, hukukun kurallar ve objektif ölçüler içerisinde hâkimin vicdanını hakem kılmasından da, devlet adına karar verip milleti unutan hâkimlerden de, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir cümlesinin sürekli yalanlanmasını da vurgulamayacağım.
Hâkimlerin devletin değil, devletin hâkimlerin hizmetinde olduğunu yeniden gündeme taşımayacağım.
Hukuk elitlerimize; Nietzsche''nin "Yaptığınız işin felsefesini yapmazsanız yalnızca teknisyen olarak kalırsınız" cümlesini hatırlatmayacağım…
Çünkü bugün büyük kızımın doğum günü… Dün liseden mezun oldu, onunla tam da geleceğini konuşacağım gün bugün…
Ona bu ülkeye hüznü yakıştıran şairlerden, Ödüllerini yalnız ve güzel ülkesine adayan yönetmenlerden, Kitapları 50 dile çevrilen, geçmiş ile kökleri ile bağlarını kopartmayan yazarlardan, Marksist ve ateist olmasına rağmen dedesinin Mevleviliğini unutmayan, dine çatarken İslam''a da, peygamberine de hakaret etmeyip "ilmihal kitaplarının yeşil sarıklı iskeleti" diyen Nazım''dan söz edeceğim.
Edebiyatın, sanatın, dinlerin, fikirlerin, hayatın, her şeyden önce vicdan ve ahlak sahibi olmanın, insan olmanın önemini anlatacağım. İz bırakmış, eser bırakmış, yüreklerin ruhlarını ülkenin harcına katmış isimlerden söz edeceğim, sağ-sol, inançlı- inançsız ayrımı yapmadan.
Ona bilgelere saygı duymayı, bilgisiz elitleri küçümsemeyi, bilginin tüm kaynaklarını sağ-sol, eski-yeni, dini-lâdini diye ayırt etmeden önemsemeyi öğreteceğim…
Başkasının kutsalları hiçe sayıp kendi aklını kutsayan küçük adamları yok sayacağım.
Türkiye''nin önündeki fırsatlardan, ülkenin sınırları ile sınırlanamayacak hayallerden bahsedeceğim.
Bugün kızım 18 yaşına giriyor. Bugün onunla güzel şeyleri konuşacağız… Hele de başörtüsünden, gazete manşetlerini kaplayan kocaman İPTAL kararlarından, yasaklı annesinden, ömürlerini yasaklarla geçirmiş, yılmaz azimdeki teyzelerinden, İPTAL nedeniyle bir kez daha umutları yıkılan, gelecek hayallerine veda eden arkadaşlarından hiç söz etmeyeceğiz…
Kızımla hayallerimize kimsenin set çekmesine izin vermeyeceğiz.
En azından doğum gününde… Çünkü bugün Serra 18 yaşında…
O''na bugünkü gazeteleri değil, hukuku vicdan ve ahlakın çerçevesinde yorumlayanları okutacağım. Kimbilir belki de gerçek bir hukukçu olur…
Bugüne uygun favori alıntım ise şöyle;
"Şüphesiz hukuk kuralları belirli ihtiyaçlarla konulur, gerekirse yeniden düzenlenir. Ancak bugün ülkemizde, hukuk kuralları konulurken, toplumun gerçek ihtiyaçları dikkate alınmakta mıdır? Her zaman çok da makul ve meşru olmayan etkilerden uzak kurallar koyabilmekte miyiz? Toplumun tümünü etkileyen kurallar, gereği gibi tartışılabilmekte, menfaat dengesi tam olarak kurulabilmekte midir? Bir bütünü ve sistemi içinde barındırması gereken kuralların, bazen bütünlüğü ve sistematiği neden bozulmaktadır? İstisnalar, kimler ve ne için getirilmekte veya neden bazen istisnalar kurallara dönüştürülmektedir? Kurallar konulurken menfaat ve hak dengesi yeterince gözetilip korunabilmekte midir? Bazı kurallar ihtiyaç olmadığı halde neden çok sık değişmektedir; bazı kuralların değişmesi gerekirken neden değişmemektedir? Neden kanunların sistematiği, kavramları ve bütünlüğü, hukuk doktrinine aykırı popüler sebeplerle bozulmaktadır? Tüm bu sorulara vereceğimiz cevaplar, kurallar konulurken vicdan ve ahlakın neresinde olduğumuzu da belirleyecektir.
Eğer bir alanda kanun tekse, teori başka uygulama başka olamaz. Şayet bir farklılık varsa ya teori yanlıştır ya uygulama yanlıştır. Bunun ötesinde, bir yorum farklılığı söz konusu ise, o da ancak yorumun mümkün olduğu alanlarda ve durumlarda, bir görüş farklılığı olarak algılanmalıdır. Bu, teori başka uygulama başka safsata yüzünden neredeyse ülkemizde Usul Kanunları metruk hale gelmiş, her hâkimin her avukatın kendine göre bir usul uygulaması oluşmuştur. Yani, önce bilgisiz ve ilgisiz hukukçu kitlesi, sistemi bozup uygulamamış sonra da "teori başka uygulama başka" hurafesini uydurmuştur. Bunun hurafe yönünden, cahil insanların türbelere çaput bağlayıp dilek tutmasından hiçbir farkı yoktur. Ancak tehlikeli olan, genç hukukçuların bu ilkel hurafeye inanması ve gereğini yapmaması durumunda, mesleklerini icra edemeyecekleri inancını, bu hurafeyi çıkaranlar ve inananların sürekli beyinlerine işlemeye çalışmasıdır. Ayrıca bu hurafeye neredeyse iman etmiş kişiler, ancak bu hurafe kabul edilip gereği yapılırsa, çarkın içinde yer edinilebileceği söylentisini de yayarak genç hukukçuları da olumsuz yönde etkilemektedirler.
Gerçekten ufuk açıcı olan yazının devamı için, Doç. Dr. Muhammet ÖZEKES, www.barobirlik.org.tr
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.