Mertlik ve namertlik

00:0015/06/2009, Pazartesi
G: 3/09/2019, Salı
Gökhan Özcan

"Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu" ifadesini biliyor, kullanıyoruz, ama üstünde pek o kadar düşünmüyoruz. Oysa insanı hayatın her alanında "doğru"ya konumlandıracak önemli bir mihenk noktası olarak görebiliriz bu sözü… Birbirine eşit durumda olan iki insan arasındaki her türlü mücadelenin adil olduğunu söyleyebiliriz. Ama mesela elinde tüfek olanla olmayan arasındaki mücadele adil değildir. Eğer elinde tüfek olan tüfeğini ya da gölgesini kullanmaya meylediyorsa; bırakın bu mücadelenin adil olup

"Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu" ifadesini biliyor, kullanıyoruz, ama üstünde pek o kadar düşünmüyoruz. Oysa insanı hayatın her alanında "doğru"ya konumlandıracak önemli bir mihenk noktası olarak görebiliriz bu sözü… Birbirine eşit durumda olan iki insan arasındaki her türlü mücadelenin adil olduğunu söyleyebiliriz. Ama mesela elinde tüfek olanla olmayan arasındaki mücadele adil değildir. Eğer elinde tüfek olan tüfeğini ya da gölgesini kullanmaya meylediyorsa; bırakın bu mücadelenin adil olup olmamasını, ortadakinin bir mücadele olduğunu söylemek bile mümkün olmaz. Bu ilişki zalimle mazlum arasındaki bir ilişkidir artık. Velev ki elinde tüfek olan haklı, olmayan haksız olsun, durum değişmez. Ama bir ihtimal daha vardır; elinde tüfek olan tüfeğini elinden bırakır ve denkliği kurar ve mücadeleye böyle katılır. Bunun adı en güçlü ifadeyle mertliktir. Var olan avantajını denklik adına, adalet adına elden bırakan, eşit şartlarda kendine güvenen merttir. Buradan namertliğin ne olduğu da rahatlıkla anlaşılabiliyor.

Bizler üç kıtada at koşturan ordular kurmuş bir milletiz. Kazandığımız zaferler kadar, düşmanlarımıza gösterdiğimiz insanlıkla, merhametle, saygıyla da gururlanırız. Hem düşmana böyle davranmak, hem de bunu bir gurur vesilesi saymak, medeni toplumlara özgü bir haslettir, fazilettir.

Bizim tarihimizde akıllıca kazanılmış zaferler vardır, ama sinsice, hileyle, namertçe kazanılmış zafer yoktur. Öyle kabul ederiz; asırlar öncesine uzanan köklü bir geçmiş içinde başka türlüsü cereyan etmişse o kazanılanı zaferden saymaz, hatırımızda tutmayız. Burada tartışılabilir olan tarihtir, asla mertlik çizgisi değildir.

Bugünün savaşlarının o mertlik çizgisinden epeyce saptığı, savaşın gerekçesinin bile sinsi propagandalarla, provakatif hilelerle oluşturulduğunu biliyoruz. Üstelik bu namert tezgâhlarını sadece düşman tarafına değil, kendi toplumuna da kurduğunu görüyoruz savaş mühendislerinin. Aynı namertlikle başlatıyorlar sonra savaşlarını, şehirler dolusu savunmasız insanın üstüne, çocuk demeden, kadın demeden, yaşlı demeden, sivil demeden atıyorlar ateş toplarını… Dönüp dünyaya, dönüp kendi toplumlarına, "Biz aslında buralara demokrasi götürüyoruz!" diyebiliyor, namertçe, utanmazca, zalimce sırıtabiliyorlar.

Tarihin yakın bir noktasındaki bu kırılma çok önemlidir. Toplumların elinde silah bulunan kurumsal güçlerinin, "mertlik" önceliğini kaybetmiş olması insanlığın adalet duygusunu günden güne yitirmesi sonucunu doğuruyor bugün. Elinde silah olan, o silahın namusu demek olan sorumluluğu göstermeli, namertçe atılan her adımdan geri durmayı, elinde silah olmayanın varlığını savunmayı namusu bilmelidir. Elinde silah olmayanın "yanlış"ına karşı "doğru"yu savunurken bile, gücünü silahından almadığını gösterecek bir şuur içinde olmalıdır. Mertlikle namertlik arasındaki ince çizgiyi hiç aşmadan, gözden kaybetmeden…

Kendi halkına, kendi toplumuna, kendi insanlarına namert tuzaklar kurmak bizim topraklarımızın kaldırabileceği bir ağırlık değildir. Mertlik daima kazanacaktır, kazanmalıdır. Kendine mertliği yakıştıranlardan, namertliği her haliyle mahkûm etmelerini beklemek bizim medeniyet iddiamızın bir gereğidir.