
Türkiye’yi Suriye’den, Suudi Arabistan’ı Yemen’den, Mısır’ı Sudan’dan “çevrelemeye” çalıştılar.
Üç ülke de, “güney”den kuşatma altına alınıyor, üç ülkenin varlığına yönelik tehditler büyütülüyordu.
Suriye’de Baas rejimine yönelik halkın isyanı, ülkeyi parçalamaya, Türkiye’yi güneyden tehdit etmeye dönük bir “projeye” dönüştürüldü.
Yemen’deki İran varlığı, Suudi Arabistan’ı tehdit ediyordu. S. Arabistan ve BAE burada ortak bir cephe kurdu.
İran nüfuzunu dizginlemeye çalışırken iş, BAE üzerinden, Riyad yönetimini tehdit eden başka bir plana dönüştürüldü.
Sudan’da Ömer el-Beşir askeri darbe ile devrildi. Hemen ardından iş, Beşir yönetimini değiştirmekten iç savaşa dönüştürüldü. BAE ve İsrail burada da cepheyi kurdu. Ülke felâkete sürüklendi. Mısır için büyük bir tehdit ilmik ilmik işleniyordu.
Suriye’de bu proje için PKK’yı ve DAEŞ’i (IŞİD) desteklediler, YPG’yi kurdular.
Yemen’de Güney Geçiş Konseyi diye bir yapı kurdular, Yemen’i ele geçirmeye başladılar.
Sudan’da Hızlı Destek Güçleri diye bir yapı kurdular, ülkeyi işgal etmeye başladılar.
Üç ülkede de örgütler üzerinden harita çalışılıyor, işgal planları adım adım uygulanıyor, bölgenin üç güçlü ülkesini köşeye sıkıştıracak planlar gerçeğe dönüşüyordu.
Türkiye, Suriye’de direndi. Tek başına direndi. ABD ve Avrupa’nın Suriye ile ilişkileri terör örgütleri ile ilişkilere dönüşmüş, Baas yönetimini devirmenin ötesine geçmiş, ülkeyi parçalayıp Türkiye’nin güneyinde devasa bir kaos üretmeye, Türkiye’yi güneyden tehdit etmeye dönmüştü.
On beş yıl boyunca durduğu yeri hiç değiştirmeyen Türkiye, Fırat Kalkanı ile aşlayan müdahalelerle kaosun Anadolu’ya ulaşmasını engelledi. Suriyelilere sahip çıktı, içeride ve dışarıda ağır bedeller ödedi.
Sonunda “harita parçalama” planlarının tamamı çöp oldu. Suriye birleşti, harita birleşti, YPG hiçbir varlık gösteremedi, bitti.
Suriye, Türkiye’nin bu yüzyılda, şimdiye kadar ulaştığı, en büyük jeopolitik zaferdi. Çünkü bütün dünyaya karşı savaştı.
Hemen ardından Suudi Arabistan, Yemen meselesinin İran meselesinin ötesine geçtiğini, kendi varlığını tehdit ettiğini, ortağı BAE’nin İsrail’in bölge eksenli projelerine göre konum aldığını, kendisini vurmaya çalıştığını gördü.
Çok hızlı müdahalelere başladı. BAE’yi Yemen’den tamamen çıkardı, BAE ve İsrail’in on yıldır uyguladığı bütün planlar çöktü.
Suudi ordusunun bu kadar kararlı hareket ettiğini ilk kez görüyorduk. BAE tek cümle edemedi, direnemedi, çok hızlı biçimde bölgeden çekilmek zorunda kaldı.
Bunlar olurken İsrail, Somali’nin Somaliland bölgesini bağımsız devlet olarak tanıdığını açıkladı. Elbette BAE ile Kızıldeniz kıyısında, Hint Okyanusu kapısında yeni bir cephe kuruyordu.
İki ülke bu sefer de Somali’yi bölme planını devreye alıyordu.
Türkiye ve Suudi Arabistan, ilk kez bölgesel bir konuda açık bir cephe oluşturdu ve Somaliland projesine karşı tavrını net koydu. Bu iş de boşa çıkarılacaktı.
İki ülke, Sudan’da birlikte çalışmaya başlamıştı. BAE/İsrail destekli Hızlı Destek Güçleri ardı ardına yenilgiler almaya, güç kaybetmeye başladı.
Sonradan Mısır da bu eksene katıldı, Mısır üzerinden de bu milis güçlerine saldırılar başladı.
Öyle görünüyor ki, BAE ve İsrail’in Hızlı Destek Güçleri üzerinden yürüttükleri Sudan’ı parçalama planları da suya düşecek. Üç ülke, Sudan’ı toparlayacak, güçlendirecek.
Türkiye, Suriye üzerinden neler planlandığını baştan beri biliyordu ve bu tehditle mücadelede hiç tereddüt etmedi.
S. Arabistan, Yemen’de kendisine yönelik bir tehdit inşa edildiğini çok geç gördü ve çok hızlı biçimde bu tehdidi ortadan kaldırdı.
Mısır, Sudan’ın parçalanmasıyla Güney’den çevrelendiğini daha yeni yeni görüyor. Ama geç değil. Türkiye ve S. Arabistan’ın yaptığını iki ülke ile birlikte şimdi o da yapıyor.
İsrail, bulunduğu yerden geniş bir yay çizerek, o yayın içindeki güçlü ülkeleri zayıflatmaya, istikrarsızlaştırmaya, hırpalamaya dönük bir politika izliyordu. Bunun için de ABD’nin gücünü kullanıyordu.
Bu yayın içinde Pakistan da vardı. Hindistan’ı Pakistan’a saldırtan İsrail oldu. Ama işler istediği gibi olmadı, Hindistan çok fena itibarsız bir sonuçla yüzleşti.
Türkiye, İsrail’in bu planına uyanan ilk ülkeydi. 28 Şubat’ta İsrail ile eksen kuran Türkiye, bunun kendini vurduğunu gördü. 15 Temmuz saldırıları ile öyle de olduğu netleşti.
Türkiye’nin İsrail’e yönelik tehdit okuması doğrudur, ideolojik, kimlik eksenli değildir. Doğrudan jeopolitik aklın gereğidir.
Şimdi Suudi Arabistan ve Mısır da görüyor, görmek zorunda. Türkiye çok önceden bu ülkeleri gerçeğe çağırırken, onlar İsrail, Yunanistan gibi ülkelerle iş birliğine giriyor, bazıları Türkiye’ye karşı Akdeniz’de ortak cephe kuruyordu.
Ancak tehdit kendilerini de hedefe alınca gerçeğe uyandılar, pozisyonlarını değiştirdiler. Çünkü İsrail dostlarını da vuruyordu, bunu yaşadılar. Türkiye ile aynı eksene geldiler, bölgenin gerçek gücünü harekete geçirdiler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suudi Arabistan ve Mısır ziyaretleri, coğrafya tarihinde ve hafızasında çok önemli bir döneme denk geliyor. Belki de son yüzyılın uyanışının kapıları açılıyor.
Kendilerine yönelen “çevreleme” planlarını boşa çıkaran, bu yönde harekete geçen üç ülke arasında coğrafya ölçekli bir savunma kalkanı oluşturulursa, savaşların bölge dışına itilmesinde bir milat yaşanabilir.
Bu ülkelerin Suriye, Sudan, Somali, Somaliland planlarına bakışındaki netleşme, büyük umut vadediyor. Umarız bu yönde güç birliği artırılır, umarız bir barış ve refah havzası inşa edilir.
BAE ile birlikte hareket etse de, İsrail bütün cephelerde kaybediyor. Suriye’de, Sudan’da, Yemen’de… Somaliland planı da çökecek.
İşte İsrail bu yüzden İran’a saldırı için ABD’yi harekete geçirmeye çalışıyor. Bütün bölge ülkeleri ile ilişkileri bozuldu. Kendine yeni bir müttefik, yeni bir cephe inşa etmeye çalışıyor.
ABD ve İsrail’in şu an İran’a saldırı için hiçbir sebep yok. İsrail için bir tehdit yok. Ama bir sebep var: İsrail yine ABD gücünü kullanarak İran’da rejimi değiştirip kendine “dost” bir yönetim getirmeye çalışıyor.
Eğer bunu başarırsa, Türkiye ve bütün bölge ülkelerine karşı bir silah, bir cephe olarak kullanacak. Bu yüzden ortada kendisi için bir tehdit değil, bir proje var.
Türkiye ve bölge ülkeleri bunu bildikleri için, ABD’nin İran’a saldırısını engellemeye çalışıyor. Tahran yönetiminin bu ülkelerin elini çok da kolaylaştırmadığı ortada ama bu savaş mutlaka engellenmeli.
Aksi takdirde, İsrail’in “dost/cephe ülke” planı gerçekleşirse, Irak’tan Lübnan’a kadar bütün bölge yeniden savrulacaktır.
Suriye’de, Sudan’da, Somali’de, Yemen’de harita parçalamalarını engelleyebilen ülkelerin bu savaşı da engelleyeceğini, buna güçlerinin yeteceğini düşünüyorum.
Coğrafyamız son kırk yıldır ilk kez toparlanıyor. Bunun öncü aklı da Türkiye. “Ortaklıklar” üzerinden yeni bir dönemin kapıları açılıyor.
Türkiye-S. Arabistan-Mısır-Pakistan kuşağı, “Süper Kuşak” hedefine giden ilk adım olabilir. Küresel konjonktür bunun için inanılmaz fırsatlar sunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın S. Arabistan ve Mısır’da, Muhammed bin Selman ve Sisi ile yaptığı görüşmelerin içeriği sahada belli olacaktır. Zaten belli olmaya da başladı.
Bu yüzden, coğrafyamızda yeni bir milat için dev adımlar atıldığını söyleyebiliriz.
Umuda ihtiyacımız var. Ama bunlar aslında umut da değil. Güç okumasıdır...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.