Vicdanen müsterih

00:009/07/1999, Cuma
G: 9/09/2019, Pazartesi
İsmet Özel

Onu arıyoruz: Vicdanen müsterih kişiyi. Haklı olduğunu ispat etmiş olanı değil. Kendini haklı çıkarmış olanı, haklılığını bize kabul ettirmiş olanı hiç değil. Başımıza ne iş açtıysa iç hesaplaşmasını toplumda genel geçer değer yargıları karşısında beraat edecek şekilde sonlandırmış kimseler açtı. Bunlar bize her ne yutturdularsa onu haklılıklarının delili kıldılar. Hiç biri vicdanen müsterih değil; ama her birinin kamu önünde kınanmaktan kurtulmasına yarayacak bir, belki de bir çok mazereti var.

Onu arıyoruz: Vicdanen müsterih kişiyi. Haklı olduğunu ispat etmiş olanı değil. Kendini haklı çıkarmış olanı, haklılığını bize kabul ettirmiş olanı hiç değil. Başımıza ne iş açtıysa iç hesaplaşmasını toplumda genel geçer değer yargıları karşısında beraat edecek şekilde sonlandırmış kimseler açtı. Bunlar bize her ne yutturdularsa onu haklılıklarının delili kıldılar. Hiç biri vicdanen müsterih değil; ama her birinin kamu önünde kınanmaktan kurtulmasına yarayacak bir, belki de bir çok mazereti var. En büyük mazeretleri herkesin kusurlu olmasıydı. Mazeretlerinin kabulü sayesinde vicdan azabı çekmekten kurtuldular. Vicdan azabı çekmiyorlar, burası doğru; lâkin bu sonuca vicdanen müsterih oldukları için ulaşabilmiş değiller. Vicdan azabı çekmiyorlar, çünkü vicdanlarını devreden çıkardılar. Onların iç hesaplaşma dedikleri şey dış dünyanın şartlarında geçerli sayılan mantık düzenine cevap yetiştirmekten başka bir şey değildi. Dışları içlerini kapsadı ve meseleyi tatlıya bağladılar.

Vicdanen müsterih olana şahit olarak Allah yeterdi. İnsanın vicdanı müsterihse galip gelenin Allah olduğunu bilmekten ötürü müsterih olurdu. Müsterih vicdana kavuşmuş kişi dış ve izâfî âlemdeki değerlendirmeler dolayısıyla acı çekmeyecek değil. Onun istirahatı iç ve mutlak âlemdeki hüküm yerini bulduğu içindir. Oysa vicdanen müsterih olmadıkları halde vicdan azabı çekmeyen kimseler gün be gün dünya şartlarının tadını çıkarmak suretiyle galebe çalmış görünen her ne olursa onun şahadetine güvenmişlerdir. Eğer onlara da şahit olarak Allah yetseydi dünya şartlarından yararlanmayı bu derecede yüceltmez ve dünya şartlarının elverişsizliğine de bu derecede üzülmezlerdi. Hazları kazanç, acıları kayıp sayanlar kazandıkça haz, kaybettikçe acı duyan yaratıklara dönüşüyor. Böylece kendi bedenleri onların şahitleri haline geliyor. Şahit olarak Allah yeter sözü onlara hitap etmiyor.

Muhatap olduğumuza inandığımız söz "şahit olarak Allah yeter" ise vicdanen müsterih olanı ararken gerçekte kendimizi aradığımız fark edilir. Aradığımız vicdanen müsterih kişiyse ve bu kişiyi dünya şartlarının tadını çıkaranlar arasında bulamayacağımızı biliyorsak acaba tuttuğumuz yol bizi kasvetli bir hayatı mı tercihe mi zorluyor? Hiç de değil. Bir insanın hayatını kasvetli kılan dış ve izâfî âlemde uğradığı başarısızlıklar yani mağlubiyetlerdir. Galip olanın Allah olduğunu bilmekten ötürü vicdanen müsterih olanın hayatı niçin kasvetli olsun ki?