Sezen Aksu halleri

00:002/03/2010, الثلاثاء
G: 3/09/2019, الثلاثاء
Özlem Albayrak

“Sezen Aksu''yu nasıl bilirsiniz?” sorusuna, İzmirli Kemalistleri saymazsak “kötü bilirim” cevabı verecek bir insan evladı azdır herhalde bu ülkede.Kimi şarkılarında buldu çünkü kendini, kimi sivil ve aşık dilinde; bazısı kızları kurtarmak için verdiği mücadeleden memnun kaldı, bazısı için o biçim-bozan deli kadın halleri sevimlidir, kimisi Sezen''in hiç bitmeden, eksilmeden varolabilmesini beğendi. Velhasıl Sezen Aksu, kendini bu topluma sevdirdi. Ama bununla kalmadı daha zorunu başardı, o sevme

“Sezen Aksu''yu nasıl bilirsiniz?” sorusuna, İzmirli Kemalistleri saymazsak “kötü bilirim” cevabı verecek bir insan evladı azdır herhalde bu ülkede.

Kimi şarkılarında buldu çünkü kendini, kimi sivil ve aşık dilinde; bazısı kızları kurtarmak için verdiği mücadeleden memnun kaldı, bazısı için o biçim-bozan deli kadın halleri sevimlidir, kimisi Sezen''in hiç bitmeden, eksilmeden varolabilmesini beğendi. Velhasıl Sezen Aksu, kendini bu topluma sevdirdi. Ama bununla kalmadı daha zorunu başardı, o sevme halini dipfrizde dondurdu.

Ama, aynı “nasıl bilirsiniz?” sorusuna, duraksamadan, sendelemeden “süperdir” demek için de, kendisine tahsisli o enli tolerans halesini daha da genişletmek gerekli. Çünkü, tam da eksilmeden kalabilme becerisi, tam da 40 yıldır aynı sevgi çemberini çevresinde tutmayı başararak zirvede durabilmesi, tesadüfe şans tanımayan bir “popülarizm” becerisi gerektirir ki; bilen bilir, bu ip üstünde durmak kadar güç bir iştir.

Elbette Sezen Aksu''nun “kalender” görünen kişiliğinin, espri yeteneğinin, ne olursa olsun kuyruğu dik tutmayı bilmesinin, şarkılarının da, hayatının da “sıkı” olmasının, bu ortak sevgide rolünün olduğunu inkar etmek, haksızlık olur. Gelgelelim bunlar Minik Serçe''ye gösterilen sonsuz toplumsal hüsnü niyet istihkakının ana sebep gövdesini oluşturacaksa da, kanaatimce ellere kollara uzanabilecek kadar kapsamlı hünerler değildir.

Üstelik, Sezen''inki popülizm de değildir ki rahatlıkla suçlayabilelim. Politik durumu dramatize ederek halkın ilgi ve sevgisini uyandıracak bir politika güttüğünü söylemek için insaftan nasipsiz olmak gerektir.

Dolayısıyla Sezen''e gösterdiğimiz kadim toplumsal sevginin kaynağını bulabilmek zordur ve başarısı ise, tam da budur. Bir Hülya Avşar değildir ki O, gerektiğinde ağız dalaşı, kimi zaman çamur atma gibi yöntemlere bile başvurarak medyada kalmayı becerebilsin, sözgelimi bir Deniz Seki değildir ki ''ilişkileriyle'' tanınsın, bir Demet Akalın değildir ki ağzını bozarak haber olsun, Gülben Ergen değildir ki, “iyi aile kadını” kontenjanından sevilebilsin. Sezen''dir o, bunlara tenezzül etmezdir. Gibi.

Neden anlatıyorum bunları? Şundan: Sezen Aksu''yu 28 Şubat 1000 Yıl Süremez platformunun imzacıları arasında görünce doğrusu şaşkınlığımı gizleyemedim. Tamam, Kürt açılımına destek vermişti ama, bu kadarı beklenemezdi. Tamam, beklenmeyeni yapması çok anlamlıydı, toplumun büyük bir kesimini kendisine borçlu bırakan önemli bir destekti. Buna artı bir diyelim ve bir kenara koyalım.

Ancak şükranla aynı anda hafıza da canlandı. Aynı Sezen, Türkan Saylan''ın Kardelenler projesine tüm varlığıyla diyebileceğimiz bir inat ve sebatla destek vermemiş miydi? Elbette Sezen Aksu, kadınların örtünmesinin tek amacının koca bulabilmek olduğunu söyleyebilen, ancak onların okullara alınmaması gerektiğini ifade ederek aslında o kadınları gerçekten koca bekleyen ev kızı konumuna ışınlayan Saylan''la aynı fikirde olmak zorunda değildi.

Buraya kadar bir sorun yoktu. Vaktiyle Ergenekon davası çerçevesinde evi aranan Türkan Saylan''a Star Haber''i arayarak canlı yayında destek olması da öyle. Ancak destek cümlesinin “bir asker gibi görevdeyim” olması, yani verdiği bu desteğin “biçimi” sevenlerini şaşırtmaya yetiyordu. Askerlerin darbe planlarının gırla gittiği, Türkan Saylan''ın evinin aranmasının, Ergenekon davasını sululuk olarak göstermeye çalışan otoriter Beyaz Türk tarafından, haniyse savcının ve polisin yetersizliğine bir delil olarak kullanıldığı o muvazenesi kaymış günlerde, Fazıl Say''ın facebook''ta yaptığı siteme “askerinizim” diye koşması perhiz-lahana düalizmine kapı aralıyordu işte.

Hakeza, Kürt açılımı konusunda ortaya koyduğu cesaret, Güldünya''ya duyduğu merhamet, izleyenlerinin çoğunda bir sevgi kabarmasına neden oldu, ancak açılım dendiğinde adı akla gelen ilk sanatçı olmasına rağmen Başbakan''ın verdiği kahvaltıya “yoğun programını” gerekçe göstererek katılmaması, satükoya her zaman meydan okuduğu görüntüsü veren bu küçük kadının ''İzmirli statükocu Kemalistlerin tepkisinden ürktü''ğü yolunda bir işaret sayıldı. Yine zarif bir ters köşe durumu sayıldı.

Gerçi kendisini vaktiyle, vefatından sonra Anıtkabir''e defnedilmesini dillendirecek kadar sahiplenen, haniyse Tanrıça addeden otoriter Beyaz Türklerin, Sezen''in açılım konusundaki görüşleri ortaya çıktıktan, Ergenekon operasyonlarına destek verdiği anlaşıldıktan sonra, sanatçının itibarını yaralamak için çevirmedikleri dümen, söylemedikleri yalan ve atmadıkları iftira kalmadığını hatırlayınca, şaşmıyor insan duruma.

Yiğitlik tamam da, bir yere kadar değil mi? Sanırım herkes bu kadar yapabilse yeterdi…