MHP Genel Başkanı Bahçeli
kadar özgün, değişik, (eskilerin deyimiyle) nevi şahsına münhasır politikacı az bulunur.
Geçen gün
'nin CHP veya HDP ile hükümet kuramaması halinde kapılarının açık olduğunu söyledi.
E tabi bazı şartları var. Bu da gayet doğal. Nihayetinde arzular şelale.
Ya hükümet kurulamazsa ne olacak peki?
bu konuda da gayet net; seçime gideriz, diyor. Hatta tarih de veriyor:
Buraya kadar “enteresan" diyeceğimiz veya anlamakta güçlük çekeceğimiz bir şey var mı?
Bence yok.
Asıl CHP'nin tavrını anlamak zor! Hem
'yle koalisyon kurmayız yollu atıp tutuyorlar hem de erken seçim lafı geçince havaya bakıyorlar.
Madem erken seçimden bu kadar korkuyorsun afra tafra yapmayacaksın hemşerim.
Derdin ne?
Koalisyon kurup memleketi hükümetsiz bırakmamak mı yoksa yüzde 25'le yüzde 41'i mahkûm etmek mi?..
şunu da dedi:
“Biz kimseye kapıyı kapatmadık. Tüm formüller denensin. Önce benzer olanlar bir araya gelsin istedik…"
İmdi, burda biraz duralım. Duralım ve soralım, kim kime benziyor?
Yeni yetmeler bilmez,
öncesi,
CHP'ye hiç benzemezdi. Dahası, MHP'li gençlerle CHP'li gençler birbirlerini öldürürlerdi.
Hülasa, MHP'nin CHP'ye hiç mi hiç tahammülü yoktu.
O kadar ki,
'ın
ile
'in
'si koalisyon kurdu diye MHP'liler MSP'lilere demediğini bırakmamış,
“Vay bir de Müslüman olacaksınız, dinsiz- Allahsız komünistlerle ortak oldunuz; sizi gidi yeşil komünistler sizi…"
yollu tepki göstermişlerdi.
İşin tuhaf tarafı mahut propaganda da halkta karşılık bulmuş, (CHP- MSP koalisyonu Kıbrıs savaşını kazandığı halde) MSP'nin milletvekili sayısı 48'den 24'e düşmüştü.
Sonra devir değişti.
'nin MHP'si
'in
'siyle koalisyon kurdu. Hem de
'in, 12 Eylül öncesini kastederek, “Ülkücü katilleri unutmak mümkün mü…" şeklindeki hakaretine rağmen.
Bahçeli söz konusu koalisyon süresi boyunca gayet uyumlu portre çizdi. Çok öfkelendiğinde
çıkıp esip gürledi ama, Ankara'ya indiğinde Ecevit'in sözünün üzerine söz söylemedi.
Sonra ne olduysa seçime gitme kararı aldı.
Rivayetler muhtelif.
Bir rivayet veya yoruma göre o dönemde Türkiye'ye gelen
Irak ve Kıbrıs konusunda bastırıyor
de direniyordu. Bu direnişin karşılığında partisini (DSP) ikiye bölmüşlerdi. (Aklımda kaldığı kadarıyla, iki parçadan birinde Çakır Ruşen ve Sayın Gül'ün başdanışmanı Sever Ahmet de rol almışlardı.)
Bahçeli'ye de, koalisyonu boz, dediler. Bozmadı, yani Ecevit'i satmadı.
MHP de tıpkı DSP gibi bölünme operasyonuna maruz kalır mı dediler, yoksa bizim bilmediğimiz başka bir tehlike mi gördü, bilinmez; Bahçeli, birdenbire
kararı aldı. (Bu erken seçim sonucunda da koalisyon ortakları MHP, ANAP ve DSP Meclis dışında kaldı.)
Sonra
dönemi başladı.
'ın bilumum adamları AK Parti'ye karşı MHP'yle CHP'yi birbirine benzetme faaliyetine girdiler.
Her seçim aldıkları oyları sanki aynı partilermiş gibi alt alta toplayıp AK Parti'yle boy ölçüştürdüler. Ne ki boyları yetmedi.
O dönemde Bahçeli çıkıp da bir kez olsun bizim CHP'ye benzediğimiz falan yok demedi.
Şimdi CHP ve AK Parti'yi ( ve HDP de galiba) birbirine benzer parti tesmiye ediyor.
Halbuki, seçim kampanyası süresince kim kime nasıl benzemişti herkesin malumu.
Bahçeli en son olarak da CNN Türk'e yaptığı açıklamada Aydın Doğan'ın adamalarını sanırım sevindirdi.
Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan,
“Görevlendirmeyi yapmadan evvel liderlerle görüşmek gibi bir planımı var. Her birini ayrı ayrı davet edip sürece ilişkin görüşlerini almak istiyorum…"
demişti ya, Bahçeli, bunun üzerine, sadece
'ın görevlendireceği kişiyle görüşeceğini, bunun dışında kimseyle görüşmeyeceğini açıkladı.
Bu ne şimdi?
Türkiye Cumhuriyeti'nin yüzde 52 ile seçilmiş Cumhurbaşkanıyla görüşmem ne demek?
Onun görev verdiğiyle görüşeceksiniz ama onunla görüşmeyeceksiniz?
Peki ya görevi size verirse ne yapacaksınız?
Diyelim ki
'da erken seçim yapıldı ve partiniz seçimden birinci parti çıktı, ne yapacaksınız? Sayın Cumhurbaşkanımızla görüşmeyecek, ondan görev almayacak, hükümeti kurmak için bakanlar kurulunu sunmayacak mısınız?
Sayın Cumhurbaşkanıyla görüşmem demenin sonuç itibariyle Anayasayı takmam anlamına geldiğini Bahçeli çapında bir politikacı bilmez mi?