Fransa'da üç maymun

Yeni Şafak
04:0013/06/2016, Pazartesi
G: 13/06/2016, Pazartesi
Yeni Şafak
Gündem
Gündem

Ağaç bahanesiyle başlayıp, Türkiye'nin hayati projelerini hedef alan Gezi kalkışması dünya medyası tarafından 24 saat yayınlanırken, Fransa'daki protestocuların haklı taleplerine karşı uygulanan polis şiddetine aynı medya üç maymunu oynamaktadır.

-Prof. Dr. Mazhar Bağlı

25. Dönem AK Parti Şanlıurfa Milletvekili


Son günlerde televizyon ekranlarına benzin kuyruğundaki Fransızları, halkı polisle karşı karşıya getiren gösterileri, yer yer polisin oldukça sert karşılık verdiği olayların yansıdığını görüyoruz. Peki ilk günlerde enerji sektörü daha sonra ulaşım sektörünün grev kararlarıyla sarsılan Fransa'da neler oluyor?



Olayların nedenini anlamak için bu yılın başlarında iktidardaki Sosyalist Parti'nin, işçi yasalarında işten çıkarmayı kolaylaştıran, işverenlerin çalışma saatlerini artırıp fazla mesai ücretlerini azaltabilecekleri dolayısıyla işçileri daha az ücretle daha fazla çalışmaya zorlayacak neo liberal bir “işçi yasasını” yürürlüğe koyduğu süreç bilinmeli. Üstelik söz konusu yasanın parlamento onayı olmadan hükümet yetkisiyle geçirilmesi kararı sonrası halk sokağa döküldü. Neredeyse iki aydır süren ve yarım milyon insanı sokağa döken bu eylemler ardı ardına alınan grev kararları ülkeyi zora soksa da hükümetin bu konuda geri adım atmadığı, buna rağmen sendikaların yasanın senatoya geleceği 8 hazirana dek hükümete baskı yapacakları bilgisini çeşitli haber kaynaklarından ediniyoruz.



PARİS – GEZİ KARŞILAŞTIRMASI

Burada bir parantez açıp, Herbert Marcuse'in Tek Boyutlu İnsan adlı çalışmasına da bir göndermede bulunmak mümkündür. Endüstrinin, özellikle de kültür endüstrisinin ürettiği insanı anlatır. Çalışma alanına da buradan bakar. Kültür endüstrisi üretir, tüketir, sersemletir ve köleleştirir. Sonra da saldırganlık başlar. Bugün Fransa'da olup bitenleri de esasında bu çerçevede okumak mümkündür: Sol iktidar üretmek, tüketmek ve sersemletmek istiyor ama sonuçta insanlar saldırganlaşıyorlar. Bundan kurtulmak için Marcuse'in sunduğu alternatifler ise başlı başına bir yazı konusu.



Özellikle Euro 2016 sürecinde endişeyle izlenen grevler bir yandan da sosyalist bir iktidarın işçi sınıfı yerine sermayeyi kollayan uygulamaları nedeniyle Avrupa'daki sol çevreler arasında önemli bir tartışmayı da beraberinde getirdi.



Yukarıda özetle aktarmaya çalıştığım vaka, bizdeki uğursuz Gezi kalkışmasının 3. yılı münasebetiyle Türkiye ile Fransa'nın karşılaştırmalı bir analizini yapmayı zorunlu kılıyor. İşsizliğin arttığı, liderinin popülaritesinin %14'lere düştüğü, akaryakıtın araç başına 20 litreyle sınırlandığı, somut sıkıntılar yaşayan bir ülkedeki rahatsızlığı anlayabilir, hatta sade vatandaşlar olarak Fransız işçisi ile empati kurup onların yanında tutum alabiliriz.



Peki haftalarca vandallığa varan yıkıcı gösterilerle sarsılan, batı medyası ve içerdeki yerel uzantıları tarafından kışkırtılan, durduk yere ülkemizi zora sokan gezi olaylarının somut bir nedeni var mıydı gerçekten?



2013 yılı mayıs ayı ekonomik değerlerini hatırlayalım doların 1.76 faizlerin % 4-5 bandında olduğu, çalışma alanında işçi ve memurların özlük haklarının reforme edildiği, dünyadaki kriz ortamında sürekli büyüme rekorları kıran, işsizliğin tek haneli rakamlarda seyrettiği, terörün bitirilmesi adına demokratik bir çözüm projesinin uygulanmaya çalışıldığı, ceberut devlet anlayışının yerle bir olduğu bir ülkedeki olayları nasıl izah edebiliriz?



“Mesele ağaç değil hala anlamadın mı” sloganı ile asıl amacının ülkede huzursuzluk çıkarmak olduğu afişe olmuş bir isyan hareketiydi Gezi olayları. “Halk İktidara Tayyip Mezara” afişlerinden tutun iktidar partisinin tüm üst düzey yöneticilerini idamla tehdit eden antetli ve imzalı mektuplara kadar her şeyiyle tam bir kalkışmaydı, isyan hareketiydi.



HAYATİ PROJELER HEDEF ALINDI

Hatırlarsanız zamanın başbakan yardımcısı Bülent Arınç hükümet adına gösterici temsilcileriyle (Taksim Dayanışma Platformu) görüşmeyi kabul etmiş ve onların taleplerini dinlemişti. Günlerce büyükşehirlerde binaları işgal eden, kamu mallarına görülmemiş boyutta zarar veren, pek çok masumun hayatını kaybetmesine neden olan sözde çevreci güruhun sözcülerinin sıraladığı talepler dönüp dolaşıp ülkenin büyük ölçekli yatırımları ve kalkınma projelerini hedef alıyordu.



Konu Gezi Parkı'ndaki bir “ağaç” ile başlayıp Üçüncü Köprü, Kanal İstanbul, Üçüncü Havaalanı, HES'ler ve Nükleer santrallerin iptaline bağlanmıştı. Eğer Cumhurbaşkanı, dönemin başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tek başına bu çapulcuları foseptik çukuruna gömmemiş olsaydı sahiden bunların hepsini iptal eder ve aynı zamanda da ülkeyi kan gölüne çevirirlerdi.



Gezi kalkışması sırasında Türkiye'de ve Avrupa'da medyanın ve sosyal medya platformlarının takındıkları tutum nasıldı? Bugün Fransa'da (veya herhangi bir Avrupa ülkesinde örneklerini gördüğümüz sokak gösterileri) ile karşılaştırıldığında Batı medyasının haberi ele alış ve aktarış biçimlerindeki iki yüzlülüğü görmek için medya uzmanı olmaya gerek yoktur.



KÖRLEŞEN KÜRESEL MEDYA

Fransa da görece haklı talepler doğrultusunda gerçekleşen sosyolojik tepkinin ve Fransız güvenlik güçlerinin müdahale biçiminin haberleştirilmesi, sayısal anlamda medya organlarında yer alması ile Gezi olaylarındaki tutum ve istatistik arasında büyük farklar bulunmakta. Google firmasının vergi bahanesiyle basılmasından tutun Gezi'de ateşli silah molotof taş vb. öldürücü silahlarla mücadele eden güvenlik güçleri dünya medyasında tam sayfa afişe edilirken, haklı talepler sonucu gerçekleşen gösterilere sahne olan Fransa'da polisin sert tutumu sözbirliği edilmişçesine gözardı edilmektedir.



Doğal olarak Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan bu konudaki endişelerini dile getirmektedir. Demokrasi dışı yollara başvurulmasından kaygılanmaktadır. Ve aynı zamanda Fransa'ya itidal çağrısı yapılmaktadır ve yapılması da gerekiyor.



Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın dile getirdiği bu endişe, onların Gezi isyanındaki kışkırtıcı rollerine bir misilleme gibi görülebilir ama bu doğru bir okuma değildir. Türkiye, dünyadaki tüm haksızlıklara ta baştan beri itiraz etmekte ve bu konulardaki endişelerini dile getirmektedir. Birleşmiş Milletler sistemine de bu tarz bir endişeden dolayı itiraz etmektedir zaten. Çifte standartlı bir mekanizmanın dünyaya huzur getirmeyeceğine işaret etmek istiyor. Birilerini yermek veya öç almak için değildir.



Son olarak ülkemiz ekonomisi ve sosyal yapısında büyük kırılmalara ve durağanlığa neden olan Gezi olayları ardındaki sosyolojiye iktidarın elbette bigane kalmaması gerekir. Muhalefet yetersizliği yüzünden kendini ifade etmede bu tip kalkışmaları tek çıkar yol olarak gören yani kendini çaresiz hisseden topluluklara da elbette kucak açılmalıdır. Makul talepleri yerine getirilmelidir. Bu bizim demokrasimizin imkanları çerçevesinde izale edilebilecek bir sorundur lakin şu an gözümüzün önünde cereyan eden Fransa'daki grev hadisesi batı medyasının hali ile çok daha süfli nedenlerle Türkiye'de meydana gelen herhangi bir toplumsal olaya aynı medya çevrelerinin verdiği tepki arasındaki oransızlık da görülmelidir.





#Fransa
#Paris