Yemen’in çok bilinmeyenli denkleminde Mekke İttifakı
04:00, 01/10/2026, Perşembe
Yeni Şafak

İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.
Yemen’de istikrar isteyen tüm grupların bir araya getirilmesi ve Yemen Hükümeti çatısı altında toplanması, Yemen’de çözüm için önemli bir eşik olacaktır. Bu gerçekleştirilebilirse Husilerin masaya oturmak zorunda kalması kaçınılmazdır.
Dr. Mustafa Öztop/Ortadoğu Araştırmacısı
Yemen tarih boyunca dış aktörlerin umduklarını bulamadıkları coğrafyalardan biri olmuştur. Büyük güçler için Afganistan’a dair anlatılanlar yine büyük güçler ve bölge aktörleri açısından Yemen’le benzetilebilir. Yemen’i pek çok devlet kontrol etmek istemiş ancak bunu tam anlamıyla gerçekleştirebilen ve özellikle de sürdürebilen pek olmamıştır. Bölgenin en uzun süren siyasi geleneğini Zeydi İmamlar üzerinden bölgede varlık gösteren Zeydiler oluşturmuştur. Osmanlı Devleti, Yemen’de kimi dönemlerde kontrolü ele geçirse de bunu uzun yıllar sürdürebilmeyi başaramamıştır. Benzer şekilde İngilizlerin kontrolü Osmanlılar kadar bile sürmemiştir.
KRAL ABDÜLAZİZ’İN OĞLUNA ÖĞÜDÜ
1934’te Yemen’de İmam Yahya ile Suudiler arasındaki anlaşmazlıklar artmıştır. Suudi emirler Suud ve Faysal komutasında Harad şehrini ele geçirmiş ve Hudeyde’ye doğru ilerlemiştir. Bu esnada Yemen’de İmam Yahya’nın güçleri geri çekilmiş ve bölgedeki bazı aşiretler Faysal’a itaat sözü vermiştir. Bu gelişmeler sonrası İmam Yahya, Kral Abdülaziz’e ateşkes mesajları göndermiş, bölgedeki İngiliz ve İtalyan güçleri de hareketlenmeye başlamıştır. Faysal buradan daha ileriye giderek büyük bir zafer kazanacağını düşünürken babası Abdülaziz, geri çekilme emri vermiştir. Çünkü Abdülaziz, olası bir savaş halinde İtalyan müdahalesinden endişeleri nedeniyle İngilizlerden beklediği desteği bulamayacağını, Hicaz’dan Hudeyde’ye uzanan tedarik hatlarının bakımının zorlaştığını göz önünde bulundurmuştur. Faysal, Riyad’a döndüğünde babasına hararetle niçin geri çekildiklerini sorduğunda Abdülaziz, Yemen’i fethetmenin kolay olmadığını, kolay olsaydı bunu İngilizlerin yapacağını ve bu nedenlerle ciddi anlamda enerjilerini harcayacakları böyle bir savaşta güçlerini tedbirsizce sarf edemeyeceklerini belirtmiştir. Ayrıca Kral Abdülaziz oğlu Faysal’a Yemen konusunda; “Hiçbir yabancı Yemen’e çok uzun süre hâkim olamaz, bunu yapmak isteyen her aktör er ya da geç hüsrana uğrayacaktır” şeklinde öğütte bulunmuştur.
1960’lı yıllara gelindiğinde Mısır, Yemen’i kontrol etmek için müdahalede bulunmuştur. Kral Faysal, edindiği tecrübelerle bu süreçte Yemenlilerin kendi ülkelerinin yönetim biçimlerine karar vermeleri gerektiğini dile getirmiş ve Yemen’de tüm tarafların bir anlaşmaya varması yönünde bir politika benimsemiştir. Ne var ki Faysal’ın bu politikası, Mısır’ın tutumunu değiştirmemiş, Yemen’de istikrar sağlanamamıştır. Bu gelişmelerin akabinde Nasır öncülüğündeki 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda Mısır’ın yaşadığı kayıplar, Kral Faysal’dan destek talebine dönüşmüş, bu da Mısır’ın Suudiler ile yaşanan Yemen rekabetini sürdürmesine mâni olmuştur. Bu gelişmelerin sonucunda görece istikrar sağlansa da Yemen’de çatışmaları engellemek mümkün olmamıştır. Ancak Suudi Arabistan’a, Yemen’den gelecek tehditler engellenmiştir. Bu başarı, Yemen iç dinamiklerini doğru değerlendirmek ve askeri müdahale gibi seçeneklerin dışında mali yardımlar ve diplomasiyle mümkün olmuştur.
RİYAD-TAHRAN REKABETİ
2000’li yıllar sonrası Yemen’de Suudi Arabistan-İran arasındaki rekabet yoğunlaşmıştır. Bedrettin el Husi’nin İran’da dini eğitim almış olması ve Yemen’de etkisini artırması bölgedeki mezhebi rekabeti tırmandırmıştır. 2004’te İran Şiiliği etkisindeki Bedreddin el Husi’nin oğlu Hüseyin’in kuzeyde yer alan Zeydilerin dışlanmasına tepki olarak kurduğu Ensarullah hareketi bu rekabetin öne çıkan aktörü haline gelmiştir. Bu rekabetin tırmanmasında ABD’nin Orta Doğu’da İran’ın önünü açan politikaları da etkili olmuştur. Yemen’de Zeydi Şiiler bölgenin yerel ve belirleyici aktörlerinden biridir. Husiler üzerinde İran etkisinin artması, hareketin liderindeki Kum etkisi, bölgede meydana gelen koşulların İran desteğiyle ortak çıkarlara dönüşmesi ve özellikle de Suudilerin askeri seçeneklere yönelmesi ve bu seçeneklerde tam başarı elde edememesidir.
İSRAİL VE İRAN YAKINLAŞIYOR MU?
Mekke Anlaşması, bölgede yeni ve ani gelişmelere neden oldu. Bu gelişmelerden en çok dikkat çekeni İran ve BAE ilişkilerindeki keskin ve belirgin değişim oldu. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, BAE Veliaht Prensi Muhammed b. Zayed ile görüşmelerinde geçmişi geride bırakıp geleceğe bakma konusunda anlaştıklarını beyan etti. ABD’nin İran’a açtığı savaştan bu yana özellikle İran’ın Körfez ülkelerine verdiği karşılıklarda bu süreçten en çok zarar gören aktör BAE olmuştu. İran’ın bu tutumu karşısında İsrail ve ABD’nin Körfez ülkeleri ile İran arasında bir savaş başlatmak istediğine ilişkin pek çok gelişme yaşandı. Bu tabloda Mekke İttifakı sonrası, hızlı biçimde İran ve BAE’nin yaşananları geride bırakıp geleceğe bakacaklarını söylemeleri ittifaka karşı bir adımdır. BAE’nin İsrail’in Gazze Soykırımı’na rağmen normalleşme anlaşmalarını ve İsrail’le yakın ilişkileri sürdürdüğü malum. Geçtiğimiz aylarda Yemen’de Suudi Arabistan-BAE rekabetinin yansıması olarak BAE’nin desteklediği Güney Geçiş Konseyi’nin kendini feshetmesi ve akabinde Husilerin hızla alan kazandığı bölgelerin BAE’nin çekildiği bölgeler olması Suudi Arabistan’a bir tuzak kurulmuş olma ihtimalini güçlendiriyor. İttifakın imza altına alındığı Mekke’de; son günlerde bu gelişmeler endişeye neden oldu.
MEKKE İTTİFAKI
Yemen’in tarihi, coğrafyası, lojistik ve arazi şartları, toplum dinamikleri ve yerel aktörleri değerlendirildiğinde Yemen’e nüfuz etmek kolay değil. Buna mukabil bölgede istikrar ve barışın tesisi için de Yemen görmezden gelinemez. Konumu bakımından Yemen’de en stratejik ve etkin imkanlara sahip aktörün Mekke İttifakı olduğu söylenebilir. Suudi Arabistan’ın Yemen ile uzun bir sınıra sahip olması, Türkiye ve Pakistan’ın üçgenin iki noktası olması durumunda Suudi Arabistan ve Yemen’in üçüncü nokta olması jeopolitik bakımından Mekke İttifakı’nın imkanlarını güçlendiriyor.
Bu nedenlerle Mekke İttifakı’nın önümüzdeki süreçte atacağı adımlarla ilgili çerçeve çizmek gerekirse; öncelikle hızla Suudi Arabistan’ın güvenliğini temin edecek adımlar atılacaktır. Akabinde de Yemen’de Husiler üzerinden kurulmak istenen denkleme müsaade edilmeyecektir. Bu süreçte İran etkisi dışında kalan Zeydi gruplarla iletişim ve etkileşim önemli bir adım olacaktır. Yemen’de istikrar isteyen tüm grupların bir araya getirilmesi ve Yemen Hükümeti çatısı altında toplanması, Yemen’de çözüm için önemli bir eşik olacaktır. Bu gerçekleştirilebilirse Husilerin masaya oturmak zorunda kalması kaçınılmazdır. Böylece İsrail’in Müslüman devletleri savaştırma planı ve İran’ın bölgeyi mezhepçi politikalarla istikrarsızlaştırma çabaları akamete uğrayacaktır. Yemen’de yeni siyasi sürecin önü açılacak ve Türkiye’nin tıpkı Libya’da önce meşru hükümeti desteklemesi ve akabinde de Libya’nın doğusundaki Bingazi hükümetiyle bir araya getirmesi örneğindeki gibi bir süreç işletilebilecektir. Böylece Türkiye’nin çevresine yaydığı barış ve güvenlik mimarisi Yemen’e ulaşmış ve Mekke İttifakı da savunma odaklı barış politikasını bölgede tatbik etmiş olacaktır. Bölgeyi istikrarsızlaştıran İran’ın elindeki son koz alınarak, İsrail’in bölgedeki diğer devletleri yok sayan yaklaşımının önüne geçilecektir.