Musul-Kerkük'teki hakkımızı alamadık

Yeni Şafak
01:004/02/2005, vendredi
G: 26/05/2017, vendredi
Yeni Şafak
Arşiv
Arşiv

Türkiye'nin gelişmelere seyirci kalmama yönündeki politikası, 84 yıl önce, ateşkes sözleşmesine rağmen oldubittiyle İngilizler tarafından işgal edilen Musul-Kerkük sorununu yeniden gündeme getirdi.

---------------------------------- manset -------------------------------------------
---------------------- manset ---------------------

Türkiye'nin Kerkük'teki gelişmelerle ilgili takip ettiği politika, Musul ve Kerkük'ün 84 yıl önceki durumunu yeniden gündeme getirdi. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'na 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi ile son verdi. Mütareke'ye rağmen İngilizler Musul'u kuşattılar. Musul'da bulunan Ali İhsan Sabis Paşa, Nusaybin'e çekildi. İngilizler tek kurşun atmadan Kasım 1918'de Musul'u işgal ettiler. Lozan görüşmeleri başlayınca Ankara, Musul civarındaki askeri hareketlerini durdurdu. Kerkük ve Musul, Misak-ı Milli sınırları içindeydi. Ankara, sorunun görüşmeler yoluyla çözülmesini uygun gördü.

Beşyüzbin sterlin masalmış!

Musul sorunu Lozan müzakerelerinde çözülmedi. Kerkük ve Musul'da plebisit yapılması teklifini reddeden İngiltere sorunu Milletler Cemiyeti'ne havale etti. Sorun İngiltere ile Türkiye arasında 5 Haziran 1926'da yapılan antlaşma ile çözüldü ve bugünkü Irak sınırı tespit edildi. Türkiye 25 yıl süreyle Irak petrollerinin yüzde onu için öngörülen 500 bin İngiliz sterlini karşılığında haklarından feragat etti. Hikmet Uluğbay'ın,"İmparatorluktan Cumhuriyete Petropolitik" isimli kitabında verilen bilgilere göre bu yanlış. 1926'daki andlaşmanın 14 b maddesine göre Irak petrol gelirlerinden 25 yıl boyunca Türkiye'ye yüzde 10 pay verileceği öngörüldü. Bu payın tutarı 5.5 milyon sterlin. Bunun 3.5 milyon sterlini ödendi. Geriye o günün parasıyla 2 milyon sterlin kaldı. 1927'den 1955'e kadar bu pay ödendi. Bu yıldan sonra ise CENTO'nun kurulmasıyla Türkiye alacağının üzerinde durmadı. Bu yıla kadar bütçede görülen bu kalem sonra konulmadı. 1958'deki Bağdat'taki askeri darbeden Türkiye bütçesine bu hakkını yeniden 'alacak' olarak koydu. 1986'ya kadar da bütçede alacak olarak gösterildi. 1986'dan sonra yeniden bütçeden kaldırıldı. Uluğbay'a göre, 500 bin sterlinlik ödemenin Türkiye'nin bu haktan vazgeçmesi için değil, andlaşmanın bir başka maddesi uyarınca bir yıl içinde Türkiye'nin bazı yıllık paylarının petrol şirketinin sermayesine katılması karşılığı önerilmiş. Uluğbay, 2 milyon sterlinin devletler arasında önemli bir para sayılmayacağını, ancak, hukuki açıdan bir hak olup olmadığının devletler hukuku açısından incelenmesi gerektiğini vurguluyor.

Kayra tesadüfen karşılaşmış!

Türkiye'nin bu parayı da tahsil edemediğini eski Maliye bürokratlarından ve Enerji eski Bakanı Cahit Kayra bir tesadüf sonucu ortaya çıkarıyor. Kayra "38 Kuşağı" isimli kitabında olayın detaylarından şöyle bahseder: "1952 gelir tahminlerini hazırlarken bir şey keşfettim. Bizim Irak petrollerinden her yıl aldığımız pay birden iki katına çıkmıştı. İnceledik ve böylece ilk kez Irak petrollerinden aldığımız payı öğrendik. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Musul, Misak-ı Milli sınırları dışında kaldı; karşılığında bize 25 yıl süre ile üretilecek petrolden Irak devletinin alacağı payın yüzde 10'unun verilmesi konusunda anlaşma yapıldı. Birinci sorun 25 yıl hangi tarihte başlayacaktı? 1926 mı? Hayır. 1932'de Irak hükümeti ile anlaşma yapılmış. Üretim o tarihlerde başlamış. Bizim payımız da o tarihten itibaren işlemeye başlayacak. Zamanında bunu bir protokolle kararlaştırmışlar. Oysa şimdiki Irak hükümeti bu payın bittiğini söylemekte. İkinci konu daha çapraşık. Irak 1950'de petrol şirketleri ile yeni anlaşma yapmış; varil başına aldıkları payları artırmışlardı. Bize eski oran üstünden pay verilmişti. Kendi hesaplarımıza göre alacağımızı 100 milyon lira (o zamanki kurla 35 milyon dolar) olarak saptadık. Bizim o zamanki ödemeler dengesi boyutlarına göre çok büyük bir rakam. Bizim hazine kendi derdine düşmüş durumdaydı. Dışişleri ise NATO, OECD, GATT gibi sorunların altına inmiyordu."

Herkes topu birbirine atmış

Kayra'ya göre bakanlıkta Irak petrolleri ile ilgili bir dosya bile yokmuş. Daha önemlisi 1932 protokolü de bulunamamış.. Ortada sadece Resmi Gazete'de yayımlanmış bir protokol metni vardı. Kayra Resmi Gazete'nin nüshasını alıp Bağdat'a gidiyor. Irak Başbakanı Nuri Sait Paşa sürenin 1957'ye kadar uzatılabileceğini söylüyor. Kral Naibi Süleyman Hikmet ise "en doğrusu fazla direnmemek, bu pay baç gibi bir şey. Hiç vermiyoruz derlerse ne olacak? Savaş mı? Zaten adamların iç durumu karışık" diyor. Kayra, 50 milyonu alıp dosyayı kapatmayı hükümete önerme kararı veriyor. Maliye Bakanı Hasan Polatkan "sonra da öteki 50 milyonu ceplerine attılar desinler mi" diyerek itiraz ediyor, topu Dışişleri'ne atıyor. Böylece sorun ortada bırakılıyor. 50 milyonun alınması ya da başka bir çözüm önerisi için beklenen talimat bir türlü gelmiyor. Bağdat'ta bekleyen Kayra eli boş dönüyor. Kayra, "1958'de Irak'ta kanlı bir devrim patladı. Biz de alacağımızdan tümüyle vazgeçtik. Herkes rahat etti. Bu iş böylece kapandıktan sonra Dışişleri'nde 1932 protokolünün artık işe yaramayacak olan dosyası bulundu ve arşive kaldırıldı" diyor.

Kültür Girişimi Çalışma Grubu'ndan Kerkük bildirisi

Aralarında Şakir Eczacıbaşı, Oktay Ekinci, Doğan Hızlan, Emre Kongar, Metin Sözen, Hıfzı Topuz isimlerinin bulunduğu Kültür Girişimi Çalışma Grubu, Kerkük kenti üzerine bir bildiri yayınladı. Gerek tarihsel süreç içindeki değerleriyle; gerekse aynı tarihin kanıtlarını ve bellek mirasını oluşturan mimari dokusu ve anıtsal yapılarıyla, uygarlıklar birikimi açısından bir Türk kenti olduğunun belirtildiği açıklamada "Son gelişmeler, Kerkük'ün bu evrensel kimliğini olumsuz yönde etkileyecek ve kentsel, kültürel miras üzerinde riskler oluşturacak yönde kaygılar yaratmaktadır" denildi. Öte yandan, Mazlum-Der'den yapılan açıklamada şöyle denildi: "Bir grubu diğerinin karşısında konumlandırmak, çözüm arayışlarının önündeki engellerden biridir. Sorunların çözümü için adalet çerçevesinde, ortak tarihi birikimi ve değerleri gözeten çözümler aranması gerekir."

ITC'ye Türkiye'deki sandıklardan yüzde 85 oy

Irak seçimleri için Ankara ve İstanbul'da 3 merkezde oy kullanan Iraklılardan yaklaşık yüzde 85'inin Irak Türkmen Cephesi'ne (ITC) oy verdiği bildirildi. ITC'nin internet sitesinde yayımlanan gayri resmi sonuçlara göre, 4030 geçerli oyun 3413'ünü ITC aldı. Diğer Türkmen listesi olan Türkmen Milliyetçi Hareketi'ne 249 oy çıkarken, Irak Başbakanı İyad Allavi'nin partisi 73, Kürt liderler Celal Talabani-Mesud Barzani İttifakı 59, terör örgütü PKK bağlantılı Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi ise 12 oy aldı. Geriye kalan 224 oy, diğer 16 küçük parti arasında dağıldı.

  • ABDULLAH MURADOĞLU / İSTANBUL


    ----------------- imza------------------

    ----------------- imza------------------



  • #Arşiv
    #Yeni Şafak Arşiv