
Şehirlerarası otobüslerde yaşanan hayat hikayeleri Türk filmlerini aratmıyor. Üzerinde hamamböceği gezen yolcu çığlığı basınca, muavin yetişir ve pişkin pişkin, "Abla biletsiz yolcu o, ben şimdi atarım onu dışarıya" der
MURAT PALAVAR / İSTANBUL
Orhan Çalışkan isimli yolcu, hikayesini şöyle anlatıyor: "Eski bir otobüs ile yolculuğumuz başladı. Tam yolu yarılamıştık ki bir kadın çığlığıyla uyandık. Kadının üstünde hamam böceği geziyormuş. Muavini çağırdı kadın ve başladı bağırmaya. Muavin hiç istifini bozmadan dinledi. Sonunda kadının sözü bitti ve muavin gayet sakin olarak, abla biletsiz yolcu o, şimdi ben atarım onu dışarıya, dedi"
Askerden Açık Öğretim için izin isteyerek Kastamonu'ya giden Hasan Özkavakçı ise yolculukla ilgili şu anısını anlatıyor: "Kış olduğu için inanılmaz soğuk bir gündü ve otobüsün kaloriferi çalışmıyordu. Firma çalışanları kendilerince bir çözüm bulmuştu, otobüsün ortasına küçük piknik tüpü koymuşlardı. Hoş iyi ısınıyorduk, tüp bitene kadar. Kâbus ondan sonra başladı"
On yıl önce yaptığı bir seyahatle ilgili şaşırtıcı izlenimlerini aktaran Cengizhan Sipahi, ise şöyle diyor: "O zamanlar otogar, Topkapı'da. İnsanlar üst üste. Zor bela bir yer bulduk. Dakikalar geçerken sıcağın da etkisiyle bütün otobüs terlemeye başladı. Herkes bir çare ararken, limonata ikramı başladı. Herkes içeceğini bitirince, muavin, ücretleri alalım lütfen, demez mi? 2-3 saniyelik bir şoktan sonra paraları ödedik."
Hakan Arslan isimli yolcu da şunları anlatıyor: "Geçen Kurban Bayramı'nda ailemle İzmir'deki kız kardeşime gitmeye karar verdik. Yolculuğumuzun daha rahat geçmesi için isim yapmış bir firmayı seçtik. Yolculuğumuz İstanbul Taksim şubesinden sorunsuz bir şekilde başladı. Biletimizi İzmir Otogarı'na kestirmiştik. Kalite kendini belli ediyordu. Gerek çalışan arkadaşların dış görünüşü gerekse nezaketi sayesinde iyi bir seçim yaptığımızı düşünüyorduk. İzmir'e vardığımızda ise durumun hiç de böyle olmadığını anladık. Otobüs muavini otobüsün direkt Marmaris'e geçeceğini ve İzmir yolcularının servisle ulaşacakları en yakın noktaya gotürülebileceğini söyledi. Hava yeni aydınlanıyordu. İzmir'in bir semtinde otobüs firmasının yazıhanesinde indirdiler. 15 dakika sonra servis geldi ve bizi bindirdi. Ben servis soförüne otogara gitmemiz gerektiğini söyledim. Bagajlarımızla araca binmemizi söyledi. Yaklaşık 45 dakika İzmir'in sokaklarında dolaşıp Üçyol'a geldik. Şoför son durak olduğunu söyledi. Ben şahsa otogara gitmemiz gerektiğini söyledim. O da yolculuk bitti, deyip bagajlarımın yarısını indirdi. Şahsın üstüne yürüdüm. O da servise binip bagajlarımın geri kalanıyla uzaklaşmaya başladı. Hemen bir ticari taksıye atlayıp takibe başladım. Vakti hatırlamıyorum ama taksi 25 milyon yazmıştı bile. En sonunda ışıklarda yakaladık. Bagajlarımı aldım tekrar otogara gitmek için bir dünya para verdim taksiye."
Asker İsmail Barlas'ın hikayesi ise herkesi duygulandıracak nitelikte. "Vatani görevimi bitirip terhisimi aldıktan sonra memlekete gitmek için Trabzon'dan Tarsus'a bilet aldım. Otobüs saat 11.00'de kalkacağı için Trabzon'dan bir hediye alıp anneme götürme fırsatı olmadı. Otogar içerisinde de bir şey bulamadım. Zamanım olmadığı için çarşıya da çıkamadım. Anama Trabzon hediyesi alamadığım için çok üzgündüm. Yolculuk başladıktan 1 saat sonra otobüsümüz yol kenarında durdu. Niye durduk demeye kalmadan otobüs boşaldı. Ben de takip ettim. Bir fırının önündeydik. Tabelasında, Vakfıkebir Ekmeği, yazıyordu. Herkes üçer beşer tane alıyordu. 5 kilo gelen ekmeklerden bir tane de ben aldım. Ertesi sabah Tarsus'a geldim. Hemen eve koştum. Anamın elini öptüm. Elimdeki poşeti ona verdim, bu senin Trabzon hediyen dedim. Poşeti açtıktan sonra annem bana sarılıp ağlamaya başladı. Bana bundan daha güzel bir hediye getiremezdin, dedi. Hemen ekmeği 40 dilim yapıp kendi elleriyle komşulara dağıttı. Rahmetli babam tezkeresini alıp eve geleceği günkü son parayla 2 tane somun ekmek alıp eve getirmiş. Evimizde fakirlik olduğu için anam 2 gündür ekmek yemeden babamın tezkeresini beklemiş. Benim askerden dönerken getirdiğim o Trabzon ekmeği annemi duygulandırmış. Bu anı hiç unutmam"
Taşkın Bağcı'nın anısı da şöyle: "Bundan 6 sene önce temmuz ayında Mersin'den Ankara'ya bir Mersin firmasıyla gidiyorduk. Ben şoförün arkasında annemle oturuyordum ve şoförü izliyordum. Kaptan bir hatalı solladı, iki hatalı solladı ama üçüncüsünde karşısında polisleri buldu. Karşımızda sağa çekmemizi işaret eden bir trafik polisi vardı. Kaptan aşağıya indi. Birkaç dakika sonra yola devam ettik. Herhalde ceza yemedi diye düşünürken kaptan ile muavinin konuşması her şeyi ele verdi. Otobüsten verilen biraz kola ve kek işe yaramıştı."
----------------- imza------------------







