Hayat Avrupalı seçmen siyaseti yeniden keşfetti

Avrupalı seçmen siyaseti yeniden keşfetti

1979 yılında AB seçimlerine katılım oranı AB genelinde %63’lerdeyken bu oran 1994’de %56,8’e, 2004’de %45,6’lara, 2014’de yapılan son seçimlerde ise %43,1’e düştü. Son seçimlerde elde edilen Almanya’da %61,4, AB genelinde %51’lik katılım oranı 45 yıldır artarak devam eden AB siyasetine duyulan ilgisizlikte dönüm noktası oluşturdu. Son yıllardaki göç ve mülteci tartışmaları, küresel ısınma ve ekonomik krizin oluşturduğu sosyal programlar Avrupalı seçmenin AB siyasetine duyarlılığını arttırdı.

Asiye Bilgin Yeni Şafak
Fotoğraf: Arşiv
Fotoğraf: Arşiv

Beş yılda bir yapılan AB Parlamento seçimlerinde 430 milyon seçmen 23 ile 26 Mayıs tarihleri arasında oy kullandı. 28 ülkeden 751 vekilin belirlendiği seçimlerde %51 katılım ile son 20 yılın en yüksek oranına ulaşıldı. Hristiyan ve Sosyal Demokratlar için hezimet olan seçimlerin kazananı liberaller, yeşiller ve ırkçılar oldu. İki ana akım grup olan merkez sağ (EPP) %4,9 kaybederek %24 ve merkez sol (S&D) %5,6 oy kaybederek %19,3 oy aldı. Yeni yasama döneminde iki grup birlikte çıkardıkları 325 parlamenter ile meclis çoğunluğunu oluşturamayacak. AB’ye kuşkulu bakan, ırkçı ve milliyetçi partilerin olduğu ECR, ENF ve EFDD grubu toplam 175 parlamenter ile Avrupa Parlamentosu’nda ırkçıların ve İslam düşmanlarının güçlü temsiliyetini sağladı. Almanya’dan üç Türk kökenli vekil, SPD’den İsmail Ertuğ, Sol Parti’den Özlem Demirel ve bağımsız Engin Eroğlu AB Parlamentosu’na seçildi. Yeni parlamento dağılımına bakılırsa Avrupalı Türklerin ve Müslümanların hayatına doğrudan olumsuz yansıyacak siyasi söylem ve eylemlere hazırlıklı olmak gerekiyor.

BÜYÜYEN KRİZLER DUYARLILIĞI ARTIRDI

1979 yılında AB seçimlerine katılım oranı AB genelinde %63’lerdeyken bu oran 1994’de %56,8’e, 2004’de %45,6’lara, 2014’de yapılan son seçimlerde ise %43,1’e düştü. Son seçimlerde elde edilen Almanya’da %61,4, AB genelinde %51’lik katılım oranı 45 yıldır artarak devam eden AB siyasetine duyulan ilgisizlikte dönüm noktası oluşturdu. Son yıllardaki göç ve mülteci tartışmaları, küresel ısınma ve ekonomik krizin oluşturduğu sosyal programlar Avrupalı seçmeninin AB siyasetine duyarlılığını arttırdı.

2019 seçimlerinin merkezinde olan konuların bazılarına yakından bakmakta fayda var. Fransa’da sarı yeleklilerin talepleri, İngiltere’de ekonomik istikrarın devam etmesine yönelik Brexit endişesi ve tartışmaları, AB genelinde 22 ülkede olan asgari ücrette AB standardının oluşturulması tartışmaları Avrupalıların gelecek endişesi ve refah kaybı korkusu ile doğrudan ilgili. En yüksek asgari saat ücreti 11,97 Avro ile Lüksemburg’da iken en düşük ücret 1,72 Avro ile Bulgaristan’da. Asgari ücretlerdeki farklılıklar doğal çünkü AB içerisindeki 28 ülkenin ekonomik gücü ve kapasitesi de aynı oranda farklılık gösteriyor ancak dikkat çekilmesi gereken husus AB ülkeleri arasındaki iktisadi farkın ve zengin ile yoksul arasındaki makasın son yıllarda daha fazla açılmış olması. Halbuki AB entegrasyonunun başlıca hedefi ülkelerin ekonomik kapasitelerini ve toplumsal refah seviyesini birbirine yaklaştırmak olmuştur. Bu bağlamda belirlenen hedeflere uygulanan ekonomik ve sosyal politikalar ile ulaşılamaması seçmenin merkez partilere olan öfkesini arttırdı. Her ne kadar Batı Avrupa ülkelerinde, özellikle de Almanya’da son 25 yılın en düşük işsizlik oranlarına ulaşılmış olsa da Fransa’da %20, İtalya ve İspanya’da %30’larda, Yunanistan’da ise %40’larda genç işsizlik sorunu var. AB genç işsizlikle mücadele için 2020 yılına kadar 8.8 milyar Avro bütçe ayırdı. Genç işsizliğin yüksek olduğu ülkelerde gençlere yönelik iş edinme ve eğitim projeleri yapılıyor.

GÖÇ VE MÜLTECİLER MESELESİ MERKEZDE

Göç ve mülteci konusu 2015 yılından bu yana siyasi tartışmaların merkezinde bulunuyor. Sokak gösterileri olarak başlayan PEGİDA gösterileri AB geneline yayılarak her ülkede kendi dinamizmi içerisinde yeni ırkçı ve İslam düşmanı partilerin kurulmasını ve büyümesini sağladı. AB ülkelerinde ulusal parlamentolarda başarı elde eden bu partiler merkez sağ ve merkez sol siyasi söylemi de dönüştürdü. Irçılara oy kaptırma endişesi AB genelinde milliyetçi ve ayrımcı siyasi dilin hakim olmasına zemin hazırladı. İslam düşmanlığının arttığı noktada Türkiye’nin AB müzakere sürecine olan tepkilerde de artış gözlemleniyor. Bu sebepledir ki Hristiyan Demokratlardan Liberallere, Milliyetçilerden İslam düşmanı partilere kadar hepsi seçim kampanyasında Türkiye’nin AB üyeliğini engelleyeceklerini vaat etti.

AB içerisinde büyüyen AB karşıtı blok bir diğer sorunu oluşturuyor. İngiltere’de Nigel Farage’nin Brexit Partisi %31,7 oy oranı ile birinci parti olurken istifa eden May’in partisi sadece %8,7 oy alabildi. Farage’nin partisi, çıkmak için uğraştığı AB Parlamentosu’na 25 vekil yollayacak. Fransa’da Le Pen’in partisi %23,5 alarak birinci parti olmayı başardı. İtalya’da ırkçı Salvini’nin partisi %33,6 ile birinci parti olan bir diğeri. Irkçıların ve AB’ye kuşkulu bakanların oylarını özellikle ekonomik ve sosyal sorunların yüksek olduğu ülkelerde arttırması tesadüf değil. Refah kaybı Avrupalıları ırkçılığa yönlendiriyor. Almanya’da artan ırkçılığın temelinde ise ekonomik sebeplerden çok ideolojik toplumsal refleksler yatıyor. Irkçılık ve ayrımcılığın güçlü kurumsal altyapısının olduğu Almanya’da açıktan Nazi güzellemesi yapan AfD Almanya’nın doğusunda yer yer %30’lara dayanan oy alıyor. Diğer AB ülkelerinden daha kontrollü ancak bir okadar daha sinsi ve istikrarlı yükselen Alman nazizmi hem Avrupa’yı, hem de Almanya’da yaşayan Türklerin ve Müslümanların huzurunu ve hatta güvenliğini doğrudan tehdit ediyor.

GENÇ SEÇMENLER VE SOSYAL MEDYA GÜCÜ

AB seçiminden yaklaşık bir hafta önce Alman medyası Der Spiegel ve Sueddeutsche Zeitung’un ortak yayınladığı, iki yıl önce çekilmiş olan İbiza Gate adı verilen gizli kamera görüntüleri ile Avusturya Başbakan Yardımcısı ırkçı Straache’nin istifası ve Avusturya hükümetinin düşmesi sağlandı. Avusturya’ya yapılan bir nevi medya darbesi ile asıl hedef AB seçimlerinde Avusturya’dan gelecek ırkçı oyları engellemekti. Gizli görüntülerde gazetecileri satılık fahişe olarak gören, partisi desteklendiği takdirde Rus yatırımcıya ihale vaat eden Straache hem Başbakan Yardımcılığı görevinden, hem de parti başkanlığından istifa etti. AB seçim sonuçlarına bakılırsa Straache’nin söyledikleri Avusturyalı seçmeni çok etkilemişe benzemiyor. Kurz’un ÖVP partisi %35 ile birinci parti olurken Straache’nin istifa ettiği FPÖ sadece %2,5 oy kaybederek %17,2 oy aldı.

Konvansiyonel medyanın geçmişten bu yana siyasi rolü ve gücü bir tarafa, yeni medya aracılığı ile kontrolsüz güç olan siyasi figürler ortaya çıkıyor ve milyonlarca kişiyi, özellikle de genç seçmenleri etkiliyor.

YOUTUBE ETKİSİ

Almanya’da AB seçimlerine katılım oranının %48’den %62’ye çıkmasında genç seçmenlerin rolü büyük. Almanya’da Yeşillerin oy oranını %10’dan %20’lere çıkarması küresel ısınma ve doğanın korunması gibi konuların gençler için oldukça önemli olduğunu gösteriyor. Fridays for Future-aktivistleri AB genelinde düzenledikleri protesto gösterileri ile adeta Yeşiller Partisi için seçim kampanyası yapmış oldu. Infratest Dimap’ın Almanya’da yapmış olduğu seçmen tercihi araştırmasına göre AB seçimlerinde oy kullananların %48’i küresel ısınma ve çevre konularını göz önünde bulundurarak tercih yaptığı. 2014 yılında bunu ifade edenlerin oranı %28’di. Diğer önemli konuların ise %41 ile güvenlik, %35 ile barışın teminatı ve %25 ile göç olduğu ifade ediliyor. 18 yaşına başmış olan ve ilk defa AB seçimlerinde oy kullananların %36’sı Yeşilleri seçtiğini belirtiyor. Hristiyan Demokratları seçenlerin oranı sadece %11 olurken Sosyal Demokratları tercih eden gençlerin oranı sadece %7. Merkez sağ ve merkez sol partilerin genç seçmenlere yabancılaşması, gençlerin beklentilerine ve siyasi söylemine ayak uyduramaması sosyal medyada yürütülen siyasi tartışmalarda ve YouTuber ve Blogger’lerin siyasi angajmanında kendini gösteriyor.

Alman Rezo lakablı YouTuber AB seçimlerinden kısa süre önce‚ ‘CDU’nun imhası’ başlığı altında 55 dakikalık video yayınladı. CDU politikasını istatistiki veriler ve kaynak göstererek ağır şekilde eleştiren Rezo birkaç gün içerisinde 12 milyon kişi tarafından izlendi. CDU’lu siyasetçiler önce küçümseme ile yaklaştıkları 26 yaşında mavi saçlı gencin videosu ile ilgili daha sonra basın açıklaması yayınlama ihtiyacı hissetti. Rezo, 80 YouTuber’in desteğini de alarak AB seçimlerinde ne CDU ne de SPD’nin seçilmemesi gerektiği çağrısında bulunduğu bir ikinci video yayınladı. Almanya’da CDU’nun 2014’e kıyasla %6, SPD’nin de %11,5 oy kaybetmesi Rezo videosunun etkilerinin tekrar tartışılmasına yol açtı.

CDU Genel Başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer (AKK) AB seçimlerinin ertesi günü yaptığı açıklamada Rezo videolarını asimetrik seçim kampanyası olarak adlandırdı ve seçimden kısa süre önce internette yapılan siyasi fikir beyanlarının sınırlandırılması teklifinde bulundu. AKK’nın yeni nesil iletişim araçlarına ve genç seçmenlerin politize olma şekillerine yasakçı bir zihniyetle yaklaşması manidar. İnternette yayılan siyasi fikri yasaklamak düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlamak, sansürlemek demek. Bu Avrupa’nın savunduğu liberal değerlerle tezat oluşturuyor. Rezo örneği, merkez partilerin ve eski siyasetçilerin genç seçmenlere ulaşmakta ne kadar zorlandığını gösteriyor. Merkez partiler önümüzdeki süreci doğru okuyup siyasi söylem geliştiremezse gençlerin daha marjinal partileri merkeze taşıması kaçınılmaz olacak.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.