Hayat Ehli-Beyti tanımamız gerekiyor

Ehli-Beyt’i tanımamız gerekiyor

Aşure Günü’nü, Ehl-i Beyt’i ve Muharrem’i konuştuğumuz Doç. Dr. Gülgün Uyar, “Ehl-i Beyt’i yeterince tanıdığımız söylenemez. Bunun için özel gayret sarfetmemiz gerektiği açık” diyor.

Hatice Saka Yeni Şafak
Hz.Abbas Türbesi
Hz.Abbas Türbesi

Müslümanların takviminde Muharrem ayının ilk günü yılbaşı olarak kutlanır. Ancak bu ay aynı zamanda pek çok sıkıntının yaşandığı bir aydır. Peygamber Efendimizin ‘Allah’ın ayı’ diye nitelediği Muharrem ayının içindeyiz. Yarın ise Muharrem ayının onuncu gününe denk gelen “Aşure Günü”nü idrak edeceğiz. Bizde bu vesile ile Marmara Üniverstesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülgün Uyar ile Muharrem ayı’nı , Aşûrâ günü’nü, Ehl-i Beyt-i ve Hz. Fâtıma’yı konuştuk. Bu alanda uzun yıllar çalışmalar yapan ve “Ehl-i Beyt İslam Tarihinde Ali- Fâtıma Evladı” isimli bir kitap çalışması olan Uyar, onları anlayabilmenin hakkıyla tanımaktan geçtiğine dikkat çekiyor.

Gülgün Uyar

Hicri takvimin ilk ayı Muharrem ayı ile ilgili bildiklerimiz sınırlı. Çoğunluğun aklına sadece Aşûrâ günü geliyor. Muharrem ayı ile ilgili neler yanlış biliniyor ?

Câhiliye döneminde ay ve haftadan oluşan sene mevcut olmakla birlikte senelerin art arda sıralı olduğu bir takvim yoktu. Asr-ı Saâdet’te de durum bu şekilde devam etmişti. 638 senesine gelindiğinde Hz. Ömer’in hilafetinde ilk kez Müslümanlar takvim uygulamasını başlattılar. Bu takvimin başlangıcı Hicret’in yapıldığı 622 yılı olarak kararlaştırıldı. Hz. Ali’nin teklifi üzerine de senenin ilk ayının daha önce olduğu gibi yine Muharrem olması kabul edildi. Bu vesile ile var olan yanlış bir algıyı da düzeltmiş olalım; Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye Hicret yolculuğu zannedildiği gibi

REKLAM

Muharrem ayında değil 26 Safer-12 Rebîülevvel tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Peygamber Efendimiz Muharrem ayını “Allah’ın ayı” olarak tarif etmiştir. Aşûrâ günü ise Muharrem’in onuncu günü demektir.

Aşûrâ günü İslamiyetten önce de vardı değil mi?

Kerbela (Arşiv)

Âşûrâ günü bütün Sâmî dinlerde mübarek kabul edildiği için İslâmiyet’ten önce de Araplar ve ayrıca Yahudiler tarafından bugünde oruç tutuluyordu. Resûl-i Ekrem de, nübüvvetinden önce başlayarak Ramazan orucu farz kılınana kadar Âşûrâ orucunu tutmuştur. Ashâbından da bugünde oruç tutmalarını istemiş; ancak

Ramazan orucunun farz kılınmasından sonra isteğe bırakmış, Âşûrâ orucunun 9. ve 11. günle birlikte tutulmasını tavsiye etmiştir.

Muharrem ayının onuncu gününde çok önemli hadiseler yaşandı. Hz. Âdem’in işlediği günâhtan sonra tövbesinin kabul edilmesi ve Hz. İbrahim’in ateşten kurtulması gibi pek çok örnek var. Âşûrâ gününün daha çok Kerbelâ ile özdeşleşmesi konusunda neler söylersiniz?

Anılan hadiseler Resûl-i Ekrem’den önceki peygamberlerin yaşadıkları ve haklarında Kur’ân-ı Kerîm’de bilgi verilen önemli hadiselerdir. Geçmiş peygamberlerin hayatlarında yer alan bu önemli olayların Âşûrâ gününde gerçekleştiklerine dair bilgi ise İsrâiliyyat kökenli haberler kanalıyla naklediliyor. Hz. Hüseyin Efendimiz’in Kerbelâ’da şehîd edilmesi de 10 Muharrem 61 (10 Ekim 680) tarihinde vukû bulur. Facia olarak nitelenen bu elîm vak’a o günden itibaren büyük bir tepki ile karşılanmış ve Müslümanların mâşerî vicdanında onulmaz bir yara olarak kanamaya devam ediyor. Tabii olarak da bu vak’a aslâ unutulmamış; Muharrem’in ilk on günü ve bilhassada 10 Muharrem’de hüzünle hatırlanarak müeddeb bir şekilde Kerbelâ şehidleri anılır.

REKLAM

Bazı görüşlerde geçmişte kalmış bu olayı ilk günkü gibi üzüntü ile anmak doğru bulunumuyor. Siz ne dersiniz ?

Muharrem’de Kerbelâ vak’asının anılması önceki peygamberlere ait hadiselerin hatırlanmasına mânî teşkil etmiyor. Ancak özellikle enbiyaya ait kıssaları gündeme taşıyarak Kerbelâ’yı hiç zikretmemek ve hatta geçmişte kalmış üzücü bir hadiseyi tekrar tekrar anarak bu üzüntüyü hâkim kılmanın uygun olmayacağını söylemek Müslüman örfüyle de bağdaşmayan bir yaklaşım. Kısacası bu özdeşleştirme Müslümanlar için hem tarihen doğrudur hem de ümmetin ortak örfüne dayanan yerinde bir tutumdur. Yaşadığımız topraklarda da Muharrem ayının hürmetine riayet edildiğini ve bilhassa Hz. Hüseyin’in ve Âl-i Muhammed’in Kerbelâ’da acımasızca şehîd edilmeleri dolayısıyla bugünlerde fazla su içilmediğini, içildiğinde şeffaf olmayan bardak kullanıldığını, düğün yapılmadığını, Muharremiyye ve mersiyeler okunduğunu biliyoruz. Bu tavrı devam ettirmemiz ve sonraki nesillere de aktarmamız bizim vazifemizdir.

Ehl-i Beyt konusunda bir kitap yazdınız. Bir İlahiyatçı için yıllardır çok tartışılan bu konu üzerinde çalışmaya nasıl karar verdiniz ?

Doğrudur; Ehl-i Beyt konusu Türkiye’de 1990 senelerine kadar üzerinde çalışma yapılan bir konu olmamıştır. Ancak o yıllardan itibaren İlahiyat fakültelerinde bu alanda araştırmalar başlamış, tezler ve kitaplar kaleme alınmıştır. Aynı zamanda müstakil sempozyumlar ve ilmî toplantılar da tertip edilmiştir. Ehl-i Beyt konusu ile tanışmam ise hocam Prof. Dr. Mustafa Fayda vesilesi ile olmuştur. Kendisi bu konunun kaynaklara dayalı çalışılmasının gerekli olduğunu söyleyerek doktorada beni Ehl-i Beyt araştırmalarına yönlendirmişti. Böylece çalışmaya başladık ve bu konuyu araştırdıkça toplum olarak ne kadar eksik bilgilendirildiğimizi ve bu bilgi eksikliğine bağlı olarak da kimi zaman yanlışlara düştüğümüzü bizzat gördüm. Ehl-i Beyt konusunu tartışılır olmaktan çıkarmak, birleştirici yönünü ortaya koymak için evet, önyargısız olarak doğru bilgiye ulaşmak birinci şart olmaktadır. Ehl-i Beyt’i sevenden tevellâyı esirgememek ve Ehl-i Beyt’e düşmanlık beslemeyenden teberrî etmemek noktasında ihtiyacımız olan hassasiyeti kazanabilmemiz ancak doğru bilgi edinilmesi ve kardeşçe tutum kazanılması ile mümkün olacaktır.

REKLAM

“Hz. Fâtıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin”; sizce onlar günümüzde yeterince anlaşılabiliyor mu?

Takdir edersiniz ki; anlayabilmek hakkıyla tanımaktan geçer. Bizlerin ise Ehl-i Beyt’i genel bilgiler dışında yeterince tanıdığımız söylenemez. Bunun için özel gayret sarfetmemiz gerektiği açıktır. Ehl-i Beyt’i bilhassa onların Peygamber Efendimiz’in yanındaki ehemmiyetleri açısından değerlendirmeliyiz. Hz. Fâtıma, maddî ve mânevî olarak babası Resûl-i Ekrem’in bir parçasıdır. Onun sevinci babasının sevinci, onun üzüntüsü babasının üzüntüsüdür. Ahlâkı en çok Resûlullâh’a benzeyendir. Aralarındaki bağ derin bir muhabbetin eşsiz bir tezahürüdür. Ehl-i Beyt’in diğer bir rüknü Hz. Ali kerremallâhu vechehû, Hz. Peygamber’le aynı nurdan olandır. Cenâb-ı Peygamber’in vekili ve mü’minlerin mevlâsıdır. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendilerimiz de Peygamberimiz tarafından Cennet gençlerinin seyyidleri olarak nitelenmişlerdir. Dolayısıyla Ehl-i Beyt’e meveddeti öncelikle Hz. Peygamber’in hoşnutluğu için muhafaza etmeliyiz.

Hz. Muhammed’in kızına olan sevgi ve hürmeti her zaman anlatılır. Hz. Fâtıma nezdinde Ehl-i Beyt soyuna mensup hanımlar hakkında sizin araştırmalarınızdan biraz örnekler verseniz?

Hz. Fâtıma aleyhesselâm, Ehl-i Beyt neslinin soy anasıdır. Fâtıma Anamız başta olmak üzere bu soya mensup hanımların da, Hz. Peygamber’in ilim ve ahlakını hem aktaran hem temsil eden müeddeb ve cesur şahsiyetler olduklarını görüyoruz. Kerbelâ Vak’ası sonrası mücahedesini devam ettiren Hz. Fâtıma’nın kızı Hz. Zeyneb; dindar, edîb ve önder olma nitelikleri ile hürmet gören Hz. Hüseyin’in kızları Fâtıma ve Sükeyne Vâlidelerimiz; bir âlim, âbid ve zâhid olarak tanınan ve Ahmed b. Hanbel, İmam Şâfiî, Bişr el-Hâfî tarafından ziyaret edilen Hz. Hasan’ın torunu Hasan b. Zeyd’in kızı Hz. Nefîse Annemiz bu neslin tanınması ve örnek alınması beklenen ilk nümûlerdir. Temsil değeri yüksek bu örnekleri çoğaltmamız mümkündür.

REKLAM

Seyyid ve Şerîfler’in haritası Ehl-i Beyt konusunda çalışmalarınız devam ediyor mu?

  • “Ehl-i Beyt: İslam Tarihinde Ali- Fâtıma Evlâdı” adlı çalışmamız 2003 yılında tamamlanan doktora tezimizdi. 2009 senesinde ise “Ehl-i Beyt’in İzinde Nakîblik” başlıklı bir kitabımız tamamlandı. Hâlen Ehl-i Beyt hakkında incelemelerimiz devam etmektedir. Allah izin verirse; Seyyid ve Şerîfler’in dünya üzerinde yayılış haritasını ortaya koymak başlıca hedefimizdir. Bu haritada belirlediğimiz ilk coğrafya ise Horasan’dır. Zira Anadolu coğrafyasının mayasını oluşturan ortak değerlerimizi tanımlamak ancak Ehl-i Beyt sevgisinin ve bağlılığının izlerini Horasan’da sürmek ile mümkündür.

Yıldız avcıları
HAYAT
Yıldız avcıları

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.