İşçi ve yoksul edebi kahramanlarımız

Alaattin Karaca
00:0024/06/2014, Salı
G: 23/06/2014, Pazartesi
Yeni Şafak
İşçi ve yoksul edebi kahramanlarımız
İşçi ve yoksul edebi kahramanlarımız

Soma''da yaşadığımız felaketin ardından bir anda bütün gözler iş ve işçilik kurumu üzerine çevrildi. Prof. Dr. Alaattin Karaca, Türkiye''de işçilik başlığını, hem edebiyat, hem müzik hem sinema üzerinden örerek kaleme aldığı etraflı yazısında, Türk edebiyatında işçilere kimlerin selam verip vermediğini ve selamın niye karşılık bulamadığına temas ediyor.

Soma''da bir maden ocağında yaşanan facia, bizi bir kez daha işçi sorunları, iş kazaları ve yoksulluk üzerine düşünmeye sevk etti. Zekât ve sadaka kavramları dışında, sıkça düşündüğümüz bir sorun değil yoksulluk. Çeşitli yardımsever dernek ve vakıfların samimi çabaları işçilerin ve yoksulların sorununu çözmeye yetmiyor belli. Aynı şekilde işçi sorunları, emeğin karşılığı, işçi-işveren ilişkisi, iş kazaları, işçi hakları vb. konular da, Müslüman aydınların, yazarların gündeminde yeterince yer bulamadı. Ama işte Soma, bir kara bulut! Kömür tozuna bulanmış terli yüzlerin ve korkulu gözlerin fotoğrafları arka arkaya düştü yıldırım gibi önümüze. Şaşkınlık. Şaşkınlık ve iktidar psikolojisi ile yapılmış bir siyasi ''savunma'' söylemi. Ötesi yoktu! İslâm, yoksulluk, işçi-işveren ilişkisi, işçi emeği, işçinin çalışma koşulları, iş kazaları vb. konularda ne diyordu, Müslümanların işçi sorunları hakkında söyleyecekleri yok muydu? Elbet vardı, ama doğrusu, bu konularla fazla ilgilenilmemişti ya da yeterli değildi. Bu konu, entelektüel ve siyasi çevrede Marksistlerin ilgi alanıydı daha çok. İşçiler, işçi hakları, yoksulluk… Türk edebiyatında işçi sorunlarının kimler tarafından ve nasıl ele alındığına baktığımızda, İslâmî duyarlığa sahip yazar ve şairlerin bu konulara pek değinmediklerini görüyoruz! Önce bu eksikliğin altını çizelim kalınca…

OSMANLI''DAN BUGÜNE İŞÇİLER

Türk edebiyatında ve siyasetinde doğrudan doğruya işçilerin ve yoksulların sorunlarını ilk dile getirenler genelde sosyalistler. Baştan beri bu konu, sosyalist yazarların ve siyaset adamlarının daha çok ilgisini çekmiş. Osmanlı''da ilk İşçi örgütü, 1896''da kurulmuş Amele-i Osmani Cemiyeti. Cemiyet, Abdülhamid karşıtlığıyla tanınıyor. Sonra 1901''de Selanik/Kavala''da Tütün Amelesi Saadet Cemiyeti vb. kurumlar… Osmanlı''da işçi örgütleri asıl İkinci Meşrutiyet''ten sonra yayılmaya başlamış. Demiryolları işçileri bu konuda öncü. İlk işçi örgütlerinin kurucu ve üyelerinin çoğu azınlıklara mensup ve gayr-i Müslim. Meşrutiyet yıllarında İştirakçi Hilmi adıyla tanınan, gazeteci yazarın yayımları ilklerden sayılabilir. İştirakçi Hüseyin Hilmi''nin İştirak gazetesindeki yazıları ve kurduğu Osmanlı Sosyalist Fırkası, İştirak''la beraber, İnsaniyet, Medeniyet ve Sosyalist adlı süreli yayınlar, Türkiye''de sosyalist düşüncenin bu tür konulara eskiden beri ilgi gösterdiğini kanıtlıyor. Açıkçası o günden bu güne yoksulluk ve işçi sorunları sosyalistlerin ilgi odağında.

SOSYALİST BAKIŞ ÖNDE

Türkiye''de işçi hareketleri, 1800''lü yılların ikinci yarısında başlayıp İkinci Meşrutiyet sonrasında hız kazanmasına karşın, işçi sorunlarının Türk sanatına yansıması ancak 1950''li yıllarda mümkün olmuştur. Çünkü 1950 sonrasında Türkiye''de yaşanan büyük toplumsal değişme ile köyden kente göç hızlanmış, bu kitleler gecekondu semtlerinde toplanmış, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişle beraber tarım işçileri atölyelerde, fabrikalarda çalışmaya başlamıştır… Sonuçta bu kesimin sorunları, köy-kent ikilemi, gelenek-modern çatışması, yoksulluk, ağır yaşama ve çalışma koşulları, işçi-işveren ilişkileri bağlamında 1950''lerden itibaren Türk sinemasına, müziğe, roman ve öykülere yansır.

İlkin Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Orhan Kemal, Samim Kocagöz vb. yazarlar, tarım işçilerinin, ırgatların sorunlarını, ağa-ırgat çatışması ve ekonomik sömürüye vurgu yaparak, köy edebiyatı kalıpları içinde, sosyalist bir bakış açısıyla sıkça ele alırlar. Ardından işçi sorunları, Türk sinemasında da işlenmeye başlar. Ama bu sorun başlangıçta çoğu kez, kente göçmüş, yoksul, ezilen işçi kız ile patronun oğlu arasındaki aşk ilişkisi bağlamında irdelenir. İşçi sorunlarını ele alan ilk Türk filmi Ertem Göreç''in 1964 yapımı ''Karanlıkta Uyuyanlar''ıdır. Onu, Duygu Sağıroğlu''nun ''Bitmeyen Yol'' filmi izler. 1970''lerdeki Türk sinemasında ise, Yılmaz Güney, yoksulların, ezilenlerin, işçilerin sembolüdür, aynı zamanda onların kini, patronlara başkaldıran kahramanı da. 1970''ten sonra Erden Kıral''ın ''Kanal''ı, Yavuz Özkan''ın maden işçilerinin sorunlarını yansıttığı ''Maden'', yine işçi sorunlarını ele aldığı ''Vardiya'', ''Demiryol'', ''Bekleyiş''i, Muzaffer Hiçdurmaz''ın ''Çark''ı, Ahmet Akıncı''nın ''Ekmek''i örnekler arasında sayılabilir… Sinemada da bakış aynıdır: Yoksulluk karşısında, din, afyondur, düzene, kadere ve Tanrı''ya isyan edilmelidir, işçilerin yoksulların haklarını sosyalist devrimciler korur.

BATSIN BU DÜNYA!

Sinema yanında, 1970''lerde, köyden kente göçen insanların, gecekondu çocuklarının, taşralıların, yoksul ve işçilerin sesinin, -isyanının mı demeli- Arabesk müzikte, Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay, Müslüm Gürses gibi sanatçıların dillerinde yankı bulduğu görülür. Köy edebiyatı ürünlerinde, filmlerde, arabesk müzikte hâkim duygu, ''Kaderin böylesine yazıklar olsun'' dizesinde özetlendiği üzere, karamsarlık, zenginlere karşı öfke, kadere isyan, ağa/patron-ırgat/işçi çatışmasıdır. Genelde İslami duyarlıktan uzak, Sosyalist bir bakış egemendir bu eserlere. Öte yandan Âşık İhsani, Âşık Mahsuni Şerif gibi halk müziği sanatçıları, Marksist bir bakışla, aynı isyan duyguları eşliğinde bu kesimin sorunlarını dile getirirler. Edip Akbayram, Selda Bağcan, Ruhi Su gibi sanatçılar ise, aynı söylemi, farklı bir müzik tarzıyla sürdürürler. Bu ürünlerde yoksulluk, ezilen işçiler, isyan, kadere ve Tanrı''ya başkaldırma vardır genelde. Din ise yoksulluk ve işçi sorunlarını unutturan, onları uyutan bir ''afyon'' gibi sunulur.

EZİLEN DİNDARLAR YERLİ BAKIŞI BEKLİYOR

Oysa ne garip, genelde ezilenler, yoksullar ve işçi kesimi dindardır, Anadolu''dur, taşradır. İslâmî duyarlıkları öne çıkaran Milli Selamet Partisi de, Adalet ve Kalkınma Partisi de hep bu taşralı, ezilmiş, yoksul, varoşlarda yaşayan Müslüman kesimden oy alarak yükseldi. Ama sosyalist Türk aydını/sanatçısı, haklarını korumak adına bu taşralı Müslüman yoksullara, inançlarının tersine, dine, Tanrı''ya, kadere isyanı telkin ediyor. Müslüman aydınlar, yazar/şairler, siyasetçiler ise henüz bu konuya uzaktır ya da yeterli ilgiyi göstermezler, o nedenle Müslüman yazarların eserlerine yoksulların, işçilerin hikâyeleri yeterince yansımamıştır. Oysa sorun büyüktür artık, yalnızca Yahya Kemal''in, ''Kuru ekmekle beyaz peyniri lezzetle yiyen/ Çeşmeden her su içişte şükür Allah''a diyen'', ''mümin ve mütevekkil'' vatandaş söylemi, bu sorunu çözmeye yetmemekte, daha kurumsal, hukukî tedbirler alınması, yoksulların, işçilerin sorunlarının, mülkiyet, kanaat, şükür, zekat, sadaka, kaza ve kader kavramları dahilinde daha derin tahlillere tabi tutulması gerekmektedir. Çünkü bu, öncelikle Müslümanların sorunudur ve sorumluluğudur. Çünkü bu hikâye bizim, varoşların, yoksulların, Anadolu''nun, taşralıların, dindar insanların hikâyesidir. O nedenle bu insanlar, kendi hikâyelerini ''yaban gözü''yle anlatan ''oryantalist yazarlar''a itibar etmiyorlar, hikâyelerini anlatacak yerlileri bekliyorlar.

SELAM GÖNDEREN YOK

Başta da belirttik; Türk edebiyatında, işçilerin sorunlarını işleyen ilk eserler, 1950''lerden sonra, önce köy romanları dahilinde, ırgat-ağa çatışması, ağaların ekonomik sömürüsü ve ağalara karşı ayaklanma duygusu bağlamında, Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Orhan Kemal, Samim Kocagöz gibi yazarlarca kaleme alınmıştır. İnce Memed, ezilen yoksul köylülerin, ağaya karşı çıkan ırgatların destansı temsilcisiydi. Ancak bunlardan önce, Mahmut Yesari, Çulluk, Sadri Ertem, Çıkrıklar Durunca, Reşat Enis Sarı İt, Afrodit Buhurdanından Bir Kadın, Halikarnas Balıkçısı, Aganta Burina Burinata, gibi eserlerinde işçi sorunlarına yer vermiştir. Onlara daha sonra, Mehmet Seyda''nın Yanartaş''ını, Erol Toy''un Gözbağı''nı, Hakkı Özkan''ın Grevden Sonra''sını Nejat Elibol''un, Direnen Haliç''ini, İrfan Yalçın''ın, Ölümün Ağzı''nı, Latife Tekin''in, Berci Kristin Çöp Masalları''nı, Muzaffer Oruçoğlu''nun Grizu''sunu ekleyebiliriz.

Kuşkusuz işçilerin, yoksulların, köyden kente göç edip tutunamayan kitlelerin sorunlarını bizde en çok işleyen yazar Orhan Kemal. Başta Bereketli Topraklar Üzerinde olmak üzere pek çok romanında, öykülerinde bu sorunlara sıkça eğildi. Çünkü yaşamı, yoksullar ve işçiler arasında geçti. Yersizlik, yurtsuzluk, işsizlik, futbol tutkusu, aşk ve bıçkınlık… Lübnan, Adana, Çukurova''nın sıcağı, çırçır fabrikaları, pamuk tarlaları, küçük atölyeler, fabrikalarda kâtiplik, muhasebecilik, kahveler, meyhaneler, parklar, dumanlı bürolar, şarap… Arka sokaklar, fabrikalar, işçi evleri, işçi semtleri, gecekondular, pamuk tarlaları, işsiz kahvehaneleri, avarelerin mekânı parklar ve meyhaneler bu eserlerin ortak mekânı… Buna koşut olarak, iplik fabrikalarında çalışan erkek ve kadınlar, yoksul kâtipler, muhasebeciler, pamuk tarlalarındaki ırgatlar, bıçkınlar/külhanbeyleri, sokak çocukları, dilenciler, fuhşa sürüklenmiş, tecavüze uğramış kadınlar, suçlular, mahpuslar, acımasız patronlar, kurnaz işverenler, bu öykülerin kişi kadrosunu oluşturuyor. Ama yoksulluğun nedenleri üzerinde durmaktan çok, yoksulluğun acı toplumsal sonuçları üzerine odaklanmış. Anadolu''yu yoksulluğa mahkûm eden tarihsel, siyasal, toplumsal çözümlemelere yaslanmıyor eserleri. Yoksulluğa verilen tepki de Anadolu''ya, Anadolu insanına has değil. Tanrısız, kanaatsiz, tevekkülsüz, şükürden uzak, vakursuz, sabırsız insanlar… Doğal olarak mutluluk, huzur yok bu eserlerde, kapkara bir dünya ve isyan! Aslında Sarhoşlar kitabındaki ''İş Adamı'' adlı öyküsünde yer alan şu cümle, Orhan Kemal''in yoksullara ve işçilere bakışını da özetliyor: ''Ağzımdan lokmamı düşürdüm dostum, binaenaleyh, ne Allaaah, ne de günah!'' (Sarhoşlar, s. 138). Para yoksa Tanrı da yok, günah da!

Nazım Hikmet ''Türkiye İşçi Sınıfına Selâm'' yazmış. Şöyle selamlıyor Anadolu''nun yoksul Müslüman insanlarını: ''Türkiye işçi sınıfına selâm!

Selâm yaratana!

Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selâm!

Bütün yemişler dallarınızdadır.

Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir,

haklı günler, büyük günler,

gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan,

ekmek, gül ve hürriyet günleri.

Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selâm!

Paranın padişahlığını,

karanlığını yobazın

ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selâm''

Bu selâma karşılık veren yok! Nedenini Sosyalist yazarlarımız düşünmelidir. Ama öte yanda, biraz Mustafa Kutlu dışında yoksullara, işçilere, varoşlardaki ''mümin ve mütevekkil'' taşralılara selâm gönderen de yok! Soma''daki işçi kardeşlerimize, yoksullara selâm veriniz: Selâmün aleyküm!