Önce tur at, sonra tadına bak pazarlık yapmadan sakın alma

Merve Sena Kılıç
00:0023/12/2012, Pazar
G: 22/12/2012, Cumartesi
Yeni Şafak
Önce tur at, sonra tadına bak pazarlık yapmadan sa
Önce tur at, sonra tadına bak pazarlık yapmadan sa

Semt pazarlarına kim demiş ki yalnız kadınlar çıkar diye. Her hafta oturduğu Çekmeköy''deki semt pazarına çıkan Coşkun Aral''la buluştuk. Hem birlikte alışveriş yaptık hem de pazarda hangi ürünü hangi tezgahtan almak gerektiğini, iyi ürünü ucuza nasıl alacacağımızın tüyolarını öğrendik.

Semt pazarları denilince akla kadınlar gelir. Belki pazar gezmelerini sevdiklerinden belki de iş başa düştüğünden hem evin haftalık gıda ihtiyacını karşılamak hem de kıyafet, çanta, ayakkabı gibi pazarda olması muhtemel ürünleri kolaçan etmek için her hafta ellerinde pazar çantasıyla yollara düşerler. Kadınlarla özdeşleşen bu pazar geleneğini zaman zaman bazı semtlerde bozan erkekler de yok değil. Artık pazarlarda erkekler de alışveriş yapmaya başladı ve hatta ''pazarda karşılaştık'' muhabbetini onların ağzından duymaya alıştık bile. Pazardan domatesin iyisini, narın tatlısını, limonun sulusunu nasıl seçmeli, neyi nereden almalı sorusu aklımızda yollara düştük ve bu hafta semt pazarından kendi alışverişini yapan fotoğraf muhabiri, gezgin Coşkun Aral ile oturduğu semtteki Çekmeköy pazarında buluştuk.

Siirt''te doğan, köyde bağ bahçenin içinde büyüyen Aral için pazara çıkma fikri hiç de absürt değil. Zaten pazara çıkınca olaya ne kadar hâkim olduğunu anlıyorsunuz. Pazara girer girmez herkes selam veriyor. Bilirkişi edasıyla başlıyor dolaşmaya... Aral, "Erkek adam pazara çıkmalı, hatta çocuklarını da çıkarmalı ki yeni büyüyen nesil domates, patates nasıl olur. Nerenin portakalı alınır, mantar nasıl seçilir" öğrensin diyor. Coşkun Aral belli ki Çekmeköy pazarının müdavimlerinden… Zaten bir erkek pazara isterse çıkar yoksa zorla o işi ona yaptıramazsın. Kimi erkek mutfağa girmeye, yemek yapmaya meraklıdır ya Aral''ın pazara çıkması da aynen öyle. Her hafta pazara çıkmaktan keyif aldığını belirtiyor. Eşi hep aynı yemekler yaptığı için kendisi yöresel ve farklı yemekler yapmak için kollarını sıvarmış. Özellikle semt pazarından sebze meyve alışverişi yapmayı tercih ediyor. Giysi ise ancak yöresel pazarlara gittiğinde alırmış. Mesela Ayvacık pazarından keçeden yapılan kazak ve çorap almış. Aral, ''Eğer oraya özgü bir şeyler varsa pazardan giysi alırım'' diyor. Süpermarkete karşı olmadığını ama çok da uğramadığını söylüyor.

İLK SIRALAMA TURU VAR

Pazara gidip alışveriş yapmanın da adabı olduğunu söyleyen Aral hemen satın alma işlemine geçilmeyeceğini belirtiyor. Aral, ''Öncelikle pazar da bir tur atıp tezgâhlara göz gezdirilir, fiyat analizi yapılır. Ben buna sıralama turu diyorum. Sıralama turunda ne alacağınız, ortalama fiyatlar ve alınacak muhtemel tezgâhların yeri belirlenir'' diyor. Aral, sıralama turunun ardından satın alma etabına geçiyor. Bu sefer daha sakin adımlarla ilerliyor. Çünkü kafasında alacakları ve yerler belli. ''Alayım dolapta dursun'' olayını sevmiyor, taze tüketmeyi tercih ediyor. İlk önce lor peyniri alıyor. Her şeyin muhakkak önceden tadına bakıyor. Eğer denemesine izin vermezlerse bir adet satın alıyor, tadına bakıyor sonra ihtiyacı kadar alıyor. Sonra akşama pişirmek üzere ormandan yeni toplanmış mantar alıyor. Tezgâhta iki çeşit mantar var. Bir tanesi sanırım yağmur yemiş olduğu için şekli şemali değişmiş. Satıcıya ''Bunlar yağmurda ıslanmış sanırım'' diye soruyor. Satıcı da bakıyor karşısında bilirkişi var, itiraf ediyor. Aral da diğer mantardan almaya karar veriyor. Sırada domates var. İki çeşit domates alıyor, biri çeri domates diğeri ''hormonsuz'' Antalya domatesi… Geçiyoruz meyve tezgâhlarına; portakal, İzmir mandalinası ve ayva alınıyor. '' Ayva mide ve bağırsak hastalıklarına çok iyi geliyor'' diye de ekliyor. Bu arada pazarda fotoğrafçımızla dolaşmak da ayrı bir dikkat çekiyor. Herkes dönüp bir bakıyor, ''Aaa Coşkun Aral''mış'' deyip başlıyorlar hatır sormaya. Bir ara zabıta yaklaşıyor yanımıza, sürekli birinin fotoğrafını çektiğimizi görünce uyarıyor. Sonra Coşkun Aral''ı fark edince yakın dostunu görmüş gibi selam veriyor, hal hatır soruyor. Pazarcıların geneli Niğdeli ya da Diyarbakırlı. ''Onların arasında bile adam kayırma var'' diyor Coşkun Aral ve birbirlerini çok tuttuklarından, yabancının tezgâh almasına izin vermediklerinden bahsediyor.

PAZARLIK YAPIN VE MALI SİZ SEÇİN

Pazar adabını iyi bilen isimlerden biri olan Oğuz Aral''dan bununla ilgili tüyolar alıyoruz. Pazara hiç çıkmayanlarımızın bu bilgilere vakıf olmasında fayda var. Lakin malın çürüğünü, eziğini ya da pahalısını almanız an meselesi. Aral, ''Yazan fiyat ne olursa olsun fiyatını sorun, anlık indirimler tabelaya yazılmamış olabilir. Alacağınız sebze ya da meyve seçmece olabilir ya da olmayabilir. Bunu sorarak veya tezgâhtaki plastik kaplara bakarak anlayabilirsiniz. Zaten önünüze doğru uzatıyorlar. Eğer seçmece ise seçin. Kolaycılığa kaçarsanız ezik, çürük malın el çabukluğuyla kakalanma durumuna maruz kalabilirsiniz. ''Bunlar taze mi?'' sorusunu sorarak hata yapmayın çünkü onlara göre pazarda hiçbir zaman ekşi yoğurt olmaz. Ürünlerin doğal görünümlü olanları (yani aşırı büyüklüğe sahip olanları değil) tercih edin. Büyük olanlarda hormon takviyesi muhtemeldir. Örneğin salatalık seçerken daha ufak olanları seçerseniz, yiyeceğiniz salatalık daha da tatlı olur. Pazarlık yapın, çekinmeyin. Ayrıca pazar kapanırken giderseniz ilk fiyattan çok ucuza bulabilirsiniz" şeklinde tüyolar veriyor.

AVRUPA''DAKİ PAZARLAR DAHA RENKLİ

''Bir ülkeye gittiğim zaman ilk nabzı bindiğim taksi şoförleriyle yoklarım'' diyen Aral bir ülkenin sinir, sindirim, dolaşım, sistemini en iyi pazarlarında gözlemlenebileceğini dile getiriyor. Aral, ''İnsanlar en iyi reaksiyonları pazarlarda incelenir. Dikkatli midir, cimri midir, bilinçli bir tüketici midir ya da satıcı kaliteli midir, müşteriyi kazıklamaya çalışır mı anlarsınız. Pazar kültürünü dünya çok iyi yaşatıyor ama Türkiye''de pek öyle olduğu söylenemez. Belediyeler kentlerin yaşayan pazarlarını marketleştirmeye çalışıyorlar. Dünyadaki pazarlarda direkt üreticiyle tüketici bir araya gelir. Biz de ise üretici ve tüketicinin çektiği sıkıntının binde birini çekmeden arada çok kazanan bir kesim vardır. Bunlara hal ya da pazar mafyası diyorum ben. Feodalitenin oluşturduğu bir kesim. Sizden ucuza alıp milleti kazıklıyorlar'' diyor ve şu örneği veriyor: ''Üretici Antalya''da domatesi 75 kuruşa satamıyor, biz İstanbul''da 3 TL''ye alamıyoruz. Sırf bu aradaki insanlardan dolayı. Aracı kesim çok ucuz fiyata üreticiden alıyor fahiş fiyata tüketiciye satıyor. Üretici zaten kazanamıyor, tüketici de pahalı alıyor. Yurt dışındaki pazarlardaki tezgâhlarda üreticiyi görürsünüz. Fransa''da 17 yıl yaşadım, pazara gittiğimde köylüyü görürdüm. Köylü ürettiği ürünü kendisi gelir satar. Köylü 8 TL''ye yetiştirdiği tavuğu 10 TL''ye satarken memnun oluyor. Aracı kimse yok. Dolayısıyla aracı köylüden 5TL''ye alıp 15TL''ye tavuk satmıyor.'' Avrupa kentlerinin en çok yaşayan yerlerinin pazarlar olduğuna dikkat çeken Aral, ''Avrupa''da Türkler pazarcılık yapıyorlar. Özellikle Almanya''da ve İsviçre''de çok pazar var. İsveç Stockholm''deki pazarlarda her ülkeden insanların gelip kendi yörelerine ait sattığı ürünler var. Pazarcı sadece İsveçli değil'' diyor.

Tire pazarına gidin

Köylerdeki pazar kültürü ile şehirdekiler arasında çok fark olduğunu söyleyen Aral, Tire'deki pazarı örnek veriyor ve ekliyor: "Tire''de Osmanlı zamanından kalma bozulmamış bir pazar var. Salı günleri açılır. Sabah açılırken dua edilir. Her dönemin ürünleri bellidir, başka bir şey satılmaz. Tezgâhtarlar yetmiş-seksen yaşında teyzelerdir. Ürünlerini kendileri yetiştirirler. Pazarcıların yediği yemekler bile bellidir. Bu dönemlerde sonbahar otları çokça satılır. İzmir''deki esnafta bunu bilir ve baharatını, sebzesini sadece o pazardan alır."

Yedi kuşaktır lavantacılar

Aral, "Fransa''da Provence bölgesinde lavanta üzerine bir belgesel çektik. Buna paralel olarak da arıcılık ve peynircilik belgeseli de çektik. Fransa''da köylü gerçek köylü, yedi kuşaktan beri lavanta nasıl kesilir, biçilir, yetiştirilir biliyor. Altı yaşında çocuklar babalarına yardım ediyor. İki üç yıl da bilimsel eğitimini görüyorlar. Lavantanın atıklarından keçilerine yem yapan peynirciyle kooperatif kuruyorlar. Her şeyleri ortak yapıyorlar. Mesela traktör almışlar, lavantacının tarlasını düzenliyorlar, otunu taşıyorlar peynirci de sütünü taşıyor. Devletten istedikleri tek şey denetlenmek." diyor.

İskilip''ten sirke Trabzon''dan tereyağı

Coşkun Aral'dan hangi memleketten hangi ürünü bulacağımızla ilgili bilgi alıyoruz. Aral,"Her yöreden kargoyla ürün getiririm. Kars''tan kaz, kuru otlar ve peynir gelir. Antakya''dan biber, zahter ve reyhan Siirt''ten fıstık, bıttım ve sabun Gaziantep''ten bulgur ve kuru sebze alırım. Dünyadaki en iyi zeytinyağları Artvin Yusufeli''nden çıkıyor. Ben de oradan alırım. Kilis''te iyi zeytinyağları var, Ege''de ise muhakkak bildiğinizden alın. Etin iyisini ya Güney Doğu''dan ya da Fatih''teki Kadınlar Pazarı''ndan alırım. Pirincim Çorum Osmancık''tan, buğdayı Konya''dan gelir. Pekmezi Çorum''dan sirke ve turşuyu İskilip''ten alırım. Ordu''dan ya da Trabzon''dan tereyağı alırım. Çok yurt dışına çıktığım için hazır yemek tüketiyorum. Evde olduğum zamanlarda dolma, kuru fasulye gibi yöremize ait yemekler pişiriyorum. Çok çeşit severim "diyor.

Zeytin dövülerek toplanmaz

"Dünyada zeytin toplamak için ağacı döven bizden başka millet yok. O zaman ağaç iki yılda bir ancak zeytin veriyor. Dünyada ağaçlardaki zeytinler basınçlı borularla toplanıyor" diyen Coşkun Aral 'Zeytinlerin yere düşmemesi gerekir yoksa tadı bozulur' diyor ve ekliyor: "En çok İtalyanlar ve Fransızlar bizden zeytin ve zeytinyağı alıyor. Ama onu türlü şeylerde kullanıyorlar. Zeytinyağı özellikle kozmetik ve güzellik ürünlerinde kullanılıyor. Fransızlar çekirdeğinden yakıt üretmek için çalışıyorlar. Şöminede yakmak için odun yapıyorlar."