Ölümcül Tuzak aldığı altı Oscar ile bu yılın kazananı oldu. Film Bağdat görev yapan Amerikalı bomba imha ekibinin başından geçenleri konu alıyor. Bu hafta ülkemizde yeniden vizyona giren Ölümcül Tuzağı seyredenler ödülün filme mi yoksa Amerikan askerlerine mi gittiğini tahmin etmekte güçlük çekmeyecektir.
Oscar Akademi Ödülleri geçtiğimiz hafta sahiplerini buldu. En güçlü adaylardan Avatar üç ödülle yetinmek zorunda kalırken, Ölümcül Tuzak aldığı altı ödülle gecenin kazananı oldu. Filmin konusunu özetlemeye kalkacak olursak, anlatacak fazla bir şey yok aslında. Kedilerin bile yaralı olduğu kaos dolu Bağdat, her yana gizlenmiş bombalar ve onlara yardıma giden kahraman (!) Amerikan askerleri…
Ölümcül Tuzak'ı seyrederken aktüel kamera ve yakın plan çekimlerin katkılarıyla Amerikan askerlerinin dünyasına girmiş oluyorsunuz. Abartısız aksiyon, seyrettiğiniz dünyayı daha gerçekçi kılarken, hikâyedeki ağır tempo gerilimi daha üst seviyeye taşıyor. Filmin her sekansında askerler yeni bir tuzakla karşılaşıyor ve yaşamla ölüm arasında geziniyor. Görevlerini yerine getirme dışında yalnızca insani hallerini gördüğümüz askerler sanki bir ülkeyi işgal eden güçler değil de, oranın insanını kurtarmak adına kendini feda eden kahramanlar gibi görünüyor. Filmdeki askerler çatışma anında bile içeceklerini paylaşıp, birbirine teşekkür edecek kadar kibar adamlar. Bir sürü insanın ölümüne neden olacak bir bombacıyı kurtarma adına kendini feda etmeyi göze almış yiğitler. Öyle bir fedakârlık ki, bolluk içinde yaşanacak bir ülkeden, sevgi dolu bir yuvadan vazgeçecek kadar büyük… Çünkü Bağdat'a barış getirmek için çok daha fazla askere ihtiyaç var!
Filmde askerlerin mücadele ettiği şey görünmez bir güç adeta ve bu gücün sadece yıkıcılığına dair izler görüyoruz. Öyle ki silahlı çatışma sahnesinde bile askere saldıran kişileri görmüyoruz. Düşman (yani Irak halkı) Amerikan askerlerin kendilerine yardım etme çabalarına rağmen, onlara saldırıyor, yollarına tuzaklar kuruyor, hatta küçücük çocuğa ve kendi halkına bile bu uğurda zarar vermeyi göze alacak kadar cani bir şekilde tasvir ediliyor. Öyle ki, sokaktaki çocuklar, kadınlar bile kendilerine yardıma gelen askerlere saldırıyor, taşlıyor. Üstelik saldırıda fonda duyulan bir ezan ya da Kuran-ı Kerim sesi hiç eksik olmuyor. Yönetmen Amerikan Askerlerine zarar veren güçleri filmde göstermemeyi tercih ederken bir şey söylemek istiyor adeta: “Siz görmüyorsunuz ama her yer düşmanlarla ve tuzaklarla dolu. Bu yüzden kendimizi korumak zorundayız.” Bu söylem Amerikanın işgalci politikalarını meşrulaştırma çabalarının sinema üzerindeki tezahürü olsa gerek. Ayrıca bu yöntemle Irak halkını göze batmadan kötülemenin alternatif bir yolu da bulunmuş oluyor.
Elbette ki bir Amerikalı'nın gözünden baktığınızda Ölümcül Tuzak son derece etkileyici ve doğru bir anlatıma sahip. Ancak filmin empatiden yoksun karakteri, bir Müslüman açısından son derece itici. Filmi seyrederken topraklarına zorbalıkla girilmiş, işgal altında yaşayan Bağdatlılar'ın, çözümü intihar saldırısında buldukları çaresiz hallerini de bir düşünmek lazım.
Evet, filmde de söylendiği gibi “Savaş bir tür bağımlılıktır” ve Amerika bu bağımlılıktan bir türlü kurtulamıyor. Kurtulmak için çaba harcamak yerine hastalığını meşru göstermenin türlü yollarını bulmuş. Bunlardan en önemlilerinin başında sinema geliyor. ABD'nin işgal politikaları Jr Bush döneminde çok daha zorbacaydı. Obama döneminde ise daha meşru yollarla, dışarıya şirin görünmeye çalışarak aynı politika devam ediyor. 11 Eylül saldırılarının akabinde verilen Oscar ödüllerinde siyahî Oscar sahipleri herkesin dikkatini çekmişti. Bu Amerika'nın hoşgörü sınırlarını göstermeye yönelik bir tür jestti.
Bu yıl ki Oscar Ödüllerinde ise işgalci politikaları şirin gösterecek iki adayın dışındaki filmlerin lafı bile geçmedi. Üstelik işgalin farklı bir yüzünü anlatan Avatar'ın tüm beklentilerin aksine mecburen verilmiş birkaç ödül dışında arada kaynaması da ayrı bir sürpriz oldu. Ölümcül Tuzak ise tüm kayda değer ödülleri toplarken, ABD ordusunun gücünü tüm dünyaya bir kez daha göstermiş oldu.
Oscar ödülleri 1958 yılından bu yana ilk kez bu kadar az gişe yapmış bir filme verildi. Nitekim film Ekim ayında ülkemizde de bir hafta gösterime girmiş ve yalnızca 4586 kişi tarafından seyredilmişti. Bu denli az ilgi gören bir filmin Oscar'dan nasiplenmesi ödüllerin verilmesindeki politik tercihlere dair önemli bir gösterge.
“Her yana barış götüren ABD ordusuna silah lazımdır, çorbada bizim de tuzumuz olsun diyorsanız” buyurun seyredin.
Seyretmediğinizde bir şey kaybetmeyeceğiniz için…






