Şarkılarımız bizi anlatıyor

Dilara Polat
00:0031/07/2010, Cumartesi
G: 30/07/2010, Cuma
Yeni Şafak
Şarkılarımız  bizi anlatıyor
Şarkılarımız bizi anlatıyor

11 yıl aradan sonra yeniden düet albüm yapan Eda-Metin Özülkü çifti, şimdilerde bu albümün heyecanını ve koşturmasını yaşıyor. Esas işlerinin üretmek olduğunu ve bugüne kadar çoğu kez yorumculuklarını arka plana attıklarını söyleyen çift, artık daha sık solo ve düet albümlerle karşımıza çıkacaklarının müjdesini verdi

Eda-Metin Özülkü çifti yeni bir düet albüme imza attı. Bir önceki düet albümlerini 11 yıl önce yapmışlardı. O günden bugüne çok şey değişti. Müzik hiçbir zaman hayatlarından çıkmadı elbette ama Volkan ve Baran adında yeni bir ikili dahil oldu ailelerine. Eda anne, Metin baba oldu. Eda müzik öğretmenliği yaparken bir yandan büyük bir zamanını çocuklarını büyütmekle geçirdi.

Metin ise birçok sanatçının albüm çalışmalarında müzik prodüktörlüğü yaptı ve birçok şarkı yarışmasında kendi orkestrasıyla adından söz ettirdi. Evet. Niye bu kadar uzun bir ara diye hepimizi meraka düşüren Eda-Metin Özülkü çifti yeniden kapımızı çaldı. Hem de “Issız Ada” adında harika bir albümle. Sakın tasalanmayın. Çünkü Eda-Metin Özülkü çiftinin ıssız bir adaya düştüklerinde yanlarına alacakları üç şey hazır. Eda için Metin-Volkan-Baran, Metin için ise Eda-Volkan-Baran. Biz yakından gördük ne kadar şanslı olduklarını. Haydi siz de buyurun. Eminim canınız bir an önce ıssız bir adaya düşmek isteyecek…




Yeni albümünüz “Issız Ada” piyasada. Bu albüm için ne kadar çalıştınız?

Metin Özülkü: Aşağı yukarı 1,5 senedir bu albümün projesi devam ediyordu. Bir sene repertuar seçimi için çalıştık, 5-6 ayı da stüdyoda yoğun bir tempoyla geçirdik. Önce 7-8 şarkı düşünüyorduk ama sonra şarkılara daha fazla özen gösterebilmek için sayıyı azalttık. Albümde 4 şarkı ve bir remiks var. Çok değerli müzisyenlerle de bir arada çalıştığımızı da söylemek isterim.

Neden 11 sene gibi bir zaman beklediniz bu harika albüm için? Hep soruluyor ama…

Eda Özülkü: “Aramadın Ah Aylardır” şarkısının da içinde olduğu düet albümümüz 1999 yılında çıkmıştı. Bu düetten sonra 11 yıl bekledik. Yoksa 2002'de benim, 2005'te de Metin'in solo albümü çıktı.

Siz zaten o arada bir sürü şey yaptınız…

E. Ö: Evet ama Metin daha ağırlıklı olmak üzere. Çünkü ben çocuklarla zaman geçirdim, onları büyüttüm.

M. Ö: Aaa çocukları yaptık bir kere, daha ne yapalım?

En önemlisi o…

M. Ö: Evet. Öyle olunca da Eda sektörün içindeki duruşunu biraz daha arka plana itti. Ama müzik eğitimciliği devam etti. Benim ise Metin Özülkü orkestrasıyla birlikte yaptığımız televizyon programlarım oldu. Yine kendi stüdyomda diğer sanatçı arkadaşlarımın albümlerini yaptım. Zaten sürekli şarkı üretme çalışmalarımız devam ediyor.


Eda Hanım ile ortak çalışmalarınız olmadı mı hiç?

M. Ö: Eda ile birlikte bir tek sahne çalışmalarımız devam etti. Eda tekrar yorumculuğuyla işin içine dönmek istediğinde bunu bir düet albümle perçinlemek istedik. O yüzden böyle bir albüm yaptık. Bundan sonra da sanıyorum sık aralıklarla önce solo, sonra düet albümlere devam edeceğiz.

Tekrar gelecek mi sololar?

M. Ö: Valla düşünüyoruz. Sanıyorum 7-8 ay sonra olacak. Bir planımız var çünkü. Şubat gibi ikimizde aynı anda üçer ya da dörder şarkılık solo albüm çıkarmak istiyoruz. Aslında ikimizin şarkıları aynı albümde toplanabilir fakat bu defa solo promosyonlar yapmak istiyoruz. Tabii ki her şeyden önce hedefimiz insanlara bu albümü tanıtabilmek. Az şarkı olmasının ise şöyle bir avantajı var ki hepsini ayrı ayrı kliplendirme şansımız var. 12 şarkılık albümlerde 5-6 tanesi güme gidiyor. Dolayısıyla bu şu an bize doğru bir işmiş gibi geliyor.


Hep iş yoğunlukları derken kendi albümlerinize gereken önem vermediğinizi düşündüğünüz zamanlar oluyormuş. Acaba bu nedenle bu albüm diğerlerine göre daha mı farklı?

M. Ö: Biz yorumculuğumuzu daha çok arka planda tutuyorduk. Çünkü hakikaten esas işimiz üretmek. Bu bizim için çok önemli. Evet, bu albümün de şöyle bir farkı var ki; biz kendi yorumculuğumuzu özlemişiz. Onun enerjisi ve heyecanı albümü farklı kılıyor. Öyle hissediyorum.

E. Ö: Ben de öyle. Yeni şarkılar söylemeyi özlemişiz.

M. Ö: Evet. Yeni şarkılar söylemek, insanlarla paylaşmak keyifli hakikaten. O yüzden bu albümle birlikte yeniden bir koşturmaca içinde olmayı istiyoruz.


Seslerinizin müthiş bir uyumu var…

M. Ö: Ya evet Eda ile kendi sesimi çok yakın buluyorum birbirine.

E. Ö: Tını olarak yakışıyor herhalde. Allah tarafından öyle denk düşmüş. (Gülüşmeler…)

M. Ö: Hem Allah tarafından hem de senelerin verdiği bir beraberlikten dolayı. Çok uzun süre evli kalanlar için derler ya, “Artık birbirinize benzemeye başladınız” diye. Demek sesler daha çok benziyor.

E. Ö: Yorumlar benzemeye başlıyor. Mesela daha önce hiç söylemediğimiz bir şarkıyı ilk defa söylerken, çok enteresan aynı yorumu yapıyoruz. Geçen gün Metin'e “Bu nasıl oluyor ya?” dedim. Bence Seni Unutana Kadar şarkınızda inanılmaz benziyor…

M. Ö: Evet işte. Bu düetlerin böyle ayrı bir zevki var.

Özlemişiz zaten

E. Ö: Biz de öyle. Sağolun…


Siz genelde şarkılarınızı hep belli bir kalitede tutuyorsunuz. Bunun nedeni az olsun öz olsun mu?

M. Ö: Hem öyle hem de kendi yorumladığımız şarkılarda özellikle bizi anlatan, bizim duruşumuzu destekleyen şarkılar olmasına özen gösteriyoruz. Yani bir Eda-Metin Özülkü müziği kendine has, kendi tarzımızı anlatan şarkılar olmalı diye düşünüyoruz. Seveniyle sevmeyeniyle… Şimdi piyasada en çok tutan şarkı şudur diyip öyle şarkılar yapmak yerine bize yakın şarkılar yapmak niyetindeyiz. 10 sene önce de böyle düşünüyorduk.

Ama birbirinden çok farklı sanatçılara da şarkı veriyorsunuz

M. Ö: Müzik piyasası içinde diğer sanatçı arkadaşlarla yaptığımız çalışmalarda çok daha geniş bir yelpazede müzik yapabiliyoruz. Yani bizim şarkılarımız genelde romantik, duygusal, slov şarkılar olabiliyor. Ama mesela çok hareketli kıpır kıpır bir şarkıyı da başka bir arkadaşımıza besteleyebiliyoruz.


Şarkı sözü anlamında kimlerin albümüne destek verdiniz?

M. Ö: 20 yıldan bu yana yaklaşık 170 farklı sanatçıyla müziğimizi paylaştık. Aklınıza kim geliyorsa yani.

E. Ö: Mesela çok değişik tarzlarda insanlarla da çalıştık.

M. Ö: Tabii. Mesela Kibariye'yle de çalıştık Ajda Pekkan'la da. Sinan Özen'le de çalıştık, Aşkın Nur Yengi'yle de. İzel'le de çalıştık, Coşkun Sabah'la da. Düşünün. Bir de ben müzikte farklı konsept çalışmalarından çok hoşlanıyorum.

O yüzden de evliliğimizin ilk yıllarında Müzik Yolcuları diye bir grup kurup, orada Azerbaycan'ın tar denilen aletiyle, Türk sanat müziğinin klasik kemençesi ve pop müziğin gitarını birleştirip sentez bir çalışma yapmıştım. 9 yaşından beri albümlerin içindeyim.


Aaaaaa çok dikkatimi çekti

M. Ö: Hayatımız müzik.


Ne güzel

M. Ö: Bizim başlığımız da o. Müzikle olan ilgimizi anlatırken ben söze “Hayatımız Müzik” diye başlıyorum. Hakikaten de öyle.

Konserler hep devam etti…

M. Ö: Evet. Devam da edecek.

Birlikte değil mi?

E. Ö: Tabii. Bazen sololarımız olsa da sahnede hep düet söylüyoruz.

M. Ö: Ben birkaç kez sahnede tek başınaydım. Konser nasıl bitti bilmiyorum.

E. Ö: Tabii böyle bir alışkanlık oluşuyor zamanla. Bir yandan iyi bir yandan kötü müdür acaba bilmiyorum? Beraber olduğumuz sürece iyi de...

M. Ö: Valla o 2,5 saat geçmedi.

E. Ö: Biz bir de konserde sadece şarkı söylemiyoruz. Bir sürü şeyi de dinleyicilerimizle paylaşıyoruz. Gülüyoruz. Samimi ve rahat bir ortam yaratmak istiyoruz. Öyle de olunca tek başına zor hale geliyor.

Farkında olmadan iş bölümü yapmışsınız demek ki, o sizi kurtarıyor…

E.Ö: Aynen öyle


Sizin gibi muhteşem bir ikili oğullarınız Volkan ve Baran. Onların gelişiyle neler değişti?

M. Ö: Evet… Bizim şirketimizin adı Düet Müzik. Dolayısıyla her şeyimizin düet olmasına dikkat ediyoruz.

E. Ö: Çocuklarımızı da onun için ikiz yaptık.

M. Ö: Biraz ısmarlama oldular ama Allah'tan ikiz olmuşlar hakikaten.

E. Ö: Hayatımızda çok şey değişti tabii. Uzun yıllar sonra geldikleri için biz Metin'le baş başa gezmeye tozmaya alışmıştık.

M. Ö: Baharı bekleyen kumrular gibiydik.


Eee şimdi ne oldunuz?

M. Ö: Devekuşu (Gülüşmeler…)

E. Ö: Tabii ki şimdi daha çok onlar odaklı bir hayat sürmeye başladık. Metin önceden çok geç saatlere kadar çalışırdı. Bitmiyor diye telefon açardı. Şimdi “Çocuklar yattı mı? Yatmasınlar geliyorum” diye arıyor. Onları görmeden uyusunlar istemiyor.

Anne baba olmak duygu anlamında neler kattı size?

M. Ö: Benim hayatımda olgunlaşma süreci içerisinde birkaç etap var. Çünkü ben hakikaten çocuk yaşlardan itibaren profesyonel hayatın içine daldım. Yani aslında çocukluğumu da çok fazla oyun oynayarak falan geçiremedim.

O yüzden benim böyle problemlerim var deyip ağlarmışım. (Kahkahalar…) Aslında o dönemde olgunlaşmaya başladım. Kendimi diğer arkadaşlarıma göre daha teferruatlı hayatı daha iyi kavramış görüyordum. 13-15 yaşımda böyle düşünüyordum. Derken 30 yaşımda askere gittim. Askerden sonra anladım ki o ana kadarkiler hikayeymiş. 40 yaşımda baba oldum. Çocuklardan sonra dedim ki daha göreceğim çok şey varmış. Esas olgunluğu onlardan sonra kavradım diyebilirim.

E. Ö: İnsan çok hassaslaşıyor. Değişik bir şey. Çocuklara, insanlara ve hayata bakış açın değişiyor.


Hem hayat arkadaşı hem iş arkadaşı olmak nasıl bir şey peki?

E. Ö: Valla iyi bir şey.

M. Ö: Artısı eksisinden daha fazla tabii ki ama dezavantajlı yönleri de var. Belli dengeleri kurduğunuz zaman aslında her şey sizin elinizde. Hayat arkadaşlığı da iş arkadaşlığı gibi bir ortaklık. İkimizin de birbirine karşı sorumlulukları var. Mümkün olduğunca bu sorumlulukları yerine getirmeye çalışıyoruz. Yüzde 75'ini başarırsan gidiyor zaten.

İşin anahtarı özel alanlara saygı göstermekte mi?

E. Ö: Doğru. Biraz ondan. Biz evlendiğimiz günden beri Metin de ben de rahatızdır. Pek karışmayız birbirimize.

M. Ö: Az önce söylediğim gibi kendine kalan yüzde 25'lik alan nefes alman için şart. Karşınızdaki her taraftan yüzde 100 kapatırsanız infilak eder.