Düveli muazzama tutkusu

00:0015/11/2009, Pazar
G: 3/09/2019, Salı
Cevdet Akçalı

Yabancı hayranlığıYabancı hayranlığı, Türk Irkının genlerinde mevcuttur dersek, yalan söylememiş oluruz. Dünyanın en büyük imparatorluğunu kurmuş olan Osmanlılar''da, elde tutulan tebaa İranlılar ve Araplar''dı. Bu ayırım o kadar belli idi ki, şair, "Yürü var gel, ya Arap''tan, ya Acem''den" demekten kendini alamamıştı.Bugün de Türkiye''de bir Batı hayranlığı vardır. Bu hayranlık, beğenme ölçülerini çok aşmış, bir tutku haline gelmiştir. Bu tutkuya bakarak insanın, "Türk olduğu için" hayıflanacağı

Yabancı hayranlığı

Yabancı hayranlığı, Türk Irkının genlerinde mevcuttur dersek, yalan söylememiş oluruz. Dünyanın en büyük imparatorluğunu kurmuş olan Osmanlılar''da, elde tutulan tebaa İranlılar ve Araplar''dı. Bu ayırım o kadar belli idi ki, şair, "Yürü var gel, ya Arap''tan, ya Acem''den" demekten kendini alamamıştı.

Bugün de Türkiye''de bir Batı hayranlığı vardır. Bu hayranlık, beğenme ölçülerini çok aşmış, bir tutku haline gelmiştir. Bu tutkuya bakarak insanın, "Türk olduğu için" hayıflanacağı geliyor. Şairin dediği gibi, "yürü var gel, ya Avrupa''dan, ya Amerika''dan" demekten kendimizi alamıyoruz.

Türkiye, Tanzimat döneminden beri yüzünü Batı''ya çevirmiş, Batılılaşma''yı istemiştir. Bu arzu fevkalade önemli ve Türkiye''nin modern medeniyet seviyesine çıkması için tek yoldur. Ancak, bu yola yanlış başlanılmış ve yanlış olarak devam edilmektedir.

Tanzimat kafası

Tanzimat hareketini başlatanlar, Batı medeniyetinin tekniğini, Batı''nın ulaştığı insani değerlerin hepsini Türkiye''ye getirmek istemişlerdir. Tanzimat Fermanı''nda, Batılı değerlerin bir dökümü yapılmıştır. Bu değerlere ulaşabilmek için neler yapılması gerektiği açıklanmıştır.

Ancak, bu harekete öncülük edenlerin içlerine bir şüphe düşmüştür: Ya bu fermanla vaad ettiklerimize, sultan uymazsa... Bu durumda, vaad edilen hakları teminat altına almak için bir mekanizma düşünülmüştür: Bu mekanizma, gerektiğinde Düveli Muazzama''nın müdahalesini istemektir.

Düveli Muazzama deyiminden, o dönemin büyük devletleri, Fransa, İngiltere, Prusya, Avusturya ve Rusya kastedilmiştir. Bu devletler, Tanzimat Fermanı''na uymadığı gerekçesiyle, Osmanlı Devleti''nin içişlerine karışmayı bir âdet, bir anane haline getirmişlerdir. Düveli Muazzama bu müdahaleleri yaparken, Osmanlı entelektüellerinin birçoğu onlarla işbirliği yapmış, onları teşvik etmiştir.

Siyasi tarihimize Jön Türkler olarak geçen bir kısım okumuşlar, basın yoluyla, yaptıkları toplantılarla, yabancıların içişlerimize karışmasını istediklerini gizlememişlerdir. Bu tutum o kadar revaç bulmuştur ki, "adeta, Avrupa''da olan her şey iyi, olmayan her şey kötüdür" gibi bir kanaat hâsıl olmuştur.

"Avrupa''da da var" mantığı

Bunun çok basit bir örneğini vermek, olayın izahı için yeterlidir. Biz bir fikrin doğruluğunu savunuyorsak, "Bu Avrupa''da da var" dememiz yeterlidir. Başka bir delile ve gerekçeye ihtiyaç yoktur. Bir şeyin kötü olduğunu iddia ediyorsak, "hiçbir Avrupa ülkesinde yok" dememiz yeterlidir.

1940''larda çıkan gazetelerde hikâye yazan bir yazar, "hikâyeyi kendim yazıyorum ama ciddiye alınsın diye imzamı, ''Almanca''dan tercüme eden'' diye atıyorum" diyerek itirafta bulunuyordu.

Batı''ya olan bu hayranlık sebebiyledir ki, bizdeki uygulamalardan herhangi birisini tenkit etseler, mesela polisin işkence yaptığını söyleseler, cevabımız hazırdır: "Sizde de yok mu? Sizin polisleriniz de işkence yapmıyor mu?" "Madem ki işkence Avrupa''da da vardır? O halde kötü değildir", der gibi…

Siyasi tarihimizden örnekler

Siyasi tarihimizde, Batı''daki bazı istisnai uygulamaları misal göstererek, demokratik kurallarla bağdaşmayacak pek çok kanunlar çıkarmışızdır. Bunlardan sadece birkaç tanesini zikretmek, olayı anlatmak için yetecektir:

1960 yılında Türkiye''de askeri bir darbe olmuştur. Askeri darbeleri savunmak çok zordur. Ancak bizim fikir adamlarımız, bunun gerekçelerini bulmakta zorlanmazlar. Zira İtalya''da da Mussoloni, bir nevi darbeyle devrilmiştir. 1960 darbesinin meşruiyetini savunanlar, İtalya''daki darbe için gösterilen gerekçeleri, hem de mehaz göstererek aynen almışlardır.

1970''li yıllarda, sokak hareketleri vardır. Güvenlik güçleri ve mahkemeler kanunları uygulamakta güçlük çekmektedirler. Ne yapalım diye düşünmeye gerek yoktur. Avrupa''nın uygulamalarını araştıralım. Mutlaka bir şeyler buluruz diye araştırmaya başlamışızdır. (*)

Devlet Güvenlik Mahkemeleri

Türkiye''nin terör davalarında karşılaştığı iki müşkül vardır. Birisi, teröristlerin duruşmalarda olay çıkarmaları… Bu meseleye çare, Fransa''daki bir uygulamada bulunmuştur. Bu gibi davalara bakan hâkimler içerisine, askeri hâkimleri de koyarak, askerin caydırıcılığından faydalanmak. İşte Fransa örnek alınarak, "Devlet Güvenlik Mahkemeleri" kurulmuştur.

Gözaltı süresi

İkinci konu, mevcut kanuna göre, polisler zanlıları ancak 24 saat gözetim altında tutabilmektedir. Bu süre, teröre karışan birçok kimsenin ifadelerinin alınması için yeterli değildir. Bu müşkülün halledilmesi de, Belçika''da mevcut bir uygulamayı almakla halledilmiştir. Belçika Ceza Kanunu''nda bazı hallerde, iki aya varan gözaltılar yapılması mümkündür. Bu hüküm de Ceza Kanunumuz''a aynen aktarılmıştır.

12 Eylül 1980 darbesinin siyasi yasakları

Türkiye''de, 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi yapılmıştır. Komutanlar eski politikacıların bir kısmına yasak getirmek istemektedirler. Bunun için İkinci Cihan Savaşı sonrası, De Gaulle Fransa''sında, Mareşal Petaine ve arkadaşlarına bazı siyasi yasaklar getirilmiştir. Başka bir gerekçeye lüzum yoktur. Avrupa''da böyle bir emsal bulununca, Demirel, Ecevit ve bazı siyasilere siyasi kısıtlamalar getirilmesi elbette meşru olacaktır.

Siyasi partilerin kapatılması

1980 sonrasında, birçok siyasi partiler kapatılmıştır. Siyasi partilerin kapatılması, demokratik midir, değil midir tartışmaya gerek yoktur. Çünkü Alman Nazi partilerinin kapatılmasına cevaz verilmiştir. Aynı emsal Amerika''da Komünist Partiler için de vardır. Bu uygulama Batı''da var olduğuna göre, bizdeki uygulama da demokratiktir.

Siz uygun gördüğünüz bir fikri savunmaya kalkarsınız, ona karşı olanlar hemen konuşmaya başlarlar: Avrupa''nın veya dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir uygulama yoktur… Bazıları da kendi sakat fikirlerini savunmak için "Bu hüküm Avrupa''da da var" deyip size küçük bir prensliği bile misal gösterebilirler.

Bütün bu söylenenlerin temelinde, devletin kendi vatandaşlarına güvenmemesi, vatandaşın devletine inanmaması yatmaktadır. Bu güven tesis edilinceye kadar bu hastalık devam edecektir.

Avrupa Birliği''ne giriş gerekçeleri

Fakat işin en kötü yanı, Türkiye''nin Avrupa Birliği''ne girmesini savunan bir kesim, aynı sakat mantıkla hareket etmektedir. "Avrupa Birliği''ne girelim ki, devlet demokratik kurallara uymaya mecbur olsun…" "Avrupa Birliği''ne girelim ki, sivil idare askeri vesayetten kurtulsun…" Avrupa Birliği''ne girme gerekçeleri arasında bunların bulunması fevkalade yanlıştır ve hatta tehlikelidir.

"Biz Avrupa Birliği''ne girmezsek, Türkiye''yi gerçek demokrasiye kavuşturamayız" diyenler, kendilerine ve ülkelerine güvenlerini kaybetmiş olanlardır… "Biz Avrupa Birliği''ne girelim ki, askerler sivil idareye müdahale edemesinler" diyenler, AB''yi tetikçi gibi kullanmak isteyenlerdir.

Batı''ya özenme hastalığı, işyerlerimize verdiğimiz isimlerde, günlük konuşmalarımızda kullandığımız kelimelerde de açıkça hissedilmektedir. Türk milleti düşünmeyi unutmuş, Avrupa''nın kötü bir taklitçisi haline gelmiştir. En büyük ilim adamlarımız bile eserlerini, Batı kaynaklarından "intihal" yaparak vermektedir.

Tanzimat Fermanı''ndan beri 150 sene geçmiştir. Biz hâlâ neden Avrupalı var olamadık diyenler, kendi kendilerine sormalıdırlar: Bu müessese "Avrupa''da var" diyerek, sakat bir fikri savunarak… Avrupa''nın hiçbir ülkesinde yok, diyerek her olumlu fikrin karşısına çıkılarak, modern medeniyet seviyesine ulaşılabilir mi? Gerek din kitaplarında yazdığı ve gerekse, Atatürk''ün dediği gibi, "aklımızı kullanmak" varken, Düveli Muazzama''nın ağzına bakarak bir yere varılabilir mi?