
Onyedi Ağustos 1999 Salı gecesi, saat 03.02''de başlayıp 45 saniye süren deprem ve sonuçlarıyla ilgili haber ve yorumlarda ''kıyamet'', ''kıyamet provası'', ''mahşer'' gibi benzetmeler yapıldı. Ülkemizde 490 yıl önce yaşanan bir depreme ilişkin şu satırları Yeni Şafak''ın okurlarına armağan ettiği Osmanlı Ansiklopedisi''nin ikinci cildinden aktarıyorum:
"14 Eylül 1509 tarihinde İstanbul''da "küçük kıyamet" diye anılan büyük bir deprem oldu. Anadolu''nun diğer şehirlerinde de hissedilen bu depremde 5.000 kadar insan ölmüş, 109 mescid, 1070 ev yıkılmış, İstanbul surları hemen tamamen harap olmuş, Fatih Camii''nin kubbesi ve sütun başları çatlamış, Bâyezid Camii''nin kubbesi yıkılmıştır. Ayrıca Fâtih semtinde Karaman mahallesi harabe haline gelmiştir. Anadolu''da da büyük insan zayiatı olmuştur.
Padişah bir müddet sarayın bahçesinde kurulan çadırda barındıktan sonra Edirne''ye gitmiş, fakat İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne''de de şiddetli bir deprem olmuş, Tunca nehri taşmış, Padişah, Mimar Hayreddin''in yaptığı ahşap bir evde kalmıştır.
Edirne''den Anadolu''nun öteki ucuna kadar halkı korkutan, büyük zararlara sebep olan depremin ilk şoku atlatıldıktan sonra hızla yaraların sarılmasına, zararların telâfisine, yıkılan şehirlerin yeni baştan imarına girişilmiş, devlet, gücünü tebasının yaralarını hızla sarmakla isbat etmiştir. Bu iş için Anadolu''dan 37.000, Rumeli''den 29.000 ücretli amele bulunmuş, çeşitli şehirlerden 3.000 mimar, dülger ve usta getirilmiş, ayrıca askerlerden de istifade edilmiştir. 29 Mart 1510''da kamuya ait yerlerde başlayan inşaat 65 günde tamamlanarak İstanbul ve Galata surları, Çekmece köprüleri, Rumeli ve Anadolu hisarları fenerleri onarılmıştır." (s. 163, 166)
İstenirse 1509 depremiyle 1999 depremi topluma, devlete, ekonomiye, psikolojiye, teknolojiye ilişkin değişik açılardan değerlendirip karşılaştırılabilir ve bundan anlamlı ve ilginç sonuçlar da çıkarılabilir. Ama ben olayın tarihindeki uzlaşmazlığa dikkat çekmek istiyorum.
İsmail Hakkı Uzunçarşılı''nın Osmanlı Tarihi''nde 25 Rebiulâhir 915 Salı günü vuku bulduğu bildirilen bu depremin tarihini Murat Bardakçı, 22 Ağustos 1509 (Hürriyet, 22.08.1999) Orhan Koloğlu, 10 Ekim 1509 (Milliyet Gazete Pazar, 22.08.1999) diye vermiş. Aynı olay için üç ayrı tarihin verilmesi tuhaf değil mi?
Hürriyet Pazar''da bu depreme ilişkin imzasız yazının başlığı daha da tuhaf: "Padişah korkudan kaçtı" (!)
Tevfik Fikret''in 1310 (1894) depreminden söz ettiği Zelzele şiirinin bazı mısraları da Gazete Pazar''da hasar görmüş. Depremin uğursuz darbesinin insanları biraz uyarmasını, uyandırmasını bekleyen şair, bunun bir ''ders-i haşin'', yani ''şiddetli, sert bir ders'' olduğunu söylüyor ama onun sözü "Biraz tenebbüh için bin belâ... ne derse haşin!" kılıksızlığına bürünüyor.
Binalar için jeolojik zemin sağlamlığı nasıl gerekliyse, dil ve tarih için de kültürel zemin sağlamlığı öyle gerekli.
Sağlam bilgi, sağlam ahlâk, sağlam toplum, sağlam devlet, her türlü âfeti atlatabilir. Fatih Camii de, Bayezid Camii de bugün ayakta. Ama...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.