Değiştirilemez olan nedir

00:003/10/2010, Pazar
G: 3/09/2019, Salı
Rasim Özdenören

Bu soruya cevap olarak o bildik, alışıldık cümleyi söyleyeceğim: değiştirilemez olan değişimdir.Her yasa yapıcı, koyduğu hükümlerin ebed müddet süreceği, sürmesi gerektiği kaziyesi üzerine bina eder iradesini.Ne var ki, hayatın gerçeği, değiştirilemez, değiştirilmesi bile düşünülemez denilen nice hükümlerin üzerinden kendi gerçekliğinin tabanı ile basıp geçmiştir. Değiştirilemez denilen hükümler kendi gülünç durumlarıyla baş başa bırakılmıştır.Kimilerine göre, değiştirilemez olan hükümler ancak

Bu soruya cevap olarak o bildik, alışıldık cümleyi söyleyeceğim: değiştirilemez olan değişimdir.

Her yasa yapıcı, koyduğu hükümlerin ebed müddet süreceği, sürmesi gerektiği kaziyesi üzerine bina eder iradesini.

Ne var ki, hayatın gerçeği, değiştirilemez, değiştirilmesi bile düşünülemez denilen nice hükümlerin üzerinden kendi gerçekliğinin tabanı ile basıp geçmiştir. Değiştirilemez denilen hükümler kendi gülünç durumlarıyla baş başa bırakılmıştır.

Kimilerine göre, değiştirilemez olan hükümler ancak dinin hükümleri olabilir. Ancak burada İslam söz konusu ise, dinin her yüz yılda bir yenileneceği Peygamber beyanıyla sabittir. Ancak buradaki yenilenmenin mahiyetine dikkat etmek gerekiyor. Dinin yenilenmesi, ona bulaşmış olan bidatlerin ondan arındırılmasıyla gerçekleştirilir. Başka bir deyişle, dinin hükümleri (Kuran, Sünnet) yerinde kalır, fakat onlara bulaşmış olan yanlış yorumlar veya yanlış yoruma yol açabilecek olan yanlış uygulamalar dinden arındırılır. Bu açıdan bakıldığında İslam dininin dogmaya set çektiği de söylenebilir. Dogma, dinde veya felsefede doğruluğu sınanmadan kabul edilen görüş, hüküm veya öğretidir...

Dogmanın en geçerli alan olduğu farz edilen din bile (eğer İslam söz konusu ise) onu reddetmeye açık kapı bırakıyor. Yenileme (tecdit) kavramı işte tam da burada kendini ortaya koyuyor...

Yürürlükteki Anayasa''nın ilk üç maddesinin “değiştirilemeyeceğini, değiştirilmesinin teklif edilemeyeceğini” öngören 4. maddesi, aslında, bizzat kendisiyle havada kalan bir hüküm dermeyan ediyor. İlk üç maddenin değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin teklif edilemeyeceğini öngören işbu 4. madde ortadan kaldırılsa ne olacak?

Anayasa''ya bu hükmü koyan irade ilk üç maddede zikredilen hususların, her yasa koyucu gibi, ebed müddet geçerli olacağı önyargısından hareket ediyor: Anayasanın 1. maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümlerinin değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesinin teklif edilemeyeceği öngörülüyor. Böylece 2. maddede öngörülen “Atatürk milliyetçiliği”nin değiştirilemez oluşu bir Anayasa hükmü halinde sabitleştiriliyor. Peki, nedir “Atatürk milliyetçiliği” diye sorulduğunda buna verilecek cevap karşımıza kaç türlü çıkar acaba? Ve bunlardan hangisinin değiştirilemez olduğu kabul edilir? Eğer bahsi geçen milliyetçiliğin rükünleri, “Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Devrimcilik, Laiklik” olarak belirleniyorsa, bu tanımlara, 1930''lu yılların tanımlarına (şayet varsa onların belli bir tanımları) göre mi muamele edilecek? 1920''nin şartlarına göre payitahtın başkent olarak Ankara''ya naklini gerektiren şart, -temenni edilmez ama- farklı biçimde yeniden zuhur etse, Anayasa''da böyle bir hüküm var diye fiili gerçekliğe göz mü yumulacak?

O günden bu yana bu rükünlerin tanımları da, bağlamları da değişip durdu. Anayasa''da yer almayan fakat teoride önem atfedilen bağımsızlık kavramı gerek ulusal düzlemde, gerek uluslar arası düzlemde değişti, değişiyor...

İmdi, bu değişen gerçeklik karşısında Anayasa''nın “değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez” diye öngördüğü hüküm yalnızca bir dogma olma değerinden başka bir anlam taşıyor mu sorusuyla karşı karşıya geliyoruz.

Hayatın gerçekliği, kendi gerçeğine uygun düşmeyen dogmanın üstüne basıp geçer. Kendi gerçekliğini dayatır, onu her türlü dogmanın üstünde tutmayı başarır.