
Kamuoyunda Aleviler adına konuşan vakıf ve dernek yöneticileri bu meşruiyet ve güçlerini gerçekten Alevilerden mi alıyor, yoksa edinilmiş statülerden mi? Bu kurumlar temsil güçlerini Alevilerden almış olsalardı, sorunların çözümünde bugüne kadar somut adımlar atılmış olurdu.
Bir soru ile başlayalım. Aleviler Türkiye gündemine ne zaman gelir? Eğer insani bir dram yaşanmazsa; geleneksel olduğu üzre ya seçimlerden önce ya da 2 Temmuz Sivas'ta yaşanan katliamın yıldönümünde. İlkinde Alevilerin oyunu kime vereceği uzun uzun tartışılır. Sivas katliamının yıldönümünde ise 1993'de yaşanan acının anılması ve Madımak Oteli'nin müze olup olmayacağı tartışılır. Burada devletin bir biçimde Alevilere bir 'özür' zorunluluğu vardır.
İşte bu iki gündem dışında yaklaşık iki yıldır Alevilerden sıkça bahsediyoruz. Bu süreçte AK Parti, Alevilerin sorunlarının çözümünde somut adım atmanın yollarını arıyor. AK Parti'nin 2007'de ikinci kez tek başına hükümet olması ile başlayan süreç, nihayet bu yıl yerel seçimlerden sonra somut adımların atılması ile hız kazandı. 2008 ve 2009'da gerçekleşen Muharrem iftarına katılan Başbakan Erdoğan sembolik bir adım atarken, bu yılın başından itibaren Devlet Bakanlığı bünyesinde somut adımlar atılmak uzere bir dizi çalıştay başladı.
Çalıştayların koordinatörlüğünü Alevilik konusunda uzman akademisyenlerden olan Necdet Subaşı yapıyor. İlki geçen ay yapılan ve Alevi cemaat temsilcilcilerinin ve araştırmacılarının katıldığı çalıştayın ikincisi 8 Temmuz'da bu kez konu üzerinde çalışan akademisyenlerin katılımı ile gerçekleşecek. Bunun dışında yapılacak beş çalıştay ile konu farklı boyutları ele alınacak. Bu çalışmaların sonunda ortaya konulacak talepler, istekler ile birlikte artık siyaset devreye girecek ve bu konuda yapılacak yasal ve idari düzenlemeler ile sorununun çözülmesi somut adımlara dönüşecektir. Bu süreçte Alevilere düşen ortaya çıkacak kararların takipçisi olmak ve baskı grubu olarak görev yapmaktır.
Burada bu vakıf ve derneklerin Alevileri temsil ettiklerini iddia edecek değilim. Tam tersine özellikle vakıf ve bazı STK'ların hem yapıları gereği hem yasal ve pratik açısından Alevileri temsil etmesinin mümkün olmadığını söylüyorum. Mesela vakıflar. Tâbi oldukları Türk Medeni Kanunu'nun 101. maddesi vakıfların kuruluş amaçlarının çerçevesini şu şekilde çizer: “Madde 101.- Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır. ...
Vakıflarda üyelik olmaz.
Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasa'nın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.”
Özellikle son fıkra açık biçimde; “… bir … cemaaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz” bu temsiliyetin hukuken mümkün olmadığını ortaya koymaktadır.
Bu yasal zorunulukla beraber, pratik olarak, hak ve özgürlük temelli olmayan hiçbir vakfın, bir özgürlük sorunu olarak okuyabileceğimiz Alevilik sorunu konusunda adım atması mümkün değildir. Benzer sorunların kimi Alevi STK'lar için de geçerli olduğunu söylemek mümkün. Üstelik vakıf ve STK'lar için genel bir değerlendirme yaptığımızda yasal engeller dışında daha temel bir dizi sorun okumak mümkündür. Nedir bunlar?
İşte bu tabloya bakıldığında AK Parti tarafından başlatılan çalıştaylar, farklı sorunsalları olan Alevilerin siyasallaşması açısından bir imkân yarattığını görmek gerekiyor. Ancak burada sorun, bu gerçeğin çalıştayları yürütenlerin bunun farkındalığı ile ilgilidir. Bu açıdan kamuoyunda sesleri göreceli olarak daha az duyulan ve daha lokal bazda örgütlenmeş Alevi (veya hemşehri) dernekleri temsil açısından daha gerçekçi bir iletişim ağını temsil ettikleri muhakkaktır. Belki bu lokal dernekler, bilgi kapasitesi, kamusallaşmış örgütlenmelir kadar güçlü olmayabilir ama daha sahici ilişki ağına sahip oldukları şüphesizdir. Aleviler için başlayan bu süreç, bir taraftan farklı Alevi birey ve kurumlara önünü açma şansı verirken, Alevilerin çoğullaşması ve özne olma şansı da tanımaktadır. Belki de sadece bu yüzden bu çalıştaylar dizisi önemsenmeli ve sahip çıkılmalıdır. Neticede sorun değil çözüm odaklı bir sürecin içindeyiz. Bunu unutmayalım.
Son olarak, bu yazı, 2 Temmuz'da yaşanan katliam dolayısıyla orada ölenleri anmak içinde yazıldı. Bugün gözüm Başbakan Erdoğan'da ola-cak. Sembolik bir adım daha atıp Sivas'a gidecek mi?






