Düşünce Günlüğü Hangisi realite?

Hangisi realite?

Lisanımızda, davranışlarımızda, düşüncelerimizde ve hatta duygularımızda “realiteyi barındırmak” ile ilgili durumları hepimiz biliyoruzdur, diye düşünüyorum. Öyle ki; hayatın kendisi, yaşadığımız durum ve olayların analizinde “hakikat nedir?” sorusu ile zihinlerimizde bizleri meşgul etmekte ve yaşadığımız sürece de aynı şekilde devam edecektir. Öyle ise gelelim realite ile ilgili asıl vurgulamak istediğim konuya. Zihnimizdeki realite ve dışarıdan görülen realite arasındaki farkı hiç düşündük mü?

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
​Hangisi realite?
Arşiv

Beyzanur Yılmaz / Eğitimci – İlahiyatçı Yazar

Gerçek, reel ya da hakikat..

Farklı içerikler ile doldurulsalar da hepsi de kökeni itibarı ile aynı kapıya çıkmakta..

Gerçek olanın olgusal hali olan ve başlıkta da kullandığım, gerçeklik, yani nam-ı değer “realite” kavramını ele alarak söze başlayayım. “Gerçek olan, gerçeklik” anlamını taşıyan bu kavram ile hayatımızın birçok alanında karşı karşıyayız. Lisanımızda, davranışlarımızda, düşüncelerimizde ve hatta duygularımızda “realiteyi barındırmak” ile ilgili durumları hepimiz biliyoruzdur, diye düşünüyorum. Öyle ki; hayatın kendisi, yaşadığımız durum ve olayların analizinde “hakikat nedir?” sorusu ile zihinlerimizde bizleri meşgul etmekte ve yaşadığımız sürece de aynı şekilde devam edecektir. Öyle ise gelelim realite ile ilgili asıl vurgulamak istediğim konuya. Zihnimizdeki realite ve dışarıdan görülen realite arasındaki farkı hiç düşündük mü?

Ne demek istediğimi şöyle açıklayayım: Psikolojik anlamda kendimizi kötü hissetmemize sebep olan düşüncelerimiz var olduğunda, zihnimiz bizlere olağanca kuvveti ile yüklenerek kendi tasarladığı realiteye inanmamızı ister. Oysa ki dışarıdan bakılan tarafı ile zihnimizde tasarladığımız gerçek, sadece bizlerin bilerek inandığı ve başkalarının bilmeyip, görmediği bir gerçek. Realitenin bu yönüne neden değinmek istediğimi daha iyi ifade etmem gerekirse; psikososyal açıdan farklı hikâye ve senaryolara denk gelmem ve özellikle karşılıklı ilişki ve iletişimde kişilerin hakikati görmek istemeyip, gerçek olanın bilincine varamaması sonucu kendi gerçeğine inanmasıyla ortaya çıkan kaos durumlarını sebep olarak gösterebilirim.

Peki bu nasıl bir kaos? Tek taraflı zararı olabileceği gibi çift taraflı olarak kişilere zarar veren ve hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir durumdan bahsediyorum.

Kişinin kendisi ile ilgili içsel dünyasında yer edindirdiği realitede, kendisini inandırdığı ve esasında realite olmayan gerçek üzerinden hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyen düşüncelerin var olması sonucu tek taraflı olarak yani sadece kendisine verdiği zarardan kaynaklı bir kaos oluşmakta. Örneğin; sınıfın içerisinde aldığı düşük notun okunması ile utanan, sürekli herkese rezil olduğunu, herkesin ona baktığını ya da gerçekte başarılı olamayacak kadar yetersiz bir zekaya sahip olduğunu düşünen bir öğrenciyi ele alalım. Halbuki, öğrencinin zihninde oluşturduğu gerçek ile dışarıdan bakıldığında görülen gerçek arasında fark olduğunu bilmesi (onun bu olay üzerinde düşündüğü kadar dışarıdan bakan kişilerin onun hakkında bu kadar düşünmemesi, kendisini yetersiz veya düşük zekada ve kabiliyette görme fikrinin sadece kendi düşüncesi olduğunun farkına varması) ve buna bağlı olarak bilinçli şekilde hareket etmesi, kendisine inanmasını sağlayıp, hayat motivasyonunu olumsuz yönde etkilemeyecektir.

Çift taraflı zarar veren durumlar ise kişinin kendisi ve muhatabı ile arasında geçen herhangi bir olay karşısında sürekli kendi realitesine inanması ve dışarıdan görülen realiteyi es geçerek “ben haklıyım” pozisyonuna bürünmesi sonucu ortaya çıkan bir kaos hali…

Her iki kaos hali de “bilinçlenme” ve “bilinçlendirme” faaliyetinin noksanlığından kaynaklanıyor belki de.. Bilinçlenme diyorum çünkü bireysel anlamda; dinen ve manen ruhunu, zihnini ve bedenini en iyi şekilde korumak ile mükellef olan ve “insan” denilen varlık ile iletişim içinde olan, sosyal bir varlık olarak hayatın içerisinde var olan bizlerin reel olan konusunda neye inanması gerektiğine dayalı objektif bir tutum sergilememiz gerekiyor. Bunun için de bu durumu sağlayacak bir yönelime doğru, okuma ve araştırma içerisine girmeyi, hayatta bir vazife olarak görmek amacını taşıyan “bilinçlenmenin” kişisel bir sorumluluk olduğunu düşünmekteyim. Bilinçlenme faaliyeti bireysel zeminde olduğu için, bunu yerine getiremeyenler için psikososyal bilinçlendirme faaliyetleri ile dış destek almaları daha makul bir çözüm yolu olabilir. Kişileri, hayatın realitesi ile ilgili psikolojik ve sosyolojik boyutta bir yönlendirme ve onların bazı şeylerin farkına varmalarını sağlamada bilinçlendirme faaliyeti fayda sağlayıcı olabilir.

Edebiyatın
sezgileri ve gücü
HAYAT
Edebiyatın sezgileri ve gücü

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.