Düşünce Günlüğü Süleymaninin ölümüne İranın Teo-sosyolojik tepkisi

Süleymani’nin ölümüne İran’ın Teo-sosyolojik tepkisi

Taziye ve anma kültürleri biraz da yarım kalmış matemin tamamlanması içindir. Bu yönüyle İran derin belleği doğrudan muhatabı olduğu ve sonunda kaybettiği bir Kerbela üzerinden kurgulanmamış tamamen duygusal olarak dolaylı yollardan kurgulanmış bir Kerbela’yı kök paradigma olarak geliştirmiştir. Dolayısıyla İran doğrudan hedef alarak bir öç alma işine girmeyecektir, bu onların en son bin yıl beş yüz yıl önce terk ettiği bir yöntemdir.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Süleymani’nin ölümüne İran’ın Teo-sosyolojik tepkisi
İllüstrasyon:Cemile Ağaç Yıldırım

Prof. Dr. Özcan GÜNGÖR – Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

Amerikan saldırısında öldürülen İran Devrim Muhafızları ordusuna bağlı Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani ve altı kişi için İran’da cenaze törenleri düzenlendi. İran devleti Süleymani’nin öldürülmesini teo-stratejik denilen kimi unsurlarla algısal düzeyde yönetiyor görünmektedir. Böylesine derin travmatik bir olay çok büyük bir kriz olduğu gibi aynı zamanda İran devleti için bazı imkanlar da sunmaktadır. Bu yazıda İran’ın kök paradigması temelinde kültürel hafızasının biricik unsuru olan Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesine bağlı olarak oluşturulan veriyi Süleymani’nin ölümüne nasıl transfer ettiği teo-sosyolojik bağlamda ele alınacaktır.

İran için tarihte mitleştirilen kök paradigmalar ve toplumsal bellekte yer edinen şehadet ve ilişkili ritüeller İran’ın teo-stratejisini yorumlamada oldukça faydalı ipuçları sunmaktadır. Kök paradigma, kişilerin kendi kültürel anlam dünyaları çerçevesinde bir yol bulma imkanı sağlayan kültürel haritalar olarak işlev gören anlam kümesi olarak tarif edilebilir. Kök paradigmaların iki temel işlevinden bahseder Ş. Mardin: Bir, kişisel davranışlara rehber teşkileden ve ideal bir toplumun görünümünüveren ‘haritalar’ olarak; iki, kültür bagajındayer alıp bireyin toplumsal kurallara vekonumlara ilişkin algılamasıyla birlikte, “görüntüleri,sesleri ve renkleri anlamlandıranaraçları birbirleriyle kaynaştıran başlıklar”olarak iş gördüğünü ifade eder. Bu bakımdan toplumsal bilinçaltında yer edinen kök paradigma sadece verili toplumsal düzenin aynen sürdürülmesini teşvik etmez, aynı zamanda kök paradigmaya benzer olaylar yoluyla kollektif bilinçaltını harekete geçirici işlevler de görür.

Kök paradigmanın anlam dünyasında dini semboller sayesinde kadın, erkek, çocuk ya da yaşlı olmak gibi biyolojik, politik lider ve tebaa olmak gibi normatif düzenin tanımları tepetaklak edilir ve belirsizleşir. Burada toplumsal bellekte yeri olan bir anı, sembolik olarak orantısız bir biçimde abartılır ve kollektif belleği harekete geçirici bir eyleme tabi tutulur ki amaç sembolün ifade ettiği anlam göze çarpacak biçimde çerçevelensin ve toplumsal bellek canlı bir şekilde yeniden üretilsin. Bu, toplumsal gerçekliğin sınırlarını hatırlattığı gibi bireylere sınırlarını hissettirerek bulundukları anlamı, mekanı, olayı ve ben idrakini yeniden anımsatır. Böylece canlandırılmaya çalışılan imgeler yoluyla çerçevelenen gerçek ve canlandırılmak istenen gerçekliğin sınırları yeniden üretilir.

KÖK PARADİGMA OLARAK KERBELA

Miladî takvimde 680, Hicrî takvime göre ise 10 Muharrem 61 yılında gerçekleşen Kerbelâ Olayı, Müslümanların teolojik, toplumsal ve kültürel kimliğini derinden etkilemiştir. Hz. Hüseyin imgesi bütün Müslümanların saygı duyduğu ortak bir değerdir. Ancak onu kök paradigma haline dönüştürerek toplumun en temel siyasi, dini ve kültürel figürü haline getirme Şiilerde görünür. Bu yönüyle İran’da oluşturulan her türlü siyasi, kültürel ve dini semboller bir şekilde Kerbela ve Hz. Hüseyin ile ilişkilendirilir. Kerbelâ olayı, bireysel kimliklerle toplumsal kimlikler arasında sıkı bir bağ kurmada merkezî bir rol oynar. Kimlik inşasında kullanılan bu yoğun geçmiş, anlambilimsel ve ideolojik olarak bizzat olayın olgusallığından daha güçlü ve kapsayıcıdır. Tarihin anlamının da ifşa edildiği bu olay geçmiş değildir. Aksine her an günceldir ve hatta gelecektir. Bu nedenle konu, harareti yüksek bir meseledir.

Kerman’daki yas ritüelinin ardından Hamaneyin resmi internet sitesinden Süleymani’nin Hz. Hüseyin tarafından karşılandığını anı tasvir eden görsel, sosyal medyaya servis edildi.

Bu bağlamda Hamaney’in resmi sitesinden paylaşılan Hz. Hüseyin’in Süleymani’yi cennette karşılama resmi semboller ve paradigmalarla örtüşen çok derin manalar içermektedir. Nedir bu manalar?

Süleymani; Zalime karşı din-i İslam için kendini feda etmiştir, o cennettedir, şehit olmuştur, yaptığı her ne varsa bu Hz. Hüseyin’in yadının yüceltilmesi içindir, şehadet son değil büyük buluşmanın başlangıcıdır ve bunu bizzat baş ruhani olan Hamaney’in şahitliğinde yapmıştır. Şiiler için Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi olayına bir anlamda insanlığın kurtuluş vesilesi olarak bakarlar. Bu olay, Hristiyanların Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi hadisesine yükledikleri anlama yakın bir anlamdır. Tıpkı Hz. İsa gibi Hz. Hüseyin, İslam’ın ve insanlığın kurtuluşu için kendini bilerek feda etmiştir. Resimle verilmek istenen bir mesaj da Süleymani’nin gece gündüz demeden şehir şehir ülke ülke bilerek İslam için kendisini feda ettiğini anlatmak istemektedirler.

Şiilerin kök paradigmasında Kerbela ve Hz. Hüseyin için gözyaşı dökmenin sevap olduğuna inanılır. Şia’nın Kerbela’ya bakışı ve bu çerçevede Hz. Hüseyin’in şehadetini canlı olarak anma, matem tutma, anma zamanlarında ezadarî, ravzahanî ve zincir-zânî gibi hususların arka planında Şia’daki zikr-i musibet felsefesi yatmaktadır. Şia’da musibet günlerinde musibeti anmak oldukça önemli bir olay ve eylemdir.

Görüldüğü kadarıyla Süleymani ve diğerlerinin cenazeleri de benzer tablolarla servis edilmektedir. Bizzat Hamaney’in de hazır bulunduğu törende mersiyelerle olayın matemi derinleştirilmekte ve Kerbela’ya atıflar yapılmaktadır. Mersiyeler, insanların kendilerine eza-cefa etmeleri ve intikam yeminleri bu sembolizmin benzer şekilde dışa vurumu ve toplumsal belleği besleyici yönünü gözler önüne sermektedir.

ŞEHADET KÜLTÜRÜ

Şiilerde Kerbela’ya bağlı olarak geliştirilen şehadet kültürü önemli ve diri bir ölüm olan toplumsal hafıza unsurudur. Toplumsal hafıza Halbwachs tarafından, “şimdiden ödünç alınan data ile elde edilen geçmişin yeniden bir inşası” olarak tarif edilir. Bu yönüyle Şiiler, Hz. Muhammed ve Ehl-i Beyt’i başta olmak üzere bütün büyük İslam şahsiyetlerine, özellikle Şia açısından önemli olan büyük şahsiyetlere yaklaşımda onların ölümlerini ve şehit olanların, özellikle İmamların şehadetlerini, canlı bir biçimde, her yıl, hatta bazı durumlarda yıl içinde çeşitli münasebetlerle birkaç kez anarak mensuplarının duygu ve heyecan yoğunluklu bir biçimde onlarla irtibatlarını sağlamakta ve dünyayla ilişkilerinin önemli bir kısmını da bu ölüm ve şehadet kültürleriyle düzenlemektedirler. Bu yönüyle şehadetin, Şia tarihinde en değerli ve en ihya edici sosyal kapital olduğu ve şehadet içinde de en değerli ve diriltici olanın Kerbelâ Olayı ve Hz. Hüseyin ile diğer Kerbela şehitleri olduğu söylenebilir. Böylece Kerbela Hz. Hüseyin’in tesadüfen kendini içinde bulduğu bir olay değil, bilinçli bir biçimde gerçekleştirdiği bir devrim olarak algılanır.

Buradan hareketle Süleymani’nin şehadet kültürüyle simgeleştirilmesi ve kahramanlaştırılması sosyal sermaye olarak İran’ın bölgesel stratejisinde derin teo-sosyolojik imkanlar sunmuşa benzemektedir. Şöyle ki; geçen haftalarda İran’da başlayan toplumsal memnuniyetsizlikler sonucu bir hafta internet kapatılmış ve iddialara göre bu boşlukta faili meçhuller olmuştur. İran teo-sosyolojik derin aklı meşruiyet kaybına sebebiyet veren bu olayları bir dış kriz ve şehadetle örtüştürerek daha rahat aşacağa benzemektedir. Bunun yanında halkın rejime olan desteğinin azaldığı yine iddialar arasındadır ve yakın zamanda yapılacak İran milli seçimlerinde rejim yanlısı adayların halkı şehadet sosyal sermayesiyle daha rahat sandık başına götürecekleri öngörülebilir. Şehadet sermayesi ayrıca İran içinde Hamaney’in yer yer tartışılan yetkilerini tartışma konusu olmaktan çıkarmada büyük bir meşruiyet sağlayacaktır. Nihayet İran’ın izlediği bölgesel politikalarda yaşanan başarısızlıkların da şehadet sermayesiyle daha az zayiatla toplumsal bütünlüğe hizmet edecek şekilde geri çekilmesine imkan verecek zemin oluşmuş vaziyettedir. Özellikle Lübnan ve Irak’da İran’ın bölge politikalarına dönük protestolar yerli Şiiler nezdinde tersine çevrildiği gibi Süleymani olduğu müddetçe dönülemeyecek kimi politikalardan daha rahat bir şekilde İran dönebilecektir.

TAZİYELERLE CANLANDIRILAN BELLEK

İslam toplumlarında ölen kişi ardından uzun süreli olmayan bir matem caiz görülmüşse de İran için taziyelerin anlamı derindir. Adeta ral şekilde düzenlenen taziyeler kollektif bilinçaltını Kerbela ile ilişkilendirilerek zihinlerde yeniden yaşatılmaktadır. Şiilerin Hz. Hüseyin’i anma ve Kerbela ile ilişkilendirerek her yıl çeşitli organizasyonlarla hatırlama eylemi adeta tarih, olay ve Hz. Hüseyin ile yeniden randevulaşmak gibi işlev görmektedir. Mersiyelerin söylenmesi, tiyatral gösteriler ve musiki yoluyla oluşturulan derin etkiler bilinci harekete geçirici ve sürekliliği koruyucu özelliklere sahiptir. Öyle ki bilhassa aşure günü Kerbela şehitlerinin temsili naaşları sedyelerle geçirilir. Bunların kimi içinde saman doldurulmuş kuklalardır, üzerlerine kırmızı boya ile kan lekeleri yapılmıştır ve hançer sokulmuştur. Kiminin başı sedyenin içine saklanmış, boyun yerlerine yeni kesilmiş koyunun kanlı boynu konmuştur.

Süleymani’nin servis edilen görüntüleri, cenaze töreninde gösterilen tepkiler ve daha kaç yerde ve zamanda devam edeceği belli olmayan tepki gösterileri hep aynı belleğe işaret edici şekilde tiyatrallaştırılacağa benzemektedir. Çünkü İran toplumu için bu oldukça yüksek karşlığı olan bir hafıza gereksinimidir.

KUTSAL MEKAN KUM VE İNTİKAM BAYRAĞI

İran’ın teo-sosyolojik olarak başvurduğu bir başka imgelem ise İran’ın dini merkezi olan Kum şehrinde yer alan ve Şiiler için son derece önemli olan Cemkeran Camisi’nin kubbesine ‹intikam› anlamına gelen kırmızı savaş bayrağının çekilmesidir. “Zor bir intikam alacağız. Direniş ve cihat her zaman bakidir” cümleleriyle İran ajanslarınca anons edilen haberde kırmızı savaş bayrağının Cemkeran Camisi’nde açılmasının bir ilk olduğu ifade edilmiştir.

Kırmızı bayrak intikamı temsil ettiği gibi bayrak üstünde Hz. Hüseyin’in isminin yazılması da yine toplumsal olarak aynı kök paradigmayı harekete geçirici anlamlar ihtiva etmektedir.

Üzeri Kerbela’yı anımsatan yazılı kırmızı bayrağın, kutsal şehir olan Kum’da ve kutsal Camide- ki İmam Mehdi’nin burada kaybolduğu ve bir gün yine bu şehirde ortaya çıkacağı inancı hatırlatılmakta-göndere çekilmesi Kerbela’nın da intikamı anlamına gelecek bir öç almayı zihinlerde çağrıştırmak istemektedir. Bayrağın üzerinde yazan Yâ lisârâtü’l-huseyn (Hüseyin’in kanını isteyenler) Muhtar Es-Sakafi’nin öç alma sloganı olarak işlev görmüştür. Es-Sakafi Emeviler döneminde Kerbela’nın öcünü ayaklanarak alan komutan olarak ün salan kişi olarak Şiiler arasında bir kahramandır.

İRAN’IN GELECEK TEO-STRATEJİSİ

İran krizi yönetirken algıyı geçmiş ve gelecekle örtüştürerek topluma mesaj vermekte ve acıyı daha rahat ve anlamlı hale getirecek formata sokmaktadır.

Kerbela olayının öcünün anında alınacak bir şey olmadığı gibi Süleymani’nin intikamının alınmasında da alanı genişleterek önce duygusal bazda matemi yaşatıp daha sonra bunu insanların içinde canlı bir öç duygusu olarak diri tutmak amaçlanacaktır.

Şehadet, imamet ve genelde dinin rolü pekiştirilerek içerideki muhalefet bastırılacak ve devrim yanlılarına da dış düşmanın esas derdinin rejim olduğu mesajı verilerek rejimi dinle payandalamaya devam edeceklerdir.

Kerbela olayının İslam dünyasında bugün bile ayrışmaya kaynaklık teşkil etmesi biraz da İran’ın izlediği derin öç alma stratejisiyle ilgilidir. Dünyanın pek çok bölgesinde mezhebi unsurları harekete geçirerek hem bölgesel gücünü pekiştirmekte hem de başka yerlerdeki insanlar üzerindeki vesayetini meşrulaştırmaktadır. Şimdi de vekaletler yoluyla bazı bölgelerdeki ABD üsleri ve askerleri o bölge insanlarınca hedef alınabilir.

Taziye ve anma kültürleri biraz da yarım kalmış matemin tamamlanması içindir. Bu yönüyle İran derin belleği doğrudan muhatabı olduğu ve sonunda kaybettiği bir Kerbela üzerinden kurgulanmamış tamamen duygusal olarak dolaylı yollardan kurgulanmış bir Kerbela’yı kök paradigma olarak geliştirmiştir. Dolayısıyla İran doğrudan hedef alarak bir öç alma işine girmeyecektir, bu onların en son bin yıl beş yüz yıl önce terk ettiği bir yöntemdir. Dolaylı yollardan muhatabı hedef alacak, sözlerle yıpratacak, bazen gülerek yapacağını planlayacak ve gerektiğinde inanmadığı ve yapmayacağı şeyleri “mış” gibi yaparak sonuç almaya çalışacaktır.

İran derin teo-stratejisi için bu durum aslında zıtlıklar içinde varlığının da teminatı görünümündedir. Bölgesel olarak sürdürmekte zorlandığı kimi politikalardan vazgeçebileceği gibi kendisinin yanında ve karşısında olanları da hem hedef yapacak hem de taraf olmaya zorlayacaktır.

İran’ın yoğun şehadet ve Kerbela mesajı dünyanın pek çok bölgesindeki Şii radikal kişileri İran’ın lehine harekete geçirmeye itebilir. Bu durumda İran daha az maliyet ve imkanla etkili sonuç alma algısını bölgesel aktörler nezdinde pekiştireceğe benzemektedir.

Neticede bu olay İran rejiminin geçirdiği en temel kaoslardan olmaya aday görünmektedir. Rejimin süreci teo-sosyolojik argümanlarla nasıl idare edeceği ve başarılı olup olmayacağı önemli bir husus olarak önümüzde durmaktadır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.