
Cumhuriyet gazetesinin İş Bankası ve Sabancı Grubu'yla holdingleşme sürecine girmesi, Cumhuriyet idaresinin en eski yayın kuruluşunun renkli oluşumunda en az bunun kadar renkli anekdotları tekrar hatırlattı.
Yunus Nadi'nin hayatını matbuattan kazanmaya niyetlendiği günlerde Türk basını, "Çok yaşa padişahım"dan, "Hoşgeldin münci Gazi Paşa Hazretleri"ne uzanan bir sürecin aktörüydü. Cumhuriyet idarecileri, böyle bir yapısı olan basını, bolca dünyalığa kavuşturmaları, makam ve mansıp dağıtmaları, biraz da korkutmalarıyla kolayca yanlarına çekebileceklerdi.
Yunus Nadi, bu konuda epeyce kaabiliyetli olduğunu ilk günlerden gösterecekti. Daha Cumhuriyet kurulmadan Milli Mücadele'nin en ateşli günlerinde Yunus Nadi, kurulmamış bir devletin ilk basın teşviğini alma becerisini gösterecekti. O günlerde Ankara'da -daha sonra Cumhuriyet'e dönüşecek- Yeni Gün gazetesini yayınlamaya başlayan Yunus Nadi, müstakbel yönetimin yanında yer alması karşılığında gazetesini geliştirecek parayı temin edebilmişti. Falih Rıfkı Atay'ın anlattığına göre, Maliye Bakanı Hasan Saka, para sıkıntısı içinde olduğunu söyleyen Nadi'ye, "Kasayı aç, ne bulursan al" diyecekti.
Hocası kuvvetli!
Aslın'da Nadi'nin "işbitiriciliği"nin temellerioldukça eski ve sağlamdı. Çünkü Nadi, gazeteciliğe Osmanlı döneminin en sıkı "şantajcı-yayıncı"larından birisi olan Baba Tahir'in yanında başlamıştı. O Baba Tahir ki, birgün gazetesi Malûmat'ta, "Terkos Gölü'nde domuz leşleri" diye başlık atmış, gölü işleten Fransız şirketi kendisini "ikna" edince, "Yanlışlık oldu, domuz leşi sandığımız ağaç kütüğü" diye yazmıştı. Nadi, yine devir Cumhuriyet'e dönmeden önce de bu defa İttihat ve Terakkiciler namına Selanik'e gönderilmiş ve burada da Rumeli Gazetesi'ni çıkarmıştı.
Rum matbaası
Yunus Nadi'nin iktidara yakın olarak mali imkanlardan yararlanması ilerleyen günlerde de devam edecekti. Cumhuriyet idarecileri Ankara'daki yayıncılık faaliyetlerini ödüllendirmek üzere Yunus Nadi'nin bir zamanlar adına gazete çıkardığı İTC'nin Cağaloğlu'ndaki Kırmızı Konak'ını kendisine hibe etmişti. Cumhuriyet ve benzeri birkaç gazetenin daha görülmesiyle birlikte de Türk Matbuatı kısa bir sürede kelimenin tam anlamıyla, "Majesteleri'nin Basını" hüviyetine bürünecekti. Rıza Nur, dönemin basınını şöyle anlatıyordu:
"Mustafa Kemal, matbuatı tamamiyle eline almıştı. Ankara'da Hakimiyet-i Milliye gazetesini büyüttü. Makineler getirdi, başına Falih Rıfkı'yı koydu. İstanbul'da Ahmet Emin'in elinden Sabahçı Mihran'ın matbaasını aldı, Milliyet adında bir gazete çıkardı. Başına da Siirt mebusu yaptığı eski yaveri Kürt Mahmud'u koydu. Falih Rıfkı Atay, Ruşen Eşref Ünaydın, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yahya Kemal Beyatlı da her iki gazetenin muharriri. Bu muharrirlerin yaptıkları şu: Günümüzü cennet göstermek, başka bir şey yok. Yunus Nadi İstanbul'da bir Rum'a ait büyük bir bina ve makineleri ucuzca kapattı. İkiyüz bin liralık malı, sekiz-on bin liraya aldı. (...) O da Cumhuriyet gazetesini çıkarıyor. Orda kamilen medihname ve zafer destanı. Matbuat böyle kamilen meddah oldu. (...) Türk matbuatına innellahe ve inna ileyhi raciun."
Yunus Nadi'nin öztürkçeciliği
Dönemin basını, yönetimin her dediğini yapmaya adeta can atıyordu. Latin harflerini kullanma mecburiyetini takiben "öztürkçe" kelime furyası da basında böyle karşılandı. Mustafa Kemal'in direktifleri gelince kollar sıvanmıştı. Falih Rıfkı, Yunus Nadi'nin yazdıkları için, "Herhalde bildiği gibi yazıyor, sonra da dizgicilere, 'tarama dergisinden karşılığını bulup yazarsınız, bulamadığınızı da atın" dediğini düşünüyor; bunun nedenini de, "çünkü yazdıklarını kendisinin de anlamış olduğunu tahmin etmiyorum" sözleriyle açıklıyordu.
Nadi'den Atatürk'e tehdit
Bu arada dönemde artan sıkıntılar, idareyi bir danışıklı dövüş olan Serbest Fırka denemesine götürecekti. Ancak, yeni parti, kısa bir sürede kontrolden çıkmış, adeta "rejimi tehdit eder" hale gelmişti. Sübap, tersine patlamaya yol açmış, halk, akın akın yeni partiye koşmuştu. SF ilerleyip, Mustafa Kemal'den hala ciddi bir eleştiri gelmediğini gören Yunus Nadi ise "kraldan fazla kralcılığın" en uç örneğini göstererek, işi Mustafa Kemal'i tehdit etmeye kadar vardırmıştı. Nadi, Atatürk'e yönelik yazısında, Cumhuriyet'in ilkelerinin zedelenmesine ülkedeki hiç ama hiç kimsenin sessiz kalamayacağını, aksi halde rejime gönül verenlerin gereğini yapacaklarını yazıyordu.
Zigzag Cumhuriyet'i
Yunus Nadi'nin Cumhuriyet'i sergilediği zigzaglarıyla da ünlenmişti. Atatürk'ün ölümünün ardından İnönü'nün en hızlı taraftarı olması ve "Atatürk'lü günleri" adeta unutması, ardından 2. Dünya Savaşı'nda Hitlerci kesilmesi, İnönü savaş sonrası galiplerin yanında yeralınca da "Hür Dünyacı" kesilmesi, yıllar içinde de Faşist Hitler'i desteklediğini unutturmak istercesine özellikle 12 Eylül öncesi en radikal solcu kesilmesi ama 12 Eylül, 12 Mart ve 28 Şubat darbelerinde ise tartışmasız darbecilerin yanında yeralması, boyalı basın diye eleştirdiklerinden yıllar yıllar önce Türkiye'nin ilk güzellik müsabakasını düzenlemesi ve son olarak da yıllarca eleştirdiği holdginleşmeye balıklama atlaması Cumhuriyet'in nev-i şahsına münhasır zigzaglarından sadece birkaçıydı.
Yunus Nadi'nin Cumhuriyet'i, yıllarca izlediği zigzaglı yayın politikasından yine ayrılmayarak geçmişte eleştirmekten usanmadığı "holding gazeteciliği"nde karar kıldı.
İngiliz Büyükelçiye göre Nadi
2. Dünya Savaşı çanları çalarken İngiltere, kritik ülkelerin önde gelen isimleriyle ilgili bir değerlendirme çalışması başlatmıştı. 1938 yılında İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Percy Loraine de "96 Türk Büyüğü"nün portrelerine ilişkin bir rapor hazırlamıştı. Bu raporda Yunus Nadi ile ilgili olarak şu değerlendirmeler yer alıyordu:
"Yunus Nadi, kısa boylu ve şişmandır. Kelebek gözlük takar. Zekidir ve Türkiye'nin en iyi başyazarıdır. Fakat herhangi bir rüzgara kapılmaya hazırdır. Davranışları Türkler'i bile (?) iğrendiren, çok içki içen, vicdansız (...) adamın biridir."
Bir Cumhuriyet haberi
"Yalova (10 Başmuharririmizden) - Bulgaristan seyahatinden avdet ettim ve Gazi Hazretleri'ne arz-ı tazimat için Yalova'ya geldim. Reisi Cumhur Hazretleri beni lütfen sofralarına davet buyurdular. Gazi Hazretleri büyük bir devlet reisine, yepyeni bir devlet banisine, bir vatan halaskarına yakışan şu veciz ve beliğ sözleri söylediler. Tarihe geçmesi lazım gelen bu güzel sözleri aynen zaptedebildiğim için bahtiyarım. Asırlar ve asırlardan beri tarihin en büyük nimeti olarak kaderin Türk milletine bu devirde nasip ettiği en büyük adamın sözleri gönüllere iştirah verdi."
Malûmat'tan yetişti
Nadi "işbitiriciliği" "şantajcı-yayıncı"larından birisi olan Baba Tahir'den öğrendi. O Baba Tahir ki, birgün gazetesi Malûmat'ta, "Terkos Gölü'nde domuz leşleri" diye başlık atmış, gölü işleten Fransız şirketi kendisini "ikna" edince, "Yanlışlık oldu, domuz leşi sandığımız ağaç kütüğü" diye yazmıştı. --------------- imza ve tarih ----------------
--------------- imza ve tarih ----------------
Geri OKU






