
Hilmi Yavuz Okuma Notları’nda geniş bir alana yayılan okuma dünyasını okurlarla paylaşıyor.
Usta bir okurun elinde tuttuğu kitapta altını çizdiği satırları, kendine özgü birtakım işaretler, rumuzlar, derkenarlarla bezediği sayfaları görmenin ne kadar heyecan verici olduğu izahtan varestedir.
Hilmi Yavuz Okuma Notları’nda tam da bunu yapıyor ve geniş bir alana yayılan okuma dünyasını okurlarla paylaşıyor. Baştan söyleyeyim: Kitabın ilk baskısının 1993’te yapılması sizi yanıltmasın. Kitapta dile getirilen meseleler özünde hâlâ çok güncel.
Kitapta yazar, okumaları esnasında rastladığı dikkat çekici, altını çizdiği satırları paylaşıyor. Mesela onlardan biri: Yavuz, Prof. Neşet Çağatay’ın Bir Türk Kurumu Olan Ahilik kitabını okurken enfiye kelimesinin etimolojisine dair yapılan şu açıklamalara dikkat kesilir: “‘Enfiye’ kelimesi, Arapça burun demek olan enf kelimesinden gelir. Biz Türkler hapşırıp ferahlamak ve tütün içmek gibi keyiflenmek için, dönülüp buruna çekilen tütüne ‘enfiye’ deriz. Arapçada, bu maddenin adı ‘enfiye’ değil Türkçeden alınma ‘burnoti’ yani ‘burun otu’dur.”
YOLUNDA GİTMEYEN BİR ŞEYLER
Her zaman “tuhaf” satırlar dikkatini çekmiyor yazarın. Yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu hissettiği metinlerle de uğraşıyor. Öykücü Necati Güngör’ün bir yazısında Nedim’in ünlü “sana” redifli gazelindeki hatalı bir kelimeyi hemen yakalıyor. Güngör şöyle yazmış: “Haddeden geçmiş nezaket yağ ü bal olmuş sana’. Yavuz, “dostum” dediği Güngör’ü affetmiyor: “Sevgili Necati, Nedim’in o beytindeki ‘yâl ü bâl’i, ‘yağ ve bal’ sanıyormuş meğer. Beytin doğrusu: ‘Haddeden geçmiş nezaket yâl ü bâl olmuş sana’dır -ve ‘yâl ü bâl’, ‘boy bos’ demektir; yağ’la bal’la hiçbir ilişkisi yoktur…”
Bir başka hata ama bu kez Arap harfli bir metinde yakalanıyor. 1991’de Yapı Kredi tarafından yayınlanan Oktay Rifat Kitabı’nda Yahya Kemal’in Oktay Rifat’a yazdığı mektuptaki okuma yanlışı da Yavuz’un gözünden kaçmıyor:
“Yahya Kemal’in eski harflerle yazdığı bu mektubun çevrim yazısında ‘Aziz muhabbetim Oktay’ denilmiş. Bir kere Osmanlıcada böyle bir hitap biçimi yoktur;- ve doğrusu, ‘Aziz Muhibbim Oktay’ olmalıdır. Nitekim, mektubun aslına bakıldığında bunun böyle olduğu hemen anlaşılıyor.”
Hilmi Yavuz bazı “zühul”leri de ortaya koyuyor. Mesela Necatigil’in soyadı meselesi… Selim İleri, 1991’de Argos’ta yazdığı bir yazıda Necatigil’in soyadını divan şairi Necati’ye olan bağlılığından dolayı aldığını yazıyor. Aynı Selim İleri’ye 1978’de Dünya gazetesinde verdiği bir söyleşide bizzat Necatigil, Necati’nin babasının adı olduğunu, sonradan kendisinin de bu soyadına ‘gil’i eklediğini söylüyor.
Yavuz’un okumaları sadece Türkçeyle sınırlı değil. Mesela değerli Osmanlı tarihçisi Prof. Cornell H. Fleischer’ın Bureaucrat and Intellectual in the Ottoman Empire: The Historian Mustafa Ali (1541-1600) adlı 1986’da çıkan kitabı da gözünden kaçmamış. Bu kitabın önemine ve bir an önce Türkçeye çevrilmesinin gerekliliğine işaret ediyor kaleme aldığı yazısında (Ne var ki, kitap İngilizcede yayınlanmasından ancak 10 yıl sonra, 1996’da Türkçeye tercüme edilecektir).
BİR İNTİHAL MESELESİ
Edebiyat ve bilim dünyasında hiç gündemden düşmeyen intihal meselesi de Okuma Notları’nda kendine yer buluyor. Hilmi Yavuz, 1997 yılında, bir gazetede Orhan Pamuk’un “Kemal Tahir’in Devleti ve Dili” başlıklı yazısını okuduğunda büyük bir şaşkınlık yaşıyor. Neden mi? “Orhan Pamuk’un bu konuda söyledikleri, benim bundan tastamam on yıl önce söylediklerime şaşılacak kertede benziyor. Pamuk, sanki benim 1987’de yayımlanan Kültür Üzerine adlı kitabımdaki ‘Kemal Tahir Üzerine’ başlıklı yazıda öne sürdüğüm düşünceleri yineler gibidir.”
Yavuz’un “Kitap tam bir skandal!... Türk şiiri adına bir yüzkarası!...” diyerek bahsettiği kitabı anlatacaktım ki, yerim bitti. Artık kitaptan okursunuz.
Yazıyı bitirmeden Okuma Notları’na dair benim de küçük bir notum var: Neredeyse her sayfasında birden fazla kitap, gazete, dergi, yazar, şair, çevirmen, bilim adamı vs. ismi geçen bir kitaba indeks gerekli diye düşüyorum.
Romanlar için bile dizinlerin hazırlandığı bir dönemde böylesi bir kitap için -Cemal Süreya’nın o güzel dizesinden ilhamla- şöyle diyorum:
“Bir kitapta indeks şart!”








