Senelerce solcu oyuncu olarak anılan Nur Sürer artık sıkı bir demokrat olduğunu. Son beş yıldır bu eksende yürüyen Sürer “Ülkede siyasi sorunlar bu kadar fazlayken sinemayla ilgilenmek, oyunculuk yapmak zor. Ama yine de sinema benim için siyasi bir sığınak” diyor
Ahım şahım heyecanım yok aslına bakarsan. Türkiye'de ödül olayına baktığınızda illa belirli bir yaştan sonra oyunculara onur ödülü veriliyor. Ama ben öyle değerlendirmiyorum. Bence bu bir performans işi olmalı. Bizde bir ödül enflasyonu haline dönüşmüş durumda. Bu da canımı sıkıyor. Öyle işte.
Keşke bir filmim yarışsaydı da ben o yüzden ödül alsaydım. Bu durum daha çok hoşuma giderdi, onur ödülünden daha fazla heyecanlandırırdı beni. Bir sinema filminde oynadım fakat yeni bitti. Tarih olarak festivale yetişmesi mümkün değildi.
E herhalde katkı sağlamışımdır ki ödül veriyorlar. Ama benim yaşım, sağlığım el verdiği sürece oyunculuğuma devam edeceğim. Bu saatten sonra kalkıp son ütücü olamayacağıma göre, oyunculuk yapacağım tabi ki. Türk sinemasına bundan sonra da katkı sağlamaya devam edeceğim.
Aslına bakarsan çok fazla geriye dönüp bakmam. Pişmanlıklarım da çok değil. Ama bazı filmlerime baktığımda şunlarda da oynamasaydım dediğim olmuştur. Sayısı yaklaşık otuz tanedir. O dönem onlar da eli yüzü düzgün filmlerdi. Filmografimi çok önemsediğim için o yürüdüğüm yolda uğramasaydım dediğim duraklar olmuştur.
Ben biraz muhalif bir tipim. Oyunculuğun içerisinde buldum o muhalifliği. Bir karakteri canlandırırken uçları yaşayabiliyorsunuz. Zaten sanatın kendisi muhalif olmaktır. Bu yüzden kendime yakın buldum yani. Çok mutluyum bu işi yaptığım için. Bir de oyunculuk size verdiği zevkler ve mutluluklar haricinde çok kolay yapılan bir iş. Dünyanın en kolay mesleği.
Ben alaylıyım oyunculuk eğitimi almadım, almak isterdim. Bizim dönemimizde Ankara'da bir tek konservatuar varmış. Ama benim haberim yoktu. Halen daha teknik bir oyuncu olduğum söylenemez. Belki okul o yanlarımı törpüleyebilirdi ama ben yeteneğin de önemli olduğunu düşünüyorum. Yetenek yoksa yirmi beş sene de okusanız hiçbir şey olmaz.
Hayır, alsında ideolojik davranmıyorum. İdeoloji benim içimde. Nur Sürer'in bir düşüncesi var ama artık bunu solculukla falan da açıklamıyorum. Benim artık sağ ideolojiyi savunan arkadaşlarım da var. Öyle sekter bir tarafım da yok. İşin o tarafında da değilim, bu ülkede demokrat olmaya çalışıyorum. Son beş yıldır bu düşüncedeyim.
Evet, haklısın katıydım. Solcu olsun da çamurdan olsun derdim. Öyle değilmiş, gördüm.
CHP fobisi var bende, ona hiç girmeyelim. CHP'nin ne kadar sol olduğu tartışılır. Belki tabanda vardır bir şeyler ama biz onları görmüyoruz. CHP statükocu bir parti, 12 Eylül'ün devamı niteliğinde. Devlet ve genelkurmay eşittir CHP, eşittir Cumhuriyet Gazetesi. Bunlar hastalıklı durumlar.
Sol düşünceye yakın olduğum için hep solcu oyuncu diye andılar, evet. Solcu insan olur ama solcu oyuncu demek doğru değil. Sinemaya başladığımdan itibaren ideolojik filmlerin içerisine denk düştüğüm için böyle düşünüldü sanırım. Mesela ben pekâlâ bir burjuva kadını oynayabilirdim.
Kimse düşünmedi ve bana o rolü teklif etmedi çünkü. Sinemada klişeleşmiş durumu yıkmak lazımdı ama olmadı. Pek mümkün değildi. İyi bir hikâye olsaydı komedi filminde de oynamak isterdim.
Rejimlere muhalifim, çocukluğumdan beri var bu. Bütün bu siyasi sorunların içerisinde oynamak, oynamak çalışmak da zor. Sinema bir süre sonra oyuncu için siyasi bir sığınak oluyor. Benim için öyle mesela. Hem burada muhalefet yapıyorsun, hem de yaptığın iş de seni tatmin ediyor. Ayrıca başka bir işte olsaydım daha hırçın davranabilirdim. Bir yönüyle beni frenliyor da. Muhalif meselesine geri dönecek olursak, şu ana dek Türkiye'yi kim en iyi yönetti derseniz bana yakın bir iktidar hiç olmadı mesela. Hiçbirini beğenmedim. Benimki belki ütopik bir şey. O zaman bu ülkeyi kim yönetecek diyebilirsiniz.
(Gülüyor) Ben küçüktüm Süleyman Demirel vardı. Büyüdüm, çocuk doğurdum o 24 yaşına geldi bu adam hala bir yerlerden çıkış yapmaya çalışıyor. O yüzden bir şansı kalmadı bu ülkenin.
Evet baştan öyle düşünüyordum. Hatta oraya imzamı bile koydum. Fakat sonra sinir sistemim bozulmaya başladı, boykot ettim.
O ressamla hesaplaşacak insanlar. Ama merak ediyorum öldüğünde ona devlet töreni yapılacak mı? İnşallah ölmesin, çok uzun yaşasın diye dua ediyorum. Çünkü ölmek bazen kurtuluştur, ama onun zor bir yaşamı olmalı. Kafama sıkarım diyor, kafasına sıkacak hali kalmamış ki onun. Kimin eli kana bulaştıysa hepsinin tutuklanması, bunların hesap vermesi lazım. Bir general yanlış yapıyorsa tabi ki tutuklanacak, ortada mı gezdireceğiz. Ben onların bütün o darbe girişimlerinde bulunduğuna bu kadar inanıyorken neden yargılanmayacaklar? CHP'den biri bana bunun cevabını verebilir mi? Diğer devletler çatır çatır yargılarken biz neden bunu yapmayalım?
Sanki o filmle başlamışım gibi değil mi? Hal bu ki ben on yıllık oyuncuydum o filmde rol aldığımda. Kitlelerle buluşmam açısından önemli bir film oldu. Milyonlara seslendi, bir takım kuşaklar yetiştirdi. Türkiye'de insanların yüreğinde çok yer etti. Geçenlerde TRT Şeş'te yayınlanıyordu. Çok etkilendim .
Şimdiki genç oyuncuları daha cesur buluyorum. Olaya sadece oyunculuk açısından bakmıyorum. Genel anlamda gençler cesur. Kendi kararlarını rahatlıkla veriyorlar, özgüvenli çocuklar. Bizim küçüklüğümüzdeki o eziklik artık yok. Bir de oyunculuk, kanunların olmadığı bir meslek. Kısıtlamamak lazım.
İyi yönetmenlerle çok iyi filmlerde çalıştım. Ama illa sinema olsun diye bir kaygım yok. İyi bir iş olursa dizide de oynarım. Dört senede bir doğru dürüst bir film olursa evet diyorum. En son Volga Sorgu'nun filmi Kaledeki Yalnızlık'ta oynadım.
Büyük şehrin kenar mahallesinde yaşayan bir ailenin dramını anlatıyor. Amatör kümede yer alan bir takımda kalecilik yapan adamın yaşadıkları. Menderes Samancılar'la, o adamın ablasını ve eniştesini oynadık.
Karaktere çalışırken bir arka hikâye kurdum ben de. Kardeşinin annesi gibi olan, o kimliğe bürünen, korumacı, iyi evlilik yapmış bir ablayı oynuyorum.
Bu devirde bir mahpusun eşi olmak sıkıntılı. Sarp'a verilen kararı haksız ve hukuksuz buluyorum. Sarp beraat aldı ama sivil mahkemeler yargıtaydan korkuyorlar. Sarp'a silahlı çete kurmaktan ceza verdiler. Ağırlaştırmış müebbet aldı Sarp. Cezası anayasayı değiştirmek. Değişti mi bizim anayasamız? Kenan Evren değiştirdi, o Marmaris'te resim yapıyor, benim kocam hapiste. Kararın siyasi olduğunu düşünüyorum, bu işlerin tepesinde Ergenekon zihniyetinde adamlar var. Bunlar bizim ülkemiz için çok tehlikeli kafalar. Şu anda AİHM'e güveniyorum sadece. Oradan dönecek, inanıyorum,
Çok ekstra bir işim, çekimlerim yoksa mutlaka gidiyorum. Görüştüğümüzde hayattan konuşuyoruz, selamları iletiyorum. İçeride yazıyor, çiziyor. Osmanlı'dan Günümüze Sol Hareketler başlığı altında bir şeyler toparlıyor. Çok okuyor, yapacak başka da bir şey yok.
Çıkarsa hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Öyle hayalleri olan insanlar değiliz biz. Hayal çok rahat ortamlarda kurulur. Bizim öyle bir hayatımız olmadı ki, hayal kurmaya vakit kalsın. Fransa'da mülteciyken 'Türkiye'ye gidersem bu oyuncuyla tanışacağım mutlaka' dermiş. Oynadığım filmleri takip edermiş. Şimdi de ben onun dönmesini bekliyorum. Bir an önce dışarı çıksın istiyorum.
Hiç unutmuyorum cuma günüydü. Antalya Altın Portakal'a gidecektim. Sokağa çıktım, bütün sokağı askerler kapatmıştı. Ama algılayamadım. O kadar facia bir şeyin başımıza gelebileceğini düşünemedim. Bir ülkenin başına gelebilecek en felaket şeydi ve ben onu anlamak istemedim. Çok kötü olmuştum. Bir film festivaline gitmemi alıkoymaktan öte birçok insanın hayatını kararttı bu darbe.
Asla bitmedi. Mesela oyuncu kimliğimi de hesaba katarak, sinemada hesaplaşmak isterim. Bir oyuncu olarak sadece oynayabilirim. Bu konuda bizim sinemanın sınıfta kaldığını düşünüyorum. Çok iyi 12 Eylül'le hesaplaşılacak filmler yapılabilirdi. Seneler geçti, birkaç filmden başka hiçbir şey yapılmadı.
Yunan filmlerini de söyleyebiliriz. Bizim gibi, bu anlamda acı çekmiş ülkelerin hepsinden çok iyi filmler çıktı. Bu ülkelerin bazılarından çok daha acı dolu günler yaşadık ama kesinlikle iyi bir film çıkaramadık. 12 Eylül'le yapılan hiçbir filmi sevmedim. Belki biraz Beynelmilel. Belgesel filmler daha samimi. Çayan Demirel'in Diyarbakır Cezaevi'ni anlatan belgeseli daha gerçekçi. Mesela 28 Şubat'ın da filmi yapılmalı. Bu da sırtımızda çok büyük bir ayıp. Bundan sonra sinemada da, edebiyatta da hesaplaşmalar yaşanacak. Çünkü millet daha mı cesur ne? Referandumda yüzde elli sekiz çıktığına göre oradan bir güç alıp sinemacılar da işe koyulabilir.






