Erdem Tepegöz: Zerre içinde gerçeği aradım

Kübra Sönmezışık
00:0021/04/2013, Pazar
G: 20/04/2013, Cumartesi
Yeni Şafak
Erdem Tepegöz: Zerre içinde gerçeği aradım
Erdem Tepegöz: Zerre içinde gerçeği aradım

Erdem Tepegöz, 'Güç kadına erkekten daha çok yakışıyor. Kadın güçlü olduğunda insana aşk ve inanç veriyor. Zeynep 'kahramanlar erkektir' ezberini bozan bir güç sergiliyor' sözleriyle filmini özetliyor. Film geçtiğimiz hafta vizyona girdi.

Değneksiz Sahne Işıkları, Kafes, Kukla Adam, Hayattan Kareler gibi bir çok belgesel ve film yöneten Erdem Tepegöz, ilk uzun metrajlı filmi Zerre ile Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde 'En İyi Yönetmen', 'En İyi İlk Film', 'En İyi Sanat Yönetmeni' dallarında aldığı ödüllerle başarısını kanıtladı. Tepegöz, geçtiğimiz hafta gösterime giren Zerre filmiyle değişik bir tarz deneyip, belgesel-kurgu türünde bir film ortaya çıkararak mekan olarak fabrika ve oradaki işçileri kullandığını söylüyor. Erdem Tepegöz bu filmiyle tüm olumsuzluklara rağmen hayatta nasıl kalınabileceğini anlatıyor.

Yönetmenlik serüveniniz...

Altın Portakal'a ilk Kafes filmiyle katılmıştım. Sonra farklı festivalleri de dolaştım ve Bakanlıktan ödül aldım. Değneksiz Sahne Işıkları belgeselim yurt dışında pek çok ödülün sahibi oldu.

Erken yol almışsınız...

Evet, Bunlar öğrencilikte aldığım başarılar. İktisat mezunu olduğum için yönetmenlik serüvenim hızlı oldu. 'Eyvah geç kaldım' deyip hızla eksiklerimi gidermeye çalıştım.

İyi bir gözlemci misiniz?

Öyleyim. Çünkü fotoğrafla yakından ilgileniyorum. Öykü yazıyorum ve belgesel geçmişim var. Bu benim insanlarla sürekli iletişim halinde olmamı ve farklı sınıflarla temas etmemi sağlıyor.

Babanız asker anneniz ise öğretmen. Yerleşik olamama duygusunu nasıl yaşadınız?

Eğer memur çocuğuysanız şehir şehir gezersiniz ve çabuk edapte olmak istersiniz. Bu durum sizi yaşıtlarınıza göre daha girişken yapıyor. Sosyal bir çocuktum. Yerleşiksizliğin verdiği merak duyusu, gerçeğe bu kadar yakından tanık olmam beni belgesele ve fotoğrafa yönlendirdi.

Filminiz Zerre'de toz zerreciklerinin uçuştuğu bir sahne var. Bunun sizin için nasıl bir anlamı var?

Mikro ve makro kavramlarını sosyolojik ve psikolojik olarak da ifade edebiliriz. Toplum içindeki insanları çözümlemek tek bir bireyi çözümlemekten çok daha kolay. Filmin sosyolojik bir duruşu olmasına rağmen, içindeki insanın da büyük topluluğun arasında nasıl durduğunu gözlemeye ve sorgulamaya çalıştım.

Filmdeki Zeynep aslında Zerre mi?

Metafor olarak öyle. Bu büyük evren içinde küçük, anlamsız ve rastgeleymiş gibi duruyoruz. Halbuki önemsiz gibi duran taneciğin yakınına geldiğimizde ne kadar büyük bir inanç, mücadele ve güç taşıdığını görebiliyoruz. Küçük aslında sandığımız kadar küçük değil.

Hayatta olan biten neleri gözardı ediyoruz?

Öngürüm geçici olduğumuzun hala farkında olmayışımız. Zerre'de yaşanılan döngü geçicilik duygusunu hatırlatıyor. Siz geçici olduğunuzu bildiğiniz zaman hem yaşadığınız andan keyif alıyorsunuz, hem küçük hesapların peşinde koşmuyorsunuz. Yaşamak, bir araç amaç değil. İnsan yaşamın içinde ne yaptığını hissettiği zaman gözardı ettiği şeylerin ne kadar önemli olduğunu anlıyor.

GÜÇ KADINA DAHA ÇOK YAKIŞIYOR
Alt sınıf insanların hayatlarına değinen bir film yapmışsınız. Neden?

Benzer bir yaşam kesitine tanık olduğum için. Zeynep karakterine yakın bir kadının yaşamına şahit oldum. O yüzden toplumun bu katmanıyla ilgilendim. 'İnsanlığın yaşadıklarına şahit olanlar onların yüklerini de taşırlar' diye bir söz vardır. Benim o karakterle on dakika karşılaşmam bu filmle birlikte içimdekini atmama vesile oldu. Çünkü şahit olduklarımı içimden atamadığım için kendimi sorumlu hissediyordum. İyi film ve kötü film tartışmasına girmeyip, 'Nasıl etkili bir film yapabilirim?' diye düşündüm.

Zeynep bütün güçlüklerin üstesinden illegal yollara başvurmadan geliyor. Bu gerçek hayat için iyimser bir yaklaşım değil mi?

Doğru. Sebebi ne olursa olsun ne kadar karanlık gözükürse gözüksün umut ve mücadele insanın derinliklerinde yer alan duygular. Zeynep de herşeye rağmen bu mücadeleden vazgeçmiyor. O yüzden film karanlık mekanlar ve sokaklar içinde geçiyor. Kapanmışlık ve sıkışmışlık duygusu var. Bütün bu sıkışmışlığa rağmen mücedeleyi sorguladığınızda, nasıl bu kadar ayakta kalabiliyor diye sorduğumuzda güçten bahsedebiliyoruz.

Kadın cinsini güçlü buluyor musunuz?

Kesinlikle. Zeynep yerine Ahmet olsaydı hikaye bu kadar güçlü olmazdı. Çünkü güç kadına daha çok yakışıyor. Kadın güçlü olduğunda insana aşk ve inanç veriyor. Zeynep 'Kahramanlar erkektir' ezberini bozan bir güç sergiliyor.

İŞSİZ KALDIĞIM DÖNEMLER OLDU
'İşsizlik ve sömürüyü' bu kadar iyi anlatabilen biri olarak bu iki kavramın hayatınızda nasıl bir yeri var?

Bu kavramları sorguluyorum. Hangi dönem veya devlet olursa olsun, yüz yıllardır bu iki kavram konuşuluyor ve tartışılıyor. Bu konunun çözümü ile ilgili ürettiğimiz bütün metodlar tükendi. Başka bir şekilde çözülmesi gerekiyor. Bunun ne olduğunu bende bilmiyorum sadece sorabiliyorum. Sinemada da bu soruyu gündeme getiriyorum.

Kendinizi bu hikayelere yakın buluyor musunuz?

Evet. Benim de işsiz kaldığım dönemler oldu. İstanbul'a yeni geldiğimde büyük şehrin verdiği sıkıntıları Zeynep kadar olmasa da yaşadım. Şükür ki büyük bir acı ve mücadele içinde kalmadım.

Filmde mekan olarak fabrika ve oradaki işçiler yer alıyor. Film ne kadar gerçek ne kadar kurgu?

Gerçek bir hayattan beslendim ve hikayeyi onun üzerine kurguladım. Ortamlar ve içinde yer alan işçiler gerçek. Zeynep'in karşılaştığı zorluk ve mücadele dünyası bir kurmaca. Tarlabaşı ve fabrikalarda çok fazla zaman geçirdim. İşçiler çalışırken üzerlerine düşen toz parçacıkları gerçekti. O görüntülerde görsel efekt kullanmadık. Aşağıda insanların habersiz çalışırken üzerlerine düşen toz zerrecikleri makro ve mikroyu çok net gösteren bir sahne. Bunu ancak kamerayla anlatabilirdim.

Film işçi hakları, kentsel dönüşüm, fuhuş, organ cinayeti gibi bir çok noktaya değiniyor. Siz bu konuyu mağdur psikolojisinden çok mağrur psikolojisiyle yaklaşmışsınız…

Ajitasyona kaçma kaygısı yaşadım. Çünkü çok sınırda bir öykü. Zeynep karakterine odaklanarak bu durumu aşmaya çalıştım. Ben daha çok objektif olarak yaklaşıp insanların konumlandırmasını tercih ettim.

'Öldürmeyen güçlendirir güçlendiren ölümsüzleştirir' sözüne inanıyor musunuz?

Önümüzde çözmemiz gereken bir soru olduğunu düşünüyorum. Cevabında bir önceki çözdüğümüz sorunun içinde olduğunu düşünüyorum. Biraz kendimize baksak, odaklansak zorlukları mücadeleye gerek duymadan da aşabileceğimizi görürüz.

FİLMİMDEN ETKİLENDİM

Yönetmen filmine dışarıdan bakabilir mi?

Bir yönetmenin bunu mutlaka yapabilmesi gerekiyor fakat ben yapamadım. Sınırlı bütçem ve zamanım olduğundan dışarıdan bakma gibi bir lüksüm yoktu. Avrupa'da yönetmenler çektikleri filmden iki ay gibi bir süre uzak kalıp, beğenmedikleri sahneleri tekrar çekerler. Çünkü yönetmen bir süre sonra kendini kaptırıyor ve filme başlarkenki objektifliğini yitiriyor.

Zerre'yi galada izlediğinizde ne hissettiniz?

Zerre'yi teknik sebepten dolayı defalarca izledim. Fakat galadan önce basın gösteriminde izlediğimde çok etkilendim. İlk defa dev ekranda izlemiştim. Karakter öykülerinin böyle bir avantajı var. İnsanın yüzünü, mimiklerini ve tavırları çok merak ediyorsunuz.

KURGULAR GERÇEKTEN DAHA GERÇEK OLABİLİR
Son dönemde belgesel ve kurgunun biraraya geldiği yapımlar vizyona giriyor. Sinema kurgudan gerçeğe doğru mu gidiyor?

Dünyada baktığımız o kadar çok şey var ki. Sinema bize bu baktıklarımız arasından hayatın bir kesitini çerçeveleyerek dikkat çekiyor. İyi kurguların bazı gerçeklerden daha iyi olduğuna inanıyorum. Böyle bir kurguyla söyleyeceğiniz gerçekten daha güçlü olabilir. Sinema elbette kurmaca bir dünya sunuyor. Ama aynı zamanda büyük bir gerçekliği kurmanızı da sağlıyor. Filmde pencereden sızan küçük bir güneş ışığının doğal olduğunu zannedersiniz. Fakat pencereden dışarıya baktığınızda doğal ışığı oluşturmak için büyük bir ışık sisteminin kurulduğunu görürsünüz. Gerçeklik için kurgudan faydalanırsınız.

TARLABAŞI'NDA FİLM ÇEKMEK HAYALDİ
Tarlabaşı büyük bir dönüşüm yaşıyor. Siz filmi çekerken nasıl bir ortam vardı?

Filmi çekmeye başlamadan önce Tarlabaşı'nı senaryoya aktarmak gibi bir düşüncem yoktu. Mekan araştırmaları yaparken, bazı binaların yıkılması ve çevrenin değişiminin Zeynep'i daha fazla sıkacağını düşündüm. Şu anda çekim yaptığımız, sokak, ev ve dükkan boşaltıldı.

Kentsel dönüşümü eleştiriyor musunuz?

Bu dönüşümü sorgulamamız gerekiyor. İnsanlar o binalardan çıkıyor. Peki ne olacak bu insanlar? İşin tabi güvenlik boyutunu da atlamamak lazım. Bir zamanlar Tarlabaşı'na giremiyorduk. Film çekmek bir hayaldi. Sulukule ve Tarlabaşı gibi mekanlara giremedikten sonra o yerlerin hiç bir anlamı yok. Değişimden yanayım fakat insanların mağdur olmasına karşıyım.

Tarlabaşı'nda mağduriyet yaşanıyor mu?

Filmi çekerken o tarz görüntülere rastlamadım. Sulukule gibi ağır bir geçiş gözlemlemedim. Tarlabaşı'ndan taşınanlar mutsuz değillerdi.