İlk kitap ilk heyecan

Merve Akbaş
04:0015/02/2025, Cumartesi
G: 15/02/2025, Cumartesi
Yeni Şafak
Görsel: Arşiv
Görsel: Arşiv

Burak Demirtaş’ın ilk şiir kitabı İçdeniz Yanılgıları okurla buluştu. Demirtaş, kitabı eline aldığı ilk anı şöyle anlatıyor: “ ‘Sonunda’ dedim ‘oldu işte’. Hiç ölmeyecekmiş gibi hissettim.”

Burak Demirtaş
İlk eseriniz yayınlandığında neler hissettiniz?

Mutluluğun ifadesi, hüznün ifadesinden çok daha zor. İyi haberleri, tebrikleri, iltifatları incelikle karşılamak da bir meziyet. Kitabın çıktığını öğrenince anladım ki, ben bu konuda pek de mahir değilim. İlk şaşkınlığımı attıktan sonra, kitaba epigraf olarak da eklediğim Bob Dylan şarkısını dinleyerek yürüdüm biraz. İşte bu yürüyüş paha biçilmezdi. “Sonunda” dedim “oldu işte”. Hiç ölmeyecekmiş gibi hissettim.

Kitabınızı elinize alınca ilk olarak ne yaptınız?

Şiirleri baştan sona tekrar okudum. Dergiden ya da word dosyasından değil de kitaptan okuyunca söylediklerim daha önemli şeylermiş gibi geldi bir an gözüme. Sonra kafamdaki kaygı cinleri konuşmaya başladı. Acaba bu kitabı yazmış olmanın bir karşılığı var mı? Ben Türk şiirine bir şeyler teklif ediyorum bu kitapla (bunun ne olduğu başka bir sorunun cevabı) bu teklif nasıl karşılanacak? Bu sorular geçti aklımdan. Sanki bütün hayatımı elimde tutuyormuşum gibiydi.

Kitabınızı ilk kime imzaladınız?

Yakın arkadaşım Betül’e imzaladım. Kitap benden önce onun eline ulaştı. Kitabın bana gelmesini bekleyemeyip yanına gittim. Hem kitabı ilk kez orada inceleme fırsatı buldum, hem de ilk imzamı attım. Güzel bir hatıra oldu ikimiz için de.


ŞİİR YAŞAMIMI KUŞATTI

Yazmaya nasıl başladınız?

11-12 yaşlarındaydım. Öğretmenimiz 18 Mart yaklaşırken Çanakkale ile ilgili bir şiir yazmamızı istedi. Ben de kafiyeli dörtlükleri defterime yazıp götürdüm. Öğretmen beğenmiş olacak ki bir yarışmaya gönderdi, şiir de yarışmada derece aldı. Ama bu olay, asıl başlangıç sayılmaz.

Lisedeyken bir kızdan hoşlanıyordum. Sonra konuşmak, şakalar yapmak yeterli gelmedi nedense. Onun güzelliğini ifade etmenin başka bir yoluna ihtiyaç duydum. Bu sırada da aklıma şiir geldi. Ortaokuldaki olayı hatırladım. Oturup aşka dair bildiğim kelimeleri sıraladım. İlk şiirimi bu duyguyla yazmıştım. Bir süre böyle romantik bir çaba olarak sürdü. Yıllar içerisinde fark ettim ki, şiir hayatımda kendine ait bir alan açmış. Dallanıp budaklanmış ve bütün yaşantımı kuşatır hale gelmiş. Her şey yazmanın kendi güzelliği ile ilgili oluvermiş. Şiir 14-15 yaşlarındayken, yazmaya başladığımda, sadece duygusal bir şeydi benim için. Zamanla, okudukça ve yazdıkça; dünyayı, kendi varlığımı ve etrafımda olan biteni düşünmenin yollarından birine dönüştü.

Gece mi yazarsınız, gündüz mü?

İsmet Özel’in Thomas Mann’dan alıntıladığı bir cümle vardı. “Ruhsal olarak çöküntü yaşadığımız zamanlarda, gerçekte çok bayağı olan bazı şeyler, bize bir değer ifade ediyormuş gibi görünür.” Gece bu riski barındırıyor, bu yüzden geceleri yazmayı sevmiyorum. Günün erken saatleri de angaryalarla geçiyor. Akşamüstü zihnimin en açık olduğu vakit.

Defter mi, bilgisayar mı?

Kesinlikle bilgisayar. Dizeleri farklı şekillerde bölmek ve düzenlemek çok daha kolay. Üstelik kalemle yazarken ellerim düşüncelerimin hızına yetişemiyor. Ben de her an unutabilirim diye korkmaya başlıyorum. Bilgisayar başında değilken aklıma gelen şeyleri de telefonuma not alıyorum. Tamamen dijital bir süreç yani. Dışarıdan bakınca şairden çok uzaktan çalışan bir beyaz yakalıya benziyorum.


Kendimi bir kapının eşiğinde hissettim

Zeynep Yaman

İlk kitabı, Rodin’in Deliler Bahçesi Uzam Yayınları etiketiyle okurla buluşan Zeynep Yaman, “Kendimi bir kapının eşiğinde hissettim. İçimde garip ve anlam veremediğim bir heyecan vardı” diyor.

İlk eseriniz yayınlandığında neler hissettiniz?

Kendimi bir kapının eşiğinde hissettim. İçimde garip ve anlam veremediğim bir heyecan vardı. Bu yoğun bir sürecin nihayete ermesinin verdiği hafifleme duygusu da olabilir. Öykü yazarken çok farklı dünyalara dalabiliyorken, bu yazılar hakkında uzun uzun konuşabiliyorken bu kez birden önümde beliren kapının eşiğinden geçip geçememe konusunda bir tedirginlik yaşadım. Gerçek manada hazır mıyım değil miyim ve niyetini aldığım, ilk adımlarını attığım bu yolun hakkını verebiliyor muyum diye düşündüm.

Kitabınızı elinize alınca ilk olarak ne yaptınız?

Kitabımı, iş yoğunluğum sebebiyle yayınlanmasından bir hafta sonra yayınevine gidip alabildim. Elime alınca ilk olarak kapağına baktım. Kitabın kapağı benim için, öykülerim kadar derin ve uzun bir hikâyeyi, özünde beni anlatıyor. Bir süre açamadım.

Kitabınızı ilk kime imzaladınız?

Daha önce tanımıyordum fakat Ankara’nın edebiyatseverleri arasında oldukça tanınan bir büyüğümüzmüş; Dursun Korkmaz. Kitabımı almak için yayınevindeydim. Dursun Bey gelince oturduk ve çay eşliğinde biraz sohbet ettik. Sonra kendimi hiç beklemediğim bir anda ilk imzamı atarken buldum.


KENDİ SESİNİ ARAYAN YAZARLAR

Yazmaya nasıl başladınız?

Yedi ay öncesine kadar Almanya’da yaşıyordum. Orda doğdum büyüdüm. Yazmaya çocukluğumda başladım diyebilirim. 2019 yılında Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın o yıl ilki düzenlenen Türkçe Ödülleri’nin duyurusuyla karşılaştım ve içimden bir ses o yarışmaya katılmam gerektiğini söyledi. O sesi dinlemek sanırım şu ana kadar yaptığım en doğru şeylerden biriydi. Yazmaya kendi başıma, Almanya’nın yemyeşil ve huzurlu, çok fazla Türkün olmadığı ve farkında olmadan kendi sesimi aradığım bir kasabada başladım. Bu yarışmayla birlikte hayatım aslında ciddi anlamda değişti. Avrupa’nın dört bir yanında benim gibi kendi sesini bulma yolculuğuna çıkan genç yazarlarla tanıştım ve onlarla bir edebiyat yolculuğuna çıktık. Öykülerim, aslında bir okul olarak gördüğümüz Telve’nin gölgesinde şekillendi.

Gece mi yazarsınız, gündüz mü?

Sanırım çoğunlukla gece veya sabahın erken saatlerinde. Aslında bu bazen öykünün beni nerede yakaladığına da bağlı olabiliyor. Geceleri kendi başıma kaldıkça ve kendi sesimi duyabildikçe gün içinde karşılaştığım, içime oturan olaylar, duygular zihnimde ve gönlümde tekrar canlanabiliyor. Gün doğumuna yakın zamanlarda da yazmayı severim. O vakitlerde yazmak bana farklı bir özgürlük tanıyor ve içimde bir şeylerin filizlendiğini hissediyorum. Gün doğumlarında daha sahici şeylerle karşılaştığımı hissediyorum.

Defter mi, bilgisayar mı?

Her ikisi de. Dışarıya çıkarken yanıma mümkün oldukça bir not defteri alırım. Alamadığımda ise cep telefonumun not defteri uygulaması hep açık kalır. Etrafımı izledikçe not alırım. Evde de genellikle bilgisayarım ve yazı dosyam açık olur, başına oturup yazarım.


#İlk Kitap İlk Heyecan
#Burak Demirtaş
#Zeynep Yaman