Nazlı Ilıcak umre anılarını yazdı

00:0015/02/2010, Pazartesi
G: 15/02/2010, Pazartesi
Yeni Şafak
Nazlı Ilıcak umre anılarını yazdı
Nazlı Ilıcak umre anılarını yazdı

Nazlı Ilıcak umrede çektirdiği fotoğrafları köşesine koydu. İzlenimlerini yazdı..iİşte Ilıcak'ın yazısı...

Sabah Gazetesi Yazarı Nazlı Ilıcak geçtiğimiz hafta düzenlemiş olduğu umre ziyaretinin ardından izlenimlerini kaleme aldı.




Lebbeyk Allahümme Lebbeyk

Cidde'de uçaktan indikten sonra, otobüse binip Mekke'ye yöneldik. Yol boyu uhrevi heyecanı daha iyi yaşayabilmek amacıyla telbiye getirdik:


"Lebbeyk Allahümme Lebbeyk, Lebbeyke Lâ Şerike Leke Lebbeyk. İnnel Hamdevenni'mete Leke Velmülk. Lâ Şerike Lek" (Buyur Allah'ım buyur! Buyur ki senin ortağın yok, emrine amadeyim buyur! Hamd sana, nimet senden ve mülk senin. Ortağın da yoktur senin.) Bu duayı, daha geliştirerek Türkçe olarak da tekrarladık: "Allah'ım, senin emrine itaat ve davetine icabet ettim. Bütün imanımla sana yöneldim ve sana teslim oldum. Yalnızca seni istiyorum. Sen, Rabbim olarak emret, ben de kulun olarak yerine getireyim. Allah'ım sen birsin ve teksin. Eşin ve benzerin yoktur. Mutlak olarak mülk senindir ve hiçbir ortağın yoktur. Allah'ım, hamd yalnızca sana mahsustur ve nimet de senindir. Allah'ım tekrar sana teslim oluyor ve inanıyorum ki, sen birsin, eşin ve benzerin yoktur."



Otobüste hoca cümleleri söylüyor, biz arkasından hep birlikte tekrarlıyorduk; önce Arapça, sonra Türkçe dualar ettik.

Mekke'ye girerken bir dua daha yapılıyor. Bu duayı, Eman Tur'un bizim için hazırladığı küçük kitapçıktan gene Türkçe olarak birlikte okuduk: "Allah'ım, davetine uyarak senin emniyetinde olan Mekke şehrine geldim. Burada huzur içinde ikamet ve ibadet etmemi, maddi ve manevi güzel nimetlerle rızıklanmamı nasip eyle. Allah'ım burası senin kendine Harem olarak tayin ettiğin, emin kıldığın ve yalnızca mümin kullarını davet ettiğin beldedir. Ben de senin kulunum. Uzak beldelerden pek çok günah ve kötü amellerle senin huzuruna geldim. Sana olan imanımdan dolayı, azabından korkarak. Beni affınla karşılamanı, rahmetinle bağışlamanı ve affedilmiş kulun olarak Harem'ine kabul edip, cennetine almanı istiyorum."


Mekke-i Mükerreme

Mekke, dünyadaki ilk yerleşim yeri. (Um alqura: Yerleşim yerlerinin anası) Hz. Adem ve Hz. Havva, Arafat'ta buluştuktan sonra, Mekke'nin bulunduğu bölgeye geliyorlar. Orada, önce kendilerine dünyada yaşamaları için gerekli olan imkânlar veriliyor. Bir süre sonra da, bugün Kâbe'nin bulunduğu yerde içinde barınacakları bir ev yapıyorlar. Aradan uzun zaman geçiyor; tabii o ev yıkılıyor ve geride hiçbir iz kalmıyor. Hz. İbrahim, Cebrail'in önderliğinde, aynı temeller üzerinde Kâbe'yi inşa ediyor. Allah, Hz. İbrahim'e, "Davetini yap, insanlar Kâbe'yi tavaf etsinler" deyince, Hz. İbrahim, "Kimse yok ki; kimi davet edeyim?" cevabını veriyor. Bunun üzerine Allah, "Sen davet et. Bu davetini, kıyamete kadar geleceklere duyuracağız" diyor. İşte "Lebbeyk Allahümme Lebbeyk" duası da, bu kıssadan ilham alınarak yapılıyor. Allah, meleklere Kâbe'yi duyuruyor. Melekler bu çağrıya cevap veriyor: "Buyur, emret Allah'ım"

Kâbe üzerindeki Hacer-ül Esved, aslında beyaz bir taş. Tavafın nereden başladığını göstermek amacıyla Hz. İbrahim tarafından oraya konulmuş. Fakat el değe değe siyahlaşmış. Tavaf sırasında, taşın önünden her geçişte, "Bismillah Allahu Ekber" diye o taşı selâmlıyorsunuz.

Mekke'ye Hz. Muhammed'den sonra "Mekke-i Mükerreme" adı verilmiş. Çünkü burası, Allah'ın Haremi, Hz. İbrahim'in Haremi, peygamberimizin doğduğu şehir. Kâbe de burada. Yani, ikrama mazhar olan bir kent.

Medine'de yaşayanlarla, Mekke'de yaşayanların birbirinden farklı davranışlar sergilediklerini bize söylediler. Medineliler, yumuşak, hoşgörülü ve sakin insanlar. Allah'ın "Rahman" sıfatını temsil ediyorlar. Mekke'de ise, hep bir acele, hep bir koşuşturma ve öfkeli insanlar var. Onların ise, Allah'ın "Celâl" sıfatını yansıttığı ifade edildi. Hatta bir de Tayyip Erdoğan esprisi yaptık. Aramızdan biri, "Başbakanımıza, Mekkelilerden ziyade, Medineliler gibi davranmasını tavsiye edelim" dedi.


Kalu belâdan beri

Türkçemize girmiş bir söz vardır: "Kalu belâdan beri" deriz. Çok eski zamanlardan beri anlamında kullanılır. Bu sözün nereden geldiğini Eman Tur'un ortaklarından Bilâl Hoca'dan dinledim.

Allah melekleri yarattı ve onlara sordu:

- Ben sizin Rabbiniz değil miyim?

"Onlar dediler" (Kalu): "Evet öyle" (belâ)

Bu deyim, daha sonra bizim lisanımıza da girdi. Ama pek çoğumuz, menşeini hatırlamıyor. "Meleklerin, Allah'a, 'Evet sen bizim Rabbimizsin' diye cevap verdiği günden beri" anlamında kullanılıyor.


Âşıklar mekânı: Arafat

Hz. Adem ve Havva anamızın, cezalandırılmak için, dünyanın ayrı ayrı bölgelerine gönderildiği biliniyor. Hz. Adem Hint taraflarına, Hz. Havva ise, Cidde'nin bugün bulunduğu yere gelmişler. Zaten Cidde, ismini, "Babaanne" (Cedde) kelimesinden alıyor. Araplar, "ana" yerine, Hz. Havva için "Babaanne" sıfatını kullanıyor. Türkiye'deki "atalarımız" anlamındaki "ced" de aynı kökten geliyor.

Umre'de, sadece Kâbe tavaf ediliyor ve Merve ile Safa arasında Say yapılıyor. Hac ise, Arafat'ta başlıyor. Arafat, Adem ile Havva'nın büyük bir hasret yaşadıktan sonra ilk buluştuğu yer. Hz. Muhammed, son Haccında, Veda Hutbesi'ni de, Arafat'ta okudu. Arafat, Yüce Sevgiliyle, sevenlerin buluşmasını da temsil ediyor.

Arafat'ta bir tepe var. Tepenin üzerinde de, Adem ile Havva'nın buluşma yerini gösteren bir sütun. Bugünkü dünyamızda o tepeye, "Âşıklar mekânı" denilebilir diye düşündüm.

Arafat'ta süslü develer bizi karşıladı. Deveye binip, sütunun olduğu yere çıkacaktım ama hayvan öyle bir sallanıyor ki, öne, arkaya ve iki yana, ancak 5 dakika üzerinde kalabildim.



İşadamı Taha Tatlıcı da Umre için Mekke'deydi. 4 ablasıyla beraberdi. Mekke'ye saat kaçta gelirseniz gelin, aynı gün Umre yapıyorsunuz: Kâbe'nin etrafında 7 kere dönüyorsunuz. Tavaf tamamlanınca Hz. İbrahim'in eşi Hacer'in yaşadıklarının anısına, Merve ve Safa arasında 7 kere gidip geliyorsunuz. Buna da "say" deniliyor. Aslında Hz. Hacer'in, oğlu İsmail'e su bulmak için aralarında mekik dokuduğu tepeler artık mevcut değil. Yerler beton, tepeler de aynı şekilde taşla kaplanmış. Çorap ya da özel patiklerle veya çıplak ayakla yürüyorsunuz. En sonunda saçınızdan bir tutam kesilmesiyle ihramdan çıkıyorsunuz. Bir bilgi daha vereyim: O akşam pek çoğumuzun ayakları sızladı ve uyumakta zorluk çektik Oysa ancak 4-5 kilometre kadar bir yol kat etmiştik. Meğer sızı ve ağrı, sert zeminde pabuçsuz yürümekten kaynaklanmış. Hocalar, bize sık sık tavaf yapmamızı tavsiye etti. Taha Tatlıcı bu tavsiyeden de aldığı hızla ne zaman arasak tavaftaydı. Hem tavafta, hem de say sırasında sadece yürümüyor, sürekli dua okuyorsunuz.


***

Medine'de, Umre'den dönen Hak -İş Başkanı Salim Uslu'ya rastladım.





Riyad, Suudi Arabistan'ın başkenti; Cidde ise ticaret merkezi. Cidde, Mekke ya da Medine ile mukayese edildiğinde çok daha zengin bir kent. İmkânı olanların Kızıl Deniz sahillerinde, villası ve yatı bile varmış. Ben de, sahile gidip, pırıl pırıl suya ayaklarımı soktum. Aileler, buraya, piknik yapmaya geliyor; çeşitli balık lokantaları mevcut. Hayat daha hareketli. Ama bu kentte de, ibadet saatlerinde gene dükkânlar kapatılıyor; servis duruyor.