
Osmanlı'da Peygamber sevgisinin en büyük timsali olan Hırka-i Saadet Dairesi, Topkapı Sarayı'nın en mûtenâ yeridir. Mukaddes Emanetleri ilk günden itibaren hürmet ve muhabbetle taht odasında muhafaza eden padişahların, neredeyse doğumdan ölüme kadar bütün hayatları bir şekilde bu daireyle ilişkilidir.
Peygamber ve sahabe yadigârlarının muhafaza edildiği yer olan Hırka-i Saadet Dairesi, Topkapı Sarayı'nın Enderun Avlusu'nda padişahların kendilerine mahsus dairesiydi. Fatih Sultan Mehmet tarafından Has Oda olarak inşa edildi. Yavuz Sultan Selim'in, Mısır'ı fethedip hilâfeti devralması ve Mukaddes Emanetler'in buraya getirilmesiyle ulvî bir görev üstlendi. 19. yüzyılda padişahlar Boğaziçi'ndeki sarayları ikametgâh olarak kullanmaya başlayınca, daire tamamen Mukaddes Emanetler'in muhafazasına tahsis edildi. Uhrevî merkez haline getirilen mekânın ismi de Hırka-i Saadet Dairesi olarak anılır oldu. Burada muhafaza edilen, Hazreti Muhammed ve diğer büyük peygamberlere, Sahabe-i Kiram'dan bir kısmına ve Kâbe'ye ait eşyalar, hem sanat tarihi, hem de dinî açıdan çok önemlidir.
Dairenin, Has Odalılar'dan oluşan 40 kişilik bir kadrosu vardı. Bunlardan 39'u padişahın maiyetini teşkil eden üst rütbeli subaylardı. Kırkıncı kişi de bizzat padişahın kendisiydi. Bu yüzden Ramazan ayının on beşindeki Hırka-i Saadet Ziyareti öncesinde, dairede yapılan genel temizlik esnasında padişah da diğer odalılarla birlikte hazır bulunurdu. Hırka-i Saadet Ziyareti, Yavuz Sultan Selim'den itibaren Osmanlı'nın son dönemine kadar asırlarca her Ramazan yapıldı. Devlet adamı ve âlimlerden oluşan geniş bir topluluğunun katılımıyla gerçekleştirilen bu ziyaret öncesinde, padişah ve Has Odalılar tarafından Hırka-i Saadet Dairesi'nin her tarafı süpürülür, silinir, duvarlar gül suyuyla yıkanır, miskle kokulandırılırdı.
Hırka-i Saadet Dairesi'nde muhafaza edilen, Hazreti Muhammed ve diğer büyük peygamberlere, Sahabe-i Kiram'dan bir kısmına ve Kâbe'ye ait eşyalar, hem sanat tarihi, hem de dinî açıdan çok önemlidir ve paha biçilemez kıymettedir. Saraya, Yavuz Selim'le başlayan “emanet" akışı, 20 yüzyıl başlarına kadar çeşitli yollarla devam etti. Kaynaklardaki bilgilere göre padişahlar, Peygamber Efendimiz'in ve diğer büyük peygamberlerin, İslâm büyüklerinin, dinen hürmete şâyân mekânların hatıralarını toplamaya özen gösterdiler. Topkapı Sarayı, Cumhuriyet devrinde müze olarak kullanılmaya başlandıktan sonra da Hırka-i Saadet Dairesi'ne dokunulmadı ve aynı hassasiyetle emanetler muhafaza edildi. Günümüzde saray müzesinin Kutsal Emanetler Bölümü envanterinde 605 adet eşya bulunuyor. Bunlardan sadece 105 parçası sergileniyor. Peygamber Efendimiz'in ayakkabıları ve su içtiği tas gibi bazı istisnai eşyalar, güneş ışığından etkilenip bozulma riskleri bulunduğu için kapalı kutularda saklanıyor.
Boğaz, Haliç ve Galata'ya hâkim bir manzarası olan Hırka-i Saadet Dairesi, çok kubbeli örtüsüyle, aynı avludaki diğer yapılardan ayrıcalıklı bir konuma sahip. Uzaktan bakıldığında minareye benzeyen bacası ve irili ufaklı kubbeleriyle küçük bir külliyeyi andırır. Şadırvanlı Sofa, Arzhâne, Taht Odası ve Destimal Odası olmak üzere dört temel mekândan oluşan dairenin girişindeki iki kubbeli mekân Şadırvanlı Sofa'dır. Birinci kubbe altında yer alan şadırvan, Osmanlı inceliğinin saraydaki en önemli timsalidir. Saraylılar, daireye her giriş çıkışta dışarıdan içeriye toz getirmemek, içeriden de dışarıya toz çıkarmamak için bir hürmet ifadesi olarak ellerini bu şadırvanda yıkarlardı. Dairenin temizlendiğinde çıkan tozlar da ayak altında çiğnenmesin diye, kapı dışındaki mermer kuyuda muhafaza edilirdi.
Osmanlı sultanlarının neredeyse doğumlarından ölümlerine kadar bütün hayatları bir şekilde Hırka-i Saadet Dairesi'yle ilişkilidir. Daireyle aynı çatı altında olan Sünnet Odası'nda sünnet edilirlerdi. Cülûs, yani tahta çıkma töreninin ilk ritüeli bu dairede yapılır, devlet erkânı kendisine burada biat ederdi. Ölümlerinde bu dairenin, taşlığa bakan duvarındaki çeşmede gasledilirlerdi. Yine naaşları bu daire önündeki mermer sete koyularak tezkiyeleri yapılır ve helâllik dilenirdi. Hırka-i Saadet Çeşmesi'nde cenazesi yıkanan ve tabuta konulan son padişah Mehmet Reşad'dır. Osmanlı'nın son padişahı Sultan Vahdeddin'e ise ne Mukaddes Emanetler Dairesi'nde gasledilmek, ne de İstanbul'a defnedilmek nasip oldu. Bu talihsiz padişah, cülûs töreni için saraya geldiğinde, âdet gereği ölen padişahın naaşını görecekti. Ağabeyi Sultan Reşad'ın cenazesi Hırka-i Saadet Çeşmesi önüne uzatılmıştı. Bir süre Bağdat Köşkü'nde dinlendikten sonra tören için Bâbüssaade'ye doğru giderken, Sultan Reşad'ın cenazesi önünde durup Fatiha okumuş; kendisi tahta giderken öncekinin mezara götürülmekte oluşundan etkilenerek yanındakilere, “Taht'la teneşir arasındaki mesafe ne kadar da kısa!" demişti.










