Katin ormanlarındaki katillere Stalin izin vermis!

00:002/05/2010, Pazar
G: 3/09/2019, Salı
Abdullah Muradoğlu

Polonya devlet başkanı Lech Kaçinski''nin yi uçağı Rusya''nın Smolensk yakınlarında düşmüştü. Şaibeli kazada Kaçinski''nin yanı sıra çok sayıda üst düzey devlet adamı da yaşamını yitirmişti.Kaçinski 1940''da Smolenks yakınlarındaki Katin ormanlarında Sovyet Rus Gizli Polis teşkilatı NKVD tarafından katledilen 20 binden fazla Polonyalı''nın yasını tutmak için binmişti bu uçağa.Ne yazık ki bu kazayla birlikte Kaçinski ve efradı da Polonyalılar için yeni bir milli yasın konusu oldu.Katin katliamı,

Polonya devlet başkanı Lech Kaçinski''nin yi uçağı Rusya''nın Smolensk yakınlarında düşmüştü. Şaibeli kazada Kaçinski''nin yanı sıra çok sayıda üst düzey devlet adamı da yaşamını yitirmişti.

Kaçinski 1940''da Smolenks yakınlarındaki Katin ormanlarında Sovyet Rus Gizli Polis teşkilatı NKVD tarafından katledilen 20 binden fazla Polonyalı''nın yasını tutmak için binmişti bu uçağa.

Ne yazık ki bu kazayla birlikte Kaçinski ve efradı da Polonyalılar için yeni bir milli yasın konusu oldu.

Katin katliamı, Polonyalılar ve Ruslar arasındaki tarihsel düşmanlığı simgeleyen en önemli olaylardan biridir sevgili okurlar.

Daha 1772''de dönemin Almanyası “Prusya” ve Rusya tarafından parçalanan ve sonraki yıllarda bu iki ülke tarafından paylaşılarak ortadan kaldırıldığında Polonya''nın sınırları neredeyse Karadeniz''e kadar uzanıyordu.

Geçen Pazar günkü yazımda Osmanlı-Polonya tarihsel ilişkilerini anlatmaya çalışmıştım hatırlarsanız.

Polonya''nın Osmanlı açısından Rusya ile arasında bir tampon görevi yaptığına değinmiştim.

1790''larda Polonya(Lehistan) adında bir devlet ortadan kalkmıştı ama yurtsever Lehler Rusya''nın boyunduruğundan kurtulabilmek için 120 yıldan fazla süren bir mücadelenin fitilini de ateşlemişlerdi.

HİTLER VE STALİN GİZLİCE ANLAŞTI

Birinci Dünya savaşı sonlarında eskisine oranla sınırları küçültülmüş bir devleti yeniden kuran Polonyalıların kaderi 1940''da yine değişmişti.

1939''da Stalin''in Sovyet Rusyası ile bir “saldırmazlık paktı” imzalayan Hitler Almanyası''nın şeytanca planları sonucunda Polonya 1940''ta bu iki devlet tarafından yine parçalanarak ortadan kaldırılmıştı.

Bu gizli antlaşmaya göre Sovyetlerin tahıl ve petrol yardımına karşılık Polonyanın yarısı, Baltık devletleri ve Romanya''nın bir kısmı Sovyetlere verilecekti.

Ne İngilizler, ne de Fransızlar Alman işgali karşısında üç hafta direnebilen Polonya Hükümetine hiçbir yardımda bulunmadılar.

Hitler ve Stalin arasındaki antlaşma bozulduktan sonra, Ruslar da Doğu Polonya''yı işgal ettiler.

Savaş sırasında “Sovyet Kızılordusu” tarafından tutuklanan binlerce Polonyalı Stalin''in de bilgisi dahilinde, Katin ormanlarında NKVD tarafından katledilerek toplu mezarlıklara gömüldüler.

Polonya en değerli evlatlarını bu katliamda kaybetmişti.

NÜREMBERG''TE KATLİAM ÖRTBAS EDİLDİ

Katliam, Rusya''ya doğru ilerleyen Naziler tarafından bu toplu mezarlıkların bulunmasıyla ortaya çıktı.

Naziler bir savaş propagandası yapmak ve Rusya''yı müttefikleri(İngilizler, Fransızlar) nezdinde güç duruma sokmak için amacıyla katliamın fotoğraflarını da yayımladılar.

İngiltere ve Fransa ise, dünya kamuoyundaki itibarları sarsılmasın diye katliamdaki rolünü inkar eden Sovyet Rusya''nın tezini savundular.

Ruslar da, Katin ormanlarındaki katliamın Naziler tarafından gerçekleştirildiğini iddia ettiler.

Oysa durum ortadaydı ve savaş sonrası kurulan Nüremberg Mahkemeleri''nde de bu konu uyutularak unutturuldu.

KOMÜNİSTLER STALİN''İ MASUM ZANNEDİYORLARDI

Komünistler de bu katliamı “Tek Ülkede Sosyalizm”in büyük devrimci lideri Stalin''e yakıştıramadıkları için olayı Nazi savaş propagandasının ürünü olarak gördüler hep.

Çağdaş tarihçi Dan Diner''in “Yüzyılı Anlamak: Evrensel bir tarih yorumu” kitabında da belirttiği gibi Sovyet komünizmi tarafından işlenen cürümler, münferit uzun soluklu hafızaların bir parçası olamadıkları durumlarda, profesyonel tarih yazımı dışında ancak nisyanın(unutkanlığın) ölüler ülkesinde bir yer bulabiliyordu kendisine.

Diner şöyle devam ediyordu sözlerine:

“Açıkça görülüyorki vuku bulmuşu muhafaza etmeye daha ziyade ortak hafızasına eski imparatorluklar Rusya''sında yaşanmış çalkantılı bir evveliyata dair izler kazınmış milletler muvaffak oluyorlar. Bunlar, Sovyet dönemindeki çileli tarihlerini, evveliyatında Rus İmparatorluğuna kafa tuttukları isyanlarının anlatımıyla birleştirebilen halklardır. Bu kategoriye herşeyden evvel Polonyalılar girer”

Buna göre hiçbir millet Sovyet varlığı ve baskısını uzun soluklu tarihsel hadiseler zincirine eklemlemeyi, 18. yüzyıl sonunda ülkenin taksim edilmesi ve 19. yüzyıldaki Leh isyanlarıyla hafıza deposunu tıka basa doldurmuş Polonyalılar kadar iyi becerememiştir.

Bu hadiseler zinciri kadim zamanlara, mesela 17. yüzyıldaki, kendisini mezhepsel bir vurgulamayla “Katololiklik ve Ortodoksluk arasındaki ikililikte” konumlandırılan Polonya-Moskova çatışmasına kadar uzanır.

Diner''e göre evveliyata dair bütün bu hadiselerin hepsi birden Katin ormanlarında kitle halinde kurşuna dizilen Polonyalı subayların resminde bir arada görülebilir ve en önemlisi bu resim geleneksel olarak sorunlu Polonya-Rus ilişkileri ile 20. yüzyılın ideolojik çatışması arasında bir bağ da oluşturur.

Ne ki Polonyalılar Katin Katliamınının milli yasını tutmaya hep devam ettiler.

Günümüze kadar canlı kalan bu hafıza Polonyalıların gözlerini Ruslara karşı hep açık tutmalarını sağlamıştır.

Ve yine Dan Diner''in dediği gibi bu uyanık kalma zorunluluğu, komünizmin Moskova''da tekrar hakimiyetini kurma olasılığından duyulan bir korkudan ziyade, Polonya''nın uzun soluklu hafızasında iz bırakmış, Rusyalı imparatorlukla yaşanmış trajik tarihi geçmişten kaynaklanır.

MOSKOVA''DAN GELEN İTİRAF BÜYÜK YALANI ORTAYA ÇIKARDI

Leh Kaçinski''nin şüpheli ölümünün ardından Rusya Devlet Başkanı Medyedev''in talimatıyla Katin Katliamı''yla ilgili gizli belgelerin yayımlatması bir tarihsel jest olarak görülebilir.

Bu belgelerle birlikte Katin Katliamı''ndan Moskova''nın sorumlu olduğunu kabul ediliyor ve böylece tarihin büyük yalanlarından biri daha aydınlanıyordu.

Katliam belgelerinde Stalin''in imzası ve NKVD''nin en acımasız şeflerinden Lavrenti Beria''nın bir notu da yer alıyordu. 1990''ların başında Gorbaçov ve Yeltsin de Katin Katliamı''ndan Moskova''nın kısmen sorumlu olduğunu itiraf etmişlerdi ama hiçbiri Medyedev''in yaptığını yapmamıştılar.

Rusya Başbakanı Putin de bir iyi niyet jesti olarak bir süre önce Katin Ormanı yakınlarında düzenlenen anma törenlerine katılmıştı. Rusya''yla ilişkiler konusunda müteveffa Leh Kaçinski''yle ters düşen Polonya Başbakanı Donald Tusk da bu anma törenindeydi ve “Burada öldürülenlerin göz yuvaları, enselerine sıkılmış kurşunlar bize bakıyor. Tarihin büyük yalan yarasının uzlaşmayla aydınlatılması için bekliyorlar” demişti. Polonyalıların tarihi hafızasında Katin katliamı Rusya''yla ilişkiler konusunda “uyarıcı” rolünü oynamaya devam ediyor.

Bugün Polonya-Rusya ilişkilerini yorumlarken tarihsel hafızanın etkisini de işin içine katmak gerekiyor.

Wajda''nın babası da Katin kurbanıymış!

Polonya sinemasının en meşhur isimlerinden Andrzej Wajda''nın babası da 1940''da Katin Ormanları''nda Rus gizli polis teşkilatı NKVD tarafından katledilen Polonyalı subaylar arasındaydı. Hayat hikayesinden öğrendiğime göre Wajda da genç bir delikanlıyken Polonya''daki Nazi işgaline karşı savaşım veren direnişçiler arasına katılmış. Pek çok Polonyalı gibi Wajda da babasının Moskova''nın talimatıyla katledildiğinden haberdar değildi. Wajda''nın annesi binlerce Polonyalı gibi kocasının eve dönmesini beklemiş yıllarca. 2007''de çektiği “Katin” filmini bu nedenle annesine ithaf etmiş. Komünist dönemin Polonyasını anlatan filmleriyle dikkat çeken Wajda, “Dayanışma Sendikası” eski başkanı (daha sonra Cumhurbaşkanı seçilen)Lech Walesa''yla da, 1980''lerdeki uyanış hareketinin genç militanlarından (uçak kazasında can veren Polonya devlet başkanı)Leh Kaçinski''yle de yakın tanışıklığı ve arkadaşlığı vardı. Andrzej Wajda, annesinin hayat hikayesinden esinlenerek çektiği “Katin” filminde evine dönmeyen kocalarını bekleyen Polonyalı kadınların dramını anlatmış. “Polonya sinema tarihinin en iyi filmi” seçilen bu film için Wajda bakın ne demiş: “Uzun zamandır yapmak istediğim bu filmde, Katin faciasına bir veda, bir son oluşturmasını istedim. Filmin herhangi bir politik sorun veya çatışmaya

neden olmasını değil, sadece bu konuyu noktalamasını istedim.”

Polonya ile Türkiye''nin kaderi birbirine benziyor..

Polonya bizi sadece Osmanlı-Polonya tarihsel ilişkileri bakımından ilgilendirmiyor sevgili okurlar.

1940''da Polonya''nın Naziler tarafından işgal edilmesi ve sonrasında Sovyet Rusya''nın da kendi payına düşeni alması Milli Şef İsmet Paşa ve Dışişleri Bakanlığı''nın üst düzey mimarları tarafından kaygıyla karşılanmıştı.

İngiltere ve Fransa''nın Polonya''nın işgaline adeta göz yummaları Türkiye''yi endişelendirmişti.

Naziler Balkanlara doğru iniyorlardı ve yanı sıra Rusların da hem Boğazlara hem Türkiye''nin Doğu sınırlarına dönük ihtirasları sözkonusuydu.

Edvard Weisband''ın “2. Dünya Savaşı ve Türkiye” isimli kitabında da belirttiği gibi tarihi perspektiften bakıldığında Türkiyenin durumu Polonyaninkine benziyordu. Türkiye bir Rus müdahalesiyle karşı karşıya kalarak benzer bir kaderin kurbanı olmaktan korkuyordu.

Bu nedenle Dışişleri Bakanlığı 1939''dan sonra müttefiklerle yaptığı her toplantıda Polonya''nın kaderini masaya getiriyordu.

Stalin ile sürgündeki Polonya hükümeti arasındaki ilişkilerin Katin ormanlarındaki toplu mezarların açılmasının ardından kopması ve Polonya''nın doğu sınırı problemi Türklerin Polonya sorununu kendi güvenlikleri için bir mihenk taşı haline getirmeye yeterliydi. Polonya''da gerçekleşmiş olan şey Türkiye''nin ufkunda beliriyor gibiydi. Bu bakış açısı tarihsel birtakım hatırlamalarla da destekleniyordu.

Mesela 18. yüzyılın son döneminden itibaren, 1773''te Polonyanın ikiye taksim edilmesiyle ve Osmanlı''nın Ruslara karşı büyük yenilgilerinin ardından imzalanan 1774''deki Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Osmanlı İmparatorluğunun da parçalanacağı öngörülür hale gelmişti. Gerçekten de Osmanlı''nın 1800''lerde parçalanmamayı başarmasının sebebi Avrupa devletler dengesinin yanı sıra Rus yayılmasından duyulan endişeydi.

Sonraki dönemlerde “Doğu Sorunu” başlığıyla İngiltere ve Fransa bu politikasından vazgeçmişti.

Dolayısıyla Polonya''nın kaderi de tıpkı Türkiyeninki gibi güneye ve batıya doğru genişleyen Rusya''yla bağlantılıydı. Birinci dünya savaşı sonunda hem Rus Çarlığı hem de Osmanlı İmparatoluğu parçalanmıştı..

Böylece Polonya tekrar kurulmuş ve Osmanlı''dan da bir Türkiye Cumhuriyeti neşet etmişti.

Ne ki İkinci Dünya Savaşı''na giden süreçte “Yeni Rusya” Sovyet ideolojisiyle birlikte yeniden atağa geçerek bu ideolojik formasyonla tarihsel ihtiraslarını uzlaştırmayı başarmış görünüyordu.

“Yeni Polonya” da “Yeni Türkiye” de bu gelişmeye kayıtsız kalamazdı. Weisband''ın belirtiği gibi Türkiye tarihsel kaderinin Polonya''nınkiyle parelelliğinin farkındaydı ve bu nedenle dört gözle Kuzeyi kolluyor, Batı''nın Rusya''ya karşı tutumunu tartarak kendi alınyazılarını okumaya çalışıyordu.

Polonya Türkiye için gerçekten de bir mihenk taşıydı.

Zaten Türkiye de müttefikler ve Almanya arasında çok hassas bir denge politikası yürüterek İkinci dünya savaşından sağ salim çıkmayı başarmıştı.