
Üzülerek ifade etmek isterim ki, Necip Fazıl bugün okunan birisi değil. Ne nesri, ne de şiiri itibariyle. Yalnız bir vesileyle üstadı dinlemiş, sohbetine iştirak şanslı dostların naklettiği bazı menkıbeleri dolaşıyor dillerde.
Asıl üzülmemiz gereken ise, üstadla beraber kademe kademe aramızdan çekilen bir tavır yüksekliği ve izzetli bir duruş halidir. Şiiri ve sanatı kadar, yaptığı yayıncılık kadar, Necip Fazıl''ın asıl bu tarafı apayrı bir hamle olarak duruyor karşımızda.
Üstadın kendisi her ne kadar, zaman zaman bazı siyasi partilerle ilişki kurmuş, mânevî bir üstada kapılanmış bulunursa bulunsun, onda yakaladığımız asıl husûsiyet; bireysel varlığını içtimaî/siyasî bir yapılanmanın içinde tüketmemesidir. Hemen hemen şiirini ve nesrini bütünüyle işgal eden güçlü bir "benlik", aynı zamanda sokaklarda, konferanslarda, siyasî ve edebî muhitlerde onunla beraber dolaşır dururdu. Her an muhatabının üstüne atılmaya müheyya duran bu "ben"den, kuşkusuz çokları rahatsız olurdu. Ona yakın duranlarınsa, beklenen bir zilleti sineye çekmekten başka çaresi kalmazdı. Bu derin çelişki, çevresindeki dostlarının ve sâliklerinin sık sık değişmesine yol açar, her döneminde yeni halkalarla Necip Fazıl muhiblerinin sayısı da çoğalır dururdu.
Bunun yanısıra, varlığını ve kişiliğini muhafaza kaygısına düşenler olur ve çareyi ister istemez ondan uzak kalmakta bulurdu. Fakat bu kaçış bir çare midir? Eğer iyi düşünülecek olursa, onun asıl hayranları bu sınıflar arasında gizlidir. Ondan söz etmemeye çalışarak varlıklarının farkına varılmasını isteyenler, sanatını gizliden gizliye kıskananlar, işgal ettikleri mevzi ortamlarda lâyıkı olmadıkları halde üstad payesi üretmeye kalkışanlar vs.
Elbette Necip Fazıl''ın ölümü, bu tür duygular içinde kıvrananlar adına iyi bir fırsat teşkil etmiş olmalı. Fakat rahmetli yaşlılığın ve hastalığın, çevresinin boşalmasından hasıl olan kopkoyu bir yalnızlığın girdabında, daha 1980''lerden evvel fikrî ve içtimâî hayattan hızla çekilmeye başlamıştı.
Bize göre üstadın asıl ölümü, Türkiye''deki İslâmî/siyasî telâkkilerdeki ciddi kırılma dolayısıyladır: Türkiye''de garip birşeyler oluyordu. Hayret, 1940''lardan beri yavaş yavaş oluşan, İkinci Dünya Savaşı ve çok partili demokratik hayat içerisinde evlerden, sokaklardan, camilerden, gizli-açık Kur''an kurslarından yani tabandan gelişen ve kendisine has bir tecrübe testinden de geçen İslâmî hayat ve tecrübe gelişimi, garip ama çok ciddi bir kırılma dönemine giriyordu. Deneme sınama yoluyla ilerleyen, fakat öncüleri itibariyle de 1924 öncesi yılların birikimine ve tefekkürünü de hâiz bulunan bu toprağa âit bir tecrübe, neredeyse devreden çıkmak üzere idi.
Artık İslâm ve Müslümanlık adına ne Cevdet Paşa''yı, ne Mahmut Esad''ı, ne Sait Halim Paşa''yı ve ne de Bediüzzaman''ı hatırlayan kalacaktı. Varsa yoksa yabancı tecrübe ve tercümeler!.. Şimdi revaç hep dışarıya idi.
Sanki biz Tanzimat ve Meşrutiyet yıllarımızı da Müslümanlık nâmına hiç birşey düşünmemiş ve üretmemiştik. Geçmişimizde iftihar edebileceğimiz ve ayak basabileceğimiz hiçbir mefâhirimiz bulunmuyordu. Fakat bu sınıfların unuttuğu birşey vardı. Dışarıdaki İslâmî yaklaşımlar ne kadar teorik ve ideolojik ise, özellikle 19''uncu yüzyıldaki ve 20''nci yüzyıl başlarındaki Türkiye tecrübesi o kadar âmelî ve pratik nitelikler arzediyordu.
Bu yıllar sadece bizim ürettiğimiz İslâmî birikime değil, kendimize has bir tarihe de kapıları iyice kapattığımız yıllardır.
Şimdi bu uzun zihin ve tecrübe inkârının sonuna varmış sayılırız. Meselenin sadece tavır üretmek olmadığını, spekülâtif kavram tartışmalarının, kayışın boşa dönmesi gibi bizi ne hallere düşürdüğünü, herhalde şimdi daha iyi anlıyoruz. Bu söylediklerimin yüzyüze kalınan baskı vs. ile de bir alâkası yok.
İşte rahmetlinin asıl ölümü, onun henüz daha sağ olduğu böyle bir dönüşüm anına tesadüf eder. Son yıllarında etrafı nasıl da boşalmıştı öyle!.. Onu o gün inkâr edenler, birer birer üstadlığa, ideolojik öncülüklere soyundular.
O üstadların çoğu bugün mevzilerini terketmiş vaziyette. Ancak yaşadığımız fetretin içinden çıkacak yeni üstadlarımız. Meydan şimdi bomboş!.. Görmüyor musunuz?
Benim tavsiyem üstadı yeniden okumaktan yana. Bilmem katılır mısınız?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.