Washington"dan Ankara manzarası

00:0020/06/2011, Pazartesi
G: 4/09/2019, Çarşamba
Ali Akel

Washington''ın bir haftadır 12 Haziran''da yapılan seçimlerle yatıp kalktığını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. 13 Haziran''dan itibaren aralarında Dış İlişkiler Konseyi (CFR) uzmanlarından Steven Cook, Brookings Enstitüsü''nden Ömer Taşpınar, German Marshall Fund''dan Joshua Walker, Ortadoğu Enstitüsü''nden Gönül Tol, Carnegie Endowment''tan Henri Barkey, Seta DC''den Nuh Yılmaz ve bu arada Sabancı Üniversitesi''nden gelen Fuat Keyman''ın katıldığı birkaç toplantıda, seçim sonuçları tartışıldı.Farklı

Washington''ın bir haftadır 12 Haziran''da yapılan seçimlerle yatıp kalktığını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. 13 Haziran''dan itibaren aralarında Dış İlişkiler Konseyi (CFR) uzmanlarından Steven Cook, Brookings Enstitüsü''nden Ömer Taşpınar, German Marshall Fund''dan Joshua Walker, Ortadoğu Enstitüsü''nden Gönül Tol, Carnegie Endowment''tan Henri Barkey, Seta DC''den Nuh Yılmaz ve bu arada Sabancı Üniversitesi''nden gelen Fuat Keyman''ın katıldığı birkaç toplantıda, seçim sonuçları tartışıldı.

Farklı düşünce merkezlerinde de olsa konuşmacılar aynı, dinleyiciler aşağı yukarı aynıydı. Steven Cook, “Söz, dün yaptığım esprilerin aynısını tekrarlamayacağım” dese de, diğer konuşmacılar gibi kendisini tekrarlamaktan kurtulamadı.

Seçimin galibi aylar önce belli olunca, heyecan yaşanmadı bu şehirde. 12 Eylül 2010''daki yüzde 57.94''lük referandum sonucuna, 13 Eylül''de “uyum” sağlamıştı Washington.

Mavi Marmara olayı, BM Güvenlik Konseyi''nde İran yaptırımlarına karşı Brezilya ile birlikte verilen “hayır” oyu sonrası derinleştirilen “eksen kayması” tartışmaları, “Türkiye NATO''da kalmalı mı” soruları bir kenara bırakılmıştı. 2010''un sonundan başlayarak sürmekte olan “Arap Baharı” Washington''u Ankara''ya biraz daha yakınlaştırdı. Tabiri caizse en fazla “görüşmek, danışmak” zorunda kaldığı ülke haline getirdi.

Salonların aksine, gazete köşeleri, web sayfaları ve televizyonların uluslar arası kanallarında daha canlı bir tartışma almış başını gidiyor. Seçim sonuçlarını doğru analiz etme, Türkiye''yi daha iyi anlama, en önemlisi de Türkiye''de oylarını sürekli arttırarak ardı ardına üç kere iktidara taşıyan Başbakan Tayyip Erdoğan''ı ''çözme'' çabası... Yeni anayasanın hangi temeller üzerinde yapılacağı, Erdoğan''ın nasıl bir yaklaşım ortaya koyacağı, Türkiye''yi “model bir demokrasiye mi”, kendi projelerini hayata geçireceği otoriter bir yapıya mı dönüştüreceği?

Neresinden bakarsanız bakın, önemli ve olması gereken tartışmalar bunlar. Askerin ve yargının yıllar süren vesayetinin çözüldüğünün, Türkiye''nin sivilleştiğinin, normalleştiğinin göstergeleri bunlar.

ASIL SÜRPRİZİ BDP YAPTI

Seçimlerin galibinin belli olmasına rağmen Türkiye''de olduğu gibi burada da merak edilen hususlar aynıydı: AK Parti''nin yeni anayasa için gerekli olan 330 sayısını bulup bulamayacağı, CHP''nin alacağı oy oranı, kaç tane bağımsız (BDP) milletvekilinin çıkabileceği ve MHP''nin barajı geçip geçemeyeceği.

AK Parti''nin yüzde 50 oy almasına rağmen 330 milletvekili çıkaramamış olması, anayasanın uzlaşma ile yapılması ve demokrasi adına “iyi bir sonuç” olarak değerlendiriliyor. Kemal Kılıçdaroğlu li-derliğindeki CHP''nin yüzde 26''lık oy oranı da beklenilen altında olmasına rağmen “başarı” olarak görülüyor. Seçim öncesi Meclis''e girip giremeyeceği merak edilen MHP''nin barajı geçmiş olması sürpriz değil. Seçimin asıl galibi ise tek tek oy hesabı yapıldığı belli olan BDP''nin 36 milletvekilini bağımsız olarak çıkarabilmiş olması.

ERDOĞAN ANAYASAYI KİMİNLE YAPACAK?

12 Haziran seçimlerinin en çarpıcı yönü, tarihinde belki ilk kez temsil gücü bu derece yüksek bir Meclis oluşturmuş olması. “Tarihi seçim” olarak addedilen son seçimler, sorunlarını çözmesi açısından başta Başbakan Tayyip Erdoğan olmak üzere tüm Meclis üyelerine “tarihi bir fırsat” sunuyor.

MHP''yi bir kenara bırakacak olursak, AK Parti, CHP ve bağımsızlar olarak BDP''nin seçimler öncesinde iki ana gündem maddesi vardı. Yeni bir anayasa ve Kürt sorununun çözülme kavuşturulması. Erdoğan kadar CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da, yeni anayasa ve Kürt sorununun çözülmesi konusunda kendisini bağladı.

Erdoğan''ın son balkon konuşmasını referans kabul edersek, yeni anayasanın kiminle yapılacağı sorusunun cevabı açıktır. Toplumun yeni anayasa yapımı için yetki verdiği Erdoğan''ın liderliğinde, AK Parti, CHP, BDP ve MHP''dir. AK Parti ile CHP arasında yeni anayasa için atılacak olan uzlaşma adımları, BDP''ye bu yol üzerinde gitmekten başka bir şans bırakmazken, MHP''nin de sürece katılmasını sağlayabilir. Türkiye haritasında 2002, 2007 ve son olarak 2011 seçimlerinde renkleri sürekli solan CHP ve MHP''nin o harita üzerinde kalmasının başka yolu yok. 74 milyonun “evet” diyebileceği evrensel bir anayasa teklifiyle, hangi parti gelirse gelsin oyunbozanlık yapanın bir sonraki seçime kadar ömrü olmaz.

CHP''YE BİTMEYEN GÜVENSİZLİK

Başbakan Erdoğan''ın 330 sayısını bulamamış olmasına rağmen, hükümeti oluşturduktan sonra anayasa çalışmalarına en kısa zamanda başlayacağından şüphe yok. Soru, ana muhalefet partisinin ve BDP''nin nerede duracağıyla ilgili.

Washington''da, sokakları peşinden sürükleyen Erdoğan''la ilgili soru işaretleri olmasına rağmen asıl ilginç olan, bu şehirde Kılıçdaroğlu''ndan öteye CHP bir güvensizlik duyuluyor olması. Deniz Baykal''a göre CHP''de farklı bir liderlik sergilediği gözlenen Kılıçdaroğlu''na “ihtiyatlı iyimserlik” diyebileceğim bir yaklaşım var. Ancak, Kılıçdaroğlu''nun CHP''yi “düzen partisi” olmaktan çıkartabileceğine dair kuşkular oldukça yüksek.

Baykal ve ekibinin baskılarına ne kadar karşı durabilecek? Ergenekon sanıkları ve Turhan Tayan gibi 28 Şubat''ın ünlü aktörlerinin de katıldığı CHP''ye ne kadar hakim olabilecek Kılıçdaroğlu? CHP''nin lideri olarak ömrü ne kadar sürecek?

Erdoğan''ın, yeni anayasa ve Kürt sorununda ortak bir zemin oluşturarak adım atılabilmesi için hayati bu sorular.

Erdoğan''ın büyük zaferinin hakkıyla teslim edildiği Washington''da geçen hafta hem anayasa hem de Kürt sorunu için fazla kulağıma çarpan cümle şu oldu:

“Erdoğan isterse yapar.”

Sorun Erdoğan''ın istemesi kadar diğerlerinin de istemesi. Onlar da isterse, evet, Erdoğan o zaman çok kolay yapar.

Liderlere düşen, toplumdan aldıkları yetki ve mesajı Meclis zemininde hayata geçirmek değil mi?