Kapağı açılmamış kitaplar

00:004/12/2006, Pazartesi
G: 28/08/2019, Çarşamba
Gökhan Özcan

Evimin kütüphanesinde, okuduklarımın yanında daha kapağını bile açmadığım bir çok kitap var. Henüz kapağını açmaya fırsat bulunamamış, bir başka zamana ertelenmek zorunda kalınmış ya da bir başka zamana özellikle ertelenmiş. Biraz dişimi sıksam hepsini birkaç senede okuyabilirim.Ama dışarıdaki milyonlarca kitap ne olacak? Kitapçıların raflarını, rutubet kokulu kütüphaneleri dolduran milyonlarca kitap ne olacak? Henüz yazılmamış, yazılacak, yazılmakta olan milyonlarcası daha... Dilimize çevrilmemiş,

Evimin kütüphanesinde, okuduklarımın yanında daha kapağını bile açmadığım bir çok kitap var. Henüz kapağını açmaya fırsat bulunamamış, bir başka zamana ertelenmek zorunda kalınmış ya da bir başka zamana özellikle ertelenmiş. Biraz dişimi sıksam hepsini birkaç senede okuyabilirim.

Ama dışarıdaki milyonlarca kitap ne olacak? Kitapçıların raflarını, rutubet kokulu kütüphaneleri dolduran milyonlarca kitap ne olacak? Henüz yazılmamış, yazılacak, yazılmakta olan milyonlarcası daha... Dilimize çevrilmemiş, çevrilecek, çevrilmekte olan başka milyonlarcası daha... Onlar ne olacak? Onların büyük bir kısmını hiçbir zaman okuyamayacağım!

Bu bir felaket mi?

Beni, hayatımı, benliğimi eksik mi bırakacak?

Bir çok insan böyle düşüncelere kapılabiliyor? Ben onlardan değilim. Yeterli sayıda kitap okuduğumu, bilmem, öğrenmem, düşünmem gereken her şeyden haberdar olduğumu söyleyecek değilim. Ama zaten okuma listeleri hazırlayan, kitapları, sayfaları, hatta satırları disiplin takvimlerine bağlayan, “falanca kitabı okumadan ölürsem gözlerim açık gider” diyen tiplerden olmadım hiçbir zaman. Açıkça söylemem gerekirse, böyle olmayı son derece de acınası buluyorum. Okumak elbette çok önemli... Hayatın içinde kocaman yerler, kocaman zamanlar kaplaması gereken bir şey... İnsana başkalarından farklı görme, kendinden bile başka biri olabilme yeteneği kazandıran bir tecrübe... Elbette o bir olmazsa olmaz. Ama asla yaşamayı kaldırıp yerine koyabileceğimiz bir şey değil! Dönüp bakacak bir hayatımız olmazsa okuduğumuz onca şey ne işe yarar?

Okuduklarımızı dağarcığımızda biriktirerek mi zenginleşiriz, yoksa ruhumuza damıtarak mı? Ruh yaşar çünkü, o çıkınca bedenimizden, ölürüz.

Bilmekle anlamak arasındaki farkı gözeterek okumaya azmettiğimde geriye öyle çok da bitirilemez uzunlukta bir okuma listesi kalmadığını farkediyorum. Kitapçılarda, kütüphanelerde biriken milyonlarca kitabın milyonlarcasını gözü kapalı bir kenara itmek mümkün. Geriye yine çok kitap kalacak, doğru! Ama bir çok kitabı bir kenara itebilme becerisinin bir karara dayandığı, o karara da ancak okumak konusunda alınmış mesafelerle ulaşılabileceği kanaatindeyim. Buna lüzumsuz yayıncılık faaliyetlerini de ekleyebiliriz.

Şimdi yeni baştan başlayalım: Okunacak çok kitap var. Okunmayacak da çok kitap var. Yaşadığım zaman boyunca okunacak kitaplar arasından bir kısmını daha okuyabileceğimi umut ediyorum. Ama öldüğüm zaman bir çok okunacak kitabı okuyamadan geride bırakacağım da bir gerçek. Bunun için üzülmeli miyim? Asla! Çünkü şunu biliyorum; dünya hayatı yaşandığı kadardır. Ve her insan nasibi ölçüsünde yaşar.

Ne bir gün eksik, ne bir gün fazla...

Ne bir kitap eksik, ne bir kitap fazla...

Ne bir cümle eksik, ne bir cümle fazla...

Yani, dünyada iken kapağını açamadığımız kitaplar bizim hayatımıza ait değildir. Ve yani, asıl kapağı açılmamış kitap ölümdür.