Berceste mısralar şairi

00:0023/01/2001, Salı
G: 10/09/2019, Salı
İbrahim Kardeş

Farsça "yukarı sıçramış" anlamına gelen "ber-ceste" sözcüğü, dilimizde daha çok, bir şiirin dizeleri arasından sıyrılıp sıçramayı başaran, böylece seçkinleşen sözler için bir sıfat olmuş; "mısra-ı berceste" ya da "berceste mısra" denmeyi hak eden sözler, çoğu kez söyleyeni bile unutularak dillerde dolaşmış, neredeyse atasözleri gibi yaygınlaşmıştır.Tahir''ul-Mevlevî, Edebiyat Lügati''nde "berceste"yi şöyle tanımlar: "Zahmetsizce hatıra geliveren, fakat yüksek bir mânâyı ihtiva eden şiirlere denir."

Farsça "yukarı sıçramış" anlamına gelen "ber-ceste" sözcüğü, dilimizde daha çok, bir şiirin dizeleri arasından sıyrılıp sıçramayı başaran, böylece seçkinleşen sözler için bir sıfat olmuş; "mısra-ı berceste" ya da "berceste mısra" denmeyi hak eden sözler, çoğu kez söyleyeni bile unutularak dillerde dolaşmış, neredeyse atasözleri gibi yaygınlaşmıştır.

Tahir''ul-Mevlevî, Edebiyat Lügati''nde "berceste"yi şöyle tanımlar: "Zahmetsizce hatıra geliveren, fakat yüksek bir mânâyı ihtiva eden şiirlere denir." Muallim Nâcî''nin, gülümseyen bir fotoğrafının altına yazdığı "Mudhikât-ı dehre ben ölsem de tasvîrim güler" mısraı ile İkinci Mahmûd''un hekimbaşısı Abdülhak Molla''nın ecza dolabı üstüne yazdırdığı:

"Ne ararsan bulunur derde devâdan gayrı" mısraını örnek verdikten sonra Râgıp Paşa''nın "Eğer maksûd eserse mısra-ı berceste kâfîdir. / Aceb hayretdeyim ben sedd-i İskender husûsunda." beytini nakleder. Ona göre, "berceste" sıfatı, genellikle mısralar için kullanılmıştır ama pekâlâ "lâfız ve mânâ" için, Akif''in "Servler Mevlâ''ya yükselmiş birer berceste âh" deyişinde görüldüğü gibi "âh" için ve Ferid Kam Bey''den naklettiği "kıt''a" için dahi kullanılabilir. O bu tabirin "mısralara münhasır olmadığı" kanaatindedir.

Bir hekimbaşının hem de ecza dolabının üstüne "Ne ararsan bulunur derde devâdan gayrı" sözünü yazmasını "ironik" de bulabilirsiniz, "trajik" de. Fakat, mısraın mübdii Koca Ragıp Paşa, bu sözü çok daha geniş bir çerçevede söylemiştir. Bu berceste mısraın üstünde, bercestelik mevkiine sıçrayamadığı için unutulup gitmiş bir mısra daha vardır ki Muallim Nâci''nin Osmanlı Şairleri''nde naklettiğine göre şöyledir: "Turfe dükkân-ı hikemdür bu köhen-tâk-ı sipihr". Aynı mısra, İsmail Hakkı Uzunçarşılı''nın Osmanlı Tarihi''nde şöyle yazılmıştır: "Turfe dükkân-ı hikemdir bu kühen tâk-ı felek". (Nüsha ve okuma-yazma ayrılığından doğan böylesi farklılıkların Paşa''nın Divan''ı üzerinde yapılmış/yapılacak bir edisyon kritik ile giderilmesi beklenir.)

Osmanlı Şairleri''ni basıma hazırlayan Yrd. Doç. Dr. Cemal Kurnaz bu beyti şöyle sadeleştirmiş: "Bu eski dünya, yeni bir hikmetler dükkânıdır. Derde devâdan başka ne ararsan bulunur."

Doğrusu, "turfe / turfa" sözcüğünün "yeni"den çok, "acayip, tuhaf" anlamına geldiğini düşünüyorum.

Aynı kitapta, Ragıp Paşa''nın "Sandun ey hâce, meğer Ka''beyi sen hân-ı Halil" dizesinin "Ey hoca, yoksa sen Kâbe''yi Halil''in hanı mı sandın?" biçiminde açıklanmasını da yadırgadım. "Hâce"nin "hoca" ile sınırlandırılmış olması hoş görülse bile "hân-ı Halîl"in "Halil (İbrahim) sofrası" olduğunun unutulması, hoş görülebilir bir yanlış olmasa gerek.

Ragıp Paşa''nın belki de Kahire valiliği sırasındaki tecrübelerine dayanarak söylediği "Şecâat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söyler" berceste mısraının bulunduğu beytin ilk mısraı da üç ayrı yerde üç ayrı biçimde karşımıza çıkıyor.

Ötüken Yayınlarının hazırladığı Büyük Türk Klasikleri''nde mısra doğru okunmuş görünüyor:

"Miyân-ı güft u gûda bed-meniş îhâm eder kubhun"

"Kötü huylu adam, söz arasında çirkinliğini sezdirir" biçiminde anlayabileceğimiz bu dize, Uzunçarşılı''nın Osmanlı Tarihi''nde "Miyân-ı güftgûda bed meniş ibhâm eder kubhun" kılığına girmiş ki, şairin murad ettiğinin tam tersi bir anlama gelir. Çünkü "ibham" belirsizleştirme demektir.

Mısra, M. Naci''nin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlanan eserinde büsbütün farklılaşıp, sonraki mısraın zarfı kılığına girmiş:

"Miyân-ı güft u gûda bed-meniş îhâm eder kaçan"

24 Ramazan / 8 Nisan 1763 tarihinde vefat ettiğinde, ardında 22.971 kuruş borçla birlikte İstanbul''a bir kütüphane de bırakmış olan Koca Ragıp Paşa''nın, sadaret mektupçusu iken, görüşmelerine katıldığı bir antlaşmanın yeri/adı konusunda da bir "okuma ihtilâfı" olduğu anlaşılıyor: Uzunçarşılı''nın "Niyemirav" okuduğunu, Cemal Kurnaz Bey, "Nümeyrava" okumuş. Meydan Larousse ise, adı geçen sözcüğü "Nemirov,e" diye vermiş!

Ne diyelim?

Ragıp Paşa gibi "Bizim de hissemize sabr-ı ârifâne düşer" yahut "Dünyâ içün olmaz dil-i dânâda keder" diyebiliyorsanız, ne mutlu size!