"Tek tip askerlik" niçin imkânsız?

00:005/10/2010, Salı
G: 3/09/2019, Salı
Kürşat Bumin

Süresinin 12 ay olacağı söylenen "Tek tip askerlik" hakkındaki tartışmalar devam ediyor. Genelkurmay''ın bu konuda bir tasarıyı hazırlayıp hükümete sunduğu, tasarının hükümetçe kabul görmediği, ama son olarak Başbakan''ın konuyu incelemeye devam ettiğini açıklaması, bu çerçevede herkesin bildiği gelişmeler.Yine herkesin bildiği gibi bugünkü uygulamaya göre üç tip askerlik var. Üniversite mezunları için "kısa" (6 ay) ve yedek subaylık (12 ay), yurtdışında çalışanlar için "bedelli askerlik" (28 gün)

Süresinin 12 ay olacağı söylenen "Tek tip askerlik" hakkındaki tartışmalar devam ediyor. Genelkurmay''ın bu konuda bir tasarıyı hazırlayıp hükümete sunduğu, tasarının hükümetçe kabul görmediği, ama son olarak Başbakan''ın konuyu incelemeye devam ettiğini açıklaması, bu çerçevede herkesin bildiği gelişmeler.

Yine herkesin bildiği gibi bugünkü uygulamaya göre üç tip askerlik var. Üniversite mezunları için "kısa" (6 ay) ve yedek subaylık (12 ay), yurtdışında çalışanlar için "bedelli askerlik" (28 gün) ve ilköğretim ve lise mezunları için ise "uzun dönem" (15 ay) askerlik.

Bu tablonun ortada bir "adaletsizliğin" olduğunu gösterdiği apaçık. Bu sınıflamanın, özellikle de eldeki diplomaya göre askerlik süresinin belirlenmesinin mutlaka ortadan kaldırılması gerekiyor. Yanılıyor muyum? "Vatan hizmeti"nin eldeki "diploma" ile ilişkilendirilmesinin savunulacak bir yanı var mı? Büyük ölçüde "sınıfsal" aidiyetten ötürü yüksek öğrenim görememiş gençlerin bir de "vatan hizmeti" faslından cezalandırması anlamına gelmiyor mu bu uygulama?

"Tek tip askerlik" bu "adaletsizliği" ortadan kaldırmak amacını taşıyor sanki. Dolayısıyla, askerlik süresinin uzun tutulması (12 ay) ,"profesyonel orduya geçilmesi zorunluluğu" ve de "vicdani reddin tanınması gereken bir hak olduğu" gibi argümanları bir tarafa bırakacak olursak, "Tek tip askerlik" bu yönü, yani "eşitlikçi" yönü ile makul bir seçim olarak değerlendirilebilir.

Ancak bu seçim içinde bambaşka problemler içeriyor. Bir kere her şeyden önce, Mümtaz''er Türköne''nin (Zaman) haklı olarak ısrarla belirttiği gibi, "vatan hizmetlileri"nin sayıları yüz bini bulan bölümü "rütbeli personelin özel hizmetlerinde görevli yüz bin civarında posta elemanı"ndan, sayıları 65 bini bulan bölümü ise "orduevi ve sosyal tesislerde görevli Mehmetçik"ten oluşuyor.

Biliyorsunuz, TSK''da bir zamanlar subayların "özel hizmetine" tahsis edilmiş "emir eri" ("emireri" mi yoksa?) denilen bir sınıf daha vardı. Bu uygulamayı –hangi tarihte kaldırıldığını bilmiyorum- yaşı müsait olan herkes gibi ben de hatırlıyorum. "Emir erleri" "vatan hizmetlerini", emrine verilen subayın evinin önünde-avlusunda-bahçesinde ev halkının emirlerini yerine getirerek tamamlarlardı. Alışveriş, ev temizliği (özellikle de evin taban tahtalarının fırçalanması), çocuklara göz kulak olmak, sırasında çamaşır vs. Emirlerin layıkıyla yerine getirilmemesi durumunda "fiziki cezalandırma"ya tabi olmak da vardı tabii ki.

Birikim dergisinin bir sayısında Necmi Erdoğan''ın dikkat çekici bir yazısıyla karşılaştım. "Gündelikçi kadınlar, Emir Erleri ve Benzerlerine Dair ''Aşağı sınıflar'', ''Yüksek'' Tahayyüller" başlıklı bu yazının "emir erleri"ne ilişkin bölümünde yer alan bilgilerden bazıları şöyle: "Demokrat Parti''nin orduyla yaşadığı ilk çatışmalardan biri 1951''de emir erliğin kaldırılması girişiminde ortaya çıkmıştır. (…) Tartışmanın odağında emir erlerinin hizmetçilikte kullanılması ve emir erlerine çamaşır ve bulaşık yıkatmak, alışveriş yaptırmak, çocuk arabası dolaştırmak gibi özel işlerin yaptırılıyor olması yatmaktadır. Zamanın Genelkurmay Harekat Dairesi Başkanı olan Cevdet Sunay, bir insanın diğer bir insana hizmetçilik etmesinin ''demokrasi zaviyesinden mütalaa edildiğinde'' ''çirkin'' olabileceğini, ancak vatan aşkıyla yanıp tutuşan Türk milletinin subayın kıymetini bildiğini savunuyordu. Generale göre, ''serdengeçti bir ruhla'' gecesini gündüzüne katarak vatan savunması için çalışan bir subay için emir ersiz bir hayat tasavvur edilemezdi ve subayın ''geride bıraktığı ailesine hizmet edecek yardımcı bir insana ihtiyaç vardı.'' (…) Üstelik emir erleri ''kendi ailesinde görmediği terbiyeyi subayın evinde görüyor'' ve ''bir evlat muhabbetiyle'' besleniyordu."

Görüyorsunuz; "demokrasi" gerçekten güzel bir şey doğrusu…

Neyse, biz dönelim "Tek tip askerlik" meselesine:

Bana göre "Tek tip askerlik" sisteminin –eğer geçilirse- barındırdığı asıl problem, "kışlada disiplin" konusunda ortaya çıkacaktır. "Kışlada disiplin" denilince, sizin de aklınıza hemen "kışlada dayak" konusunun geldiğini tahmin ediyorum.

Ben bu sütunlarda bugüne kadar belki on kere (kimse ilgilenmese de!) "kışlada dayak" konusuna göz atmaya çalıştım. Bu konuda geliştirdiğim tez, "kışlada dayak"ın "münferit" bir hadise olmayıp, tam tersine "sistematik", yani askerlik sisteminin özüne ilişkin bir seçim-uygulama olduğu yönündeydi. Söz konusu yazılarda Yüksek Askeri İdare Mahkemesi''nden çıkan bazı kararları da aktararak, "kışlada dayak"ın birçok kere nasıl ölümle sonuçlandığını da duyurmaya çalıştım.

Konuyu "askerlik süreleri" ile birlikte düşünecek olursak, "kışlada dayak"ın askerlik hizmetinin yüksek öğrenim görmüş er ya da yedek subay adaylarına uygulanmadığını biliyoruz. Demek ki "kışlada dayak"ın mağdurları askerliklerini "uzun dönem" yapan vatandaşlarımıza yöneliktir.

Bu durumda şu soruyu sorabiliriz: "Tek tip askerlik" sistemine geçildiğinde askerlik yapanlar "karışık" düzende olacakları için, "kışlada dayak" yöntemi ne hal alacaktır?

Bu soruya "Böylece bundan böyle ''uzun dönem''liler de dayaktan kurtulacaklardır" şeklinde cevap verebiliyor isek bu sistemi sadece bu getirisinden dolayı kabul etmemiz gerekir. Ama sizin gibi benim de bu konuda ciddi şüphelerim var. Çünkü bana göre "kışlada dayak", bugünün şartları altında, "uzun dönem" askerlik yapanlar için vazgeçilmesi çok zor bir disiplin yöntemidir. (Aranızda "uzun dönem" askerlik yapıp da, tek bir fiske yememiş, tek bir küfür işitmemiş olan var mı?!)

Dolayısıyla, Genelkurmay her ne kadar "Tek tip askerlik" tasarısı hazırlamış olsa da, üzerinde biraz daha düşünürler ise söylediğim sebeplerden dolayı bu tasarının işlemesinin imkânsız olduğunu kendileri de anlayacaktır!