NATO'nun Kosova'ya müdahalesinin ardından şiddetlenerek artan Sırp zulmü, Kosova'yı vurmaya devam ediyor. Her gün yeni acıların yaşandığı Kosova'da çözüm hâlâ çok uzaklarda görünüyor. Toplu katiamların ve zorunlu göçlerin yaşandığı Kosova'yı tarihi açıdan incelediğimizde bize ne kadar yakın olduğunun farkına varıyoruz . Müslüman Kosovalılar'ın şanlı tarihini kaleme alan Dr.Muhammed Aruçi, yazısında bize bu yakınlığı anlatıyor.
DR. MUHAMMED ARUÇİ
Kosova, Balkan yarımadasında meşhur bir ovanın adıdır ve bu isim 19. asrın sonlarına doğru Osmanlı Devleti'nin bir vilayetine verilmiştir. Balkan yarımadasının ortasında kuzey-batıdan güney-doğuya doğru uzanan Kosova'nın yüzölçümü 10.877 km2, başkenti de Priştine'dir. Kuzeydoğu ve doğusunda Sırbistan, kuzeybatısında Sancak, batıda Karadağ ve Arnavutluk, güneyde de Makedonya ile sınırdır. 2 milyon 500 bine yakın nüfusu olan Kosova'da nüfusun %90'ı Arnavut, %6 Sırp ve %4'ü de Türk, Hırvat, Boşnak'tır.
Avrupa'da maden zenginlikleriyle meşhur olan Kosova, Tito Yugoslavyası döneminde: Yugoslavya'nın linyit kömürü ihtiyacınının %58'ini karşılıyordu. Ayrıca, kurşun ve çinko ihtiyacının %52'si, gümüş ihtiyacının %60'ını, altının ise %20'sini karşılıyordu. En meşhur maden ocakları Trepça, Tregu Vjetör (Starl Trg), Novobrdo ve Ayvali'dedir. Bütün bu veriler, doğal zenginliklere sahip olan bu bölgenin asıl sahipleri olan Arnavutlar'a Sırplar tarafından savaşsız iadesinin mümkün olmadığını kanıtlıyor. Yugoslavya'da hepimizin bildiğimiz Sırpça bir söz vardı: "Trepça radi, Bcograd se gradi" (Trepça çalışıyor, Belgrad inşa ediliyor).
Bizans ve yerli hânedanların hâkimiyeti altında kalan bu bölgeye ilk Osmanlı akınları Yaralu Doğan Bey tarafından 1388'de yapılmıştır. 1389'da ise Sırplar ve müttefiklerinin meşhur Kosova Savaşı'ndaki hezimetinin ardından Balkanlar'da Osmanlı'nın yenilmez bir güç olduğu imajı oluşmuş. 1392'de Üsküp'ün fethi ile önemli bir adım atılmış ve Fatih Sultan Mehmed zamanında Balkanlar'ın hemen hemen tümü Osmanlı hâkimiyeti altına girmişti. Ancak 19. yüzyılın ikinci yarısında Bosna'da istikrarsızlık başgöstermişti. Özellikle 1875'te çıkan isyana siyasî bir özellik kazandırılarak Avrupalı devletlerin müdahalelerine yolaçıldı.
1877-78 Rus Harbi sonunda Rumeli'deki Arnavut topraklarının Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ arasında paylaşılma senaryoları büyük devletlerin baskısı altında hayata geçirildi. Rus Harbi'ni izleyen Berlin Kongresi ve Sen Stefan Anlaşması neticesinde (1878) Kuzey Arnavutluk'taki İşkodra Gölü'nün kuzey bölgeleri tamamen Karadağ Devleti'ne teslim edildi. Berlin Kongresi'nin ardından (1878), büyük devletlerin aracılığıyla yapılan anlaşmada, Tesalya kıtası ve Epir'in Narda bölgesi Yunanistan'a teslim edildi. Ancak, Yunanlılar bununla yetinmeyerek Yanya ile birlikte bütün Epir'i almak istediler. Buna karşılık Arnavutlar tarafından kurulan çeteler Yunanlılar'la çarpışarak, söz konusu illerin Osmanlı Devleti'nin sınırları içinde kalması için çaba sarfettiler. Karadağ'a verilen yerleri kurtarmak için, 10 Haziran 1877'de Prizien'de delegeleri toplanan Arnavut Cemiyeti'nin ittifakla getirdiği "Kararname" (Statuti) ve "Talimat" (Urdhöresa) ile Arnavut topraklarının bütünlüğü ve bağımsızlığı için mücadeleye devam kararı alındı. Ancak 30 Mayıs 1913, Londra Muâhedesi ile Kosova vilâyeti de Sırbıstan'a terkedildiği tarihten itibaren Arnavutlar Sırp devleti hegemonyasında kaldı.
I. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Krallık Yugoslavyası'nda, hem Boşnak hem de Arnavut Müslümanlar'ın çabalarına rağmen, Müslümanlar'ın büyük bir kısmı çaresizlik içindeydi. Kurulan yeni devletin egemen sınıfını Sırp, Hırvat ve Slovenler oluşturyordu Bunun bir sonucu olarak da, Türkler, Arnavutlar ve Boşnaklar bölgenin yerli halkı gibi muamele görmesi yerine asırlarca bölgede hâkimiyetini sürdüren Osmanlı Devleti'nin bir kalıntısı olarak görülmüş ve onlara 'ikinci sınıf' vatandaş muamelesi yapılmıştır.
II. Dünya Savaşı esnasında (1941-1945) Hitler Almanyası, Balkanlar'daki Slav ırkı üzerine gerçekleştirilmek istediği hakimiyet stratejisini gerçekleştirmek için bölgedeki Müslümanlar'la "daha ılımlı bir ilişki" kurmak zorunda olduğunu görüyordu. Hitler ve Mussolini Arnavut halkının "Büyük Arnavutluk" ideali körükleyerek kendi saflarına almaya çalışmışlar. Bosna-Hersek'te de Alman işbirlikçisi olan Hırvatistan Bağımsız Devleti (NDH) kurulmuştur.
Bölgede yaşanan savaşın acılarını diğer milletlerle beraber yaşayan Müslümanlar, savaştan sonra kurulan komünist rejim tarafından da baskı altına alınmak istenmiştir. Krallık Yugoslavyası'nda ezilen Müslümanlar, bu yüzden daha en baştan Tito liderliğinde kurulan yeni idareyi pek ümitle karşılamadılar. Yugoslavya Komünist Partisi (KPJ)'ne uzak duran Müslümanlar'a savaş döneminde "düşmanla işbirliği" suçu yüklenip 'aydın kesimin' büyük bir kısım yargılanıp katledildi.
Kosova hakkındaki gerçekleri Sırp kaynaklı siyasi çarpıtmalardan ayırt edebilmek için, her şeyden önce, bu konuda yazı yazan kişinin objektif düşünceye sahip olması gerekmektedir. Slovenya'da, Hırvatistan'da, hemen ardından Bosna-Hersek'te ve bugün de Kosova'da acımasızca kan döken Sırplar, artık tüm Balkanlar'ı tehdit etmektedir. Bugünkü Yugoslavya Federal Cumhuriyeti'nde (SRJ) ve özellikle Sırbistan'da aşılması gereken tüm sorunların temel sebebi, Tito Yugoslavyası'nın (SFRJ) uluslararası arenadan kaybolması, Yeni Yugoslavya'nın (SRJ) temelindeki ana hedefin de Sırp milliyetçiliği ve şovenliği hegemonyasında kurulan bir devlet olmasıdır. Böyle bir devleti savunan Sırp liderlerinin Kosova'da ve diğer yörelerde yaşayan Arnavut ve diğer Sırp olmayan unsurların varlığını ve demokratik haklarını kabul etmediği sürece, Arnavut milletinin ve lider kadronun giderek radikalleşmesi de pek doğal olacaktır.
Herhangi bir diyalogdan söz edebilmek için, her şeyden önce Sırp rejiminin, demokratik teamüllere uygun olarak, Arnavut halkına referandum hakkını tanıması gerekmektedir. Aksi takdirde, Bosna-Hersek'teki "Srpska Republika" ne kadar meşru bir cumhuriyetse, Yugoslavya sınırları içerisinde "Albanska Republika"da (Arnavut Cumhuriyeti, ya da Kosova Cumhuriyeti) o kadar meşru bir devlet olur. Balkanlar'da hem Türkler'in hem de Arnavutlar'ın iftihar edeceği bu şanlı dönem sayesinde bugün Sırp milleti de bölgedeki canavar katiller sembolündeki varlığını sürdürmektedir. Rusya'nın Jirinovski'si ve Sırp iktidarının mafyası olan Jelyko Rajoyatoviç Arkan ile müttefik olan bir Sırbistan iktidarındaki Miloşeviç örneği mimarlarının insanlık tarihinde çok büyük ahlaki sorumlulukları olacaktır. Sırp milleti böylece Balkanlar tarihinde "katliam yapan ve acımasızca öldüren bir millet" tanımına mazhar! olacaktır.






