Türkiye''nin önü aydınlık

Halil Kurbetoğlu
00:0027/10/2013, Pazar
G: 26/10/2013, Cumartesi
Yeni Şafak
Türkiye''nin önü aydınlık
Türkiye''nin önü aydınlık

Kazananın değil kaybedenin önemli olduğu bu seçimler belki de Türkiye tarihinin en kritik seçimleri olmaya adaydır… Sırrı Süreyya''nın aday olmaması için baskılanması da bu düşüncenin mahsulüdür. MHP''nin İBB''de iddialı olmaması, Sırrı Süreyya''nın ''Şaka yaptım korkmayın'' diyerek geri çekilmesi birilerinin Sarıgül''e yeşil ışık yaktığının göstergesidir

Soğuk bir kış gecesi, üstü başı çırılçıplak soyulup yabancı bir köye bırakılan adamın hikâyesidir bu. Zamanın birinde şair hükümdarı eleştiren şiirler yazar. Hükümdar da şairi çağırıp iyice bir azarlar, üzerindeki elbiseleri çıkarttırıp sokağa bırakır. Şair açtır, hava soğuktur, hükümdar da merhametsizdir. Soğuktan da ölemez ya! Mecbur yakınlardaki köye (öyle çıplak da olsa) sığınmayı dener. Köye girdiğinde vakit geçtir, ileriden aç köpekler üzerine doğru hücum etmektedir. Çareyi kaçmakta görmeyen şair yerden bir taş alıp fırlatmayı dener. Fakat o da ne? Taşlar bağlıdır. Bir tane bile taş alıp atamaz köpeklere… Ve tarihi cümle dökülür ağzından:

-Bu köyde taşları bağlamış, itleri de salmışlar!

Hikâye bu ya, sözü duyan ve beğenen hükümdar tekrar şairi sarayına alır ve makûs talih böylece nihayet bulur. Şeyh Sadi Şirazî Bostan ve Gülistan adlı eserinde bu hikâyeye yer verir. Aslında bu hikâye Türkiye''nin Ak Parti iktidarından önceki halini en iyi özetleyen kıssalardan biridir. Türkiye''de de bir dönem hem de uzunca bir dönem ''taşlar bağlanmış, köpekler her tarafa salıverilmişti.'' Lobilerin, baronların, baskı gruplarının, kulüplerin, silah tüccarların istilası altında bulunan Türk halkı uzunca bir süre kuruşuna kadar soyulmuştu. Onlara taş atmak isteyen iyi niyetli bu toprakların masum çocukları, çok ilginç bir şekilde taşların, hukuki ve gayr-i hukuki yollarla nasıl bağlandığına şahit oldular.

FAİL-İ MEÇHULLER BİTTİ

Yazının başlığı aslında bundan tam 18 yıl önce, 23 Ocak 1995 yılında elinizde tuttuğunuz gazetenin manşeti olarak atılmıştı. Aynı gazete Türkiye''ye yapılan derin operasyonlar sürecinde defalarca sorgulandı, önü kesilmek istendi. Neden? Çünkü taşları bağlamak bu köyde adettendi. Faili meçhullerin bir siyasi gelenek hâline geldiği yıllardı 90''lar. 1999 yılında büyük bir deprem olmuştu. Çocuk aklımda kıyamet mi kopuyor acaba demiştim babaanneme. Babannem, kıyamet kopmadığını ama kıyamet kadar büyük bir sefalet yaşandığını, cesetlerin nasıl molozların altında kokuştuğunu anlatıyordu. Ona göre devlet büyükleri aciz kalmıştı. Dertleri millete hizmet değildi kanaatince. O günkü aklımla babaanneme dedi ki: ''Sen üzülme babaanne. Ben okuyucam, büyük adam olup başbakan olucam, işim gücüm sabah akşam millete hizmet olucak!'' babaannemin cevabı ise dönemi özetler mahiyetteydi:

-Aman evladım aman. Boş ver vururlar seni!

''Boş ver vururlar seni'' siyaset arenasının kirli çarklarının, siyaset-mafya-medya ilişkilerinin halkta bulduğu karşılığın adı olarak hep aklımda kalmıştır. Merak ettiğim, milletine hizmet etmek isteyen kişinin niçin vurulduğuydu? Bunu Başbakan Erdoğan ile yaşayarak öğrendik. Başbakan''a yönelik medyaya yansıyan yüze yakın suikastı nasıl Allah''ın yardımlarıyla atlattığını okuduk. Yakınlarından dinledik. Koruma ekibinin (bir dönem babam da içlerindeydi) nasıl zorlu mücadeleler verdiğine bizatihi şahit olduk.

Türkiye''de artık köpekleri bağlayıp taşları serbest bırakma dönemi başlamıştır. Gezi Parkı süreci de esasen bu değişimin önüne engel konulmak suretiyle sahneye sürülmüş bir oyundu. Türkiye tam kırk gün kaybetti. Kırk gün boyunca dünyada neler olduğuna bakmaksızın iç meselemize odaklandık. Oysa o günlerde hangi dünya ülkelerinde, Ortadoğu''da karanlık odakların ne tür operasyon yaptıkları dikkatimizi çekmedi. O güne kadar ücretli yayın yapan W. Street Journal gibi gazeteler birden bire ücretsiz hale geliverdiler. Sebebi çarpıtarak verdikleri yalan haberleri tüm dünyaya ulaştırabilmekti.

OY TİPOLOJİSİ!

Şimdi AK Parti''nin eliyle bu millet ikinci İstiklal Harbi sürecini yaşamakta, kanıyla aldığı bağımsızlığını, birilerine rağmen muhkemleştirmeye çalışmaktadır. Yaklaşan yerel seçimler öncesinde Alev Alatlı''nın ''beni nasıl görmek istiyorsanız ben oyum tipolojisi'' diye tanımladığı Mustafa Sarıgül''ün İBB Başkan adaylığını da malum medya organlarının, uluslararası güç odaklarının desteklediği ortadadır. Amaç Sarıgül kazansın değildir. Bütün bu çevreler tek bir gaye için birleşmişler. ''AK Parti kaybetsin!''

Kazananın değil kaybedenin önemli olduğu bu seçimler belki de Türkiye tarihinin en kritik seçimleri olmaya adaydır… Sırrı Süreyya''nın aday olmaması için baskılanması da bu düşüncenin mahsulüdür. MHP''nin İBB''de iddialı olmaması, Sırrı Süreyya''nın ''şaka yaptım korkmayın'' diyerek geri çekilmesi birilerinin Sarıgül''e yeşil ışık yaktığının göstergesidir.

Bu olumsuzluklara rağmen, Türk milletinin içinde belki de ilahi olarak var olan ''en kritik zamanlarda doğrunun yanında yer alma refleksi'' inancımızı güçlendiriyor. Çünkü biz biliyoruz ki; ''Benim ümmetim yanlışta ittifak etmez'' fehvası asırlar boyu sürecek bir müjdeydi. Ve hala devam etmektedir.