KURTARMA ekipleri önce kızın çeyiz sandığına ulaştı. Görevlilerin elleri arasında yazmalar ve boncuklar yıkıntılara savruldu. Anne savrulan çeyize koştu, ardından "Allahım ne olur, yaşıyor olsun" duaları duyuldu.
Adapazarı- Tüm yurdu yasa boğan depremin belki de en kahredici yönünü yıkık duvarlarla çaresizce dalaşan insan manzaları oluşturdu. Bir gece ansızın evleri başlarına yıkılan insanlar ve o yıkıntılar altında kalan canlı ya da cansız olduğundan emin olunmayan bedenler... Anneler, babalar, çocuklar, eşler... Hep birileri birilerini aradı. Zaten varolan da bu değil miydi? Kaybetmek ve aramak. Depremin ilk günü Adapazarı'nda da bu yaşandı. Bazen anne çocuğu için, bazen çocuk anneyi, bazen de baba çarezsizce her ikisini aradı. Saatlerce göçüğün etrafında tur atıp, bir nefes duymaya çalıştı. Ölümü pahasına yıkık betonların içine girip çıktı. Tırnaklarıyla kazımaya çalıştı, olmadı, çaresizce betonlara kafa vurdu.
Önce genç kızın çeyiz sandığına ulaşıldı. Binbir güçlükle çalışan askerlerin elleri arasında binbir renkte yazmalar ve boncuklar yıkıntılara savruldu. Saatlerce süren yalvarmalarla yıkıntıya getirilebilen buldozer hiç acımadan yazmaları ezdi geçti. Sonra anneler savrulan çeyizlere koştu, rengarenk yazmaları bağrına bastı. "Allahım ne olur, yaşıyor olsun" dedi kızı için. Ama bir türlü ulaşılamadı. Albümler, kitaplar, duvarlara asılan ayetler ve Kur'anlar...Kur'anlar içlerinden seçilip depremden arda kalanların en üstüne dikkatle konuldu.
Adapazarı'nda ilk gün tam 3 bin metre kefen dağtıldı. Müftülük binası önüne kurulan masadan depremzedeler gelip ücretsiz kefen aldı. Ölmüş yakınlarının bedenleri ve yaşayan ölü bedenleri için. Depremden sonra ortasından yarılmış yolları aşarak, kente ulaşabilenler can havliyle kendilerini akrabalarının evlerinin bulunduğu bölgeye attılar. Kimi, yıkılmamış evle karşılaşıp şükürler olsun dedi, kimi ise yerle bir olmuş bina ve binanın yanında çaresizce bekleyen akrabalarını gördü. Çığlıklar yeri göğü inletti. Sonra da kimin hastanede, kimin morgda, kimin de hâlâ yıkıntının içinde olduğu anlatıldı. İnsanlar oracıkta birbirlerine sarıldı. Çünkü herşey onlara bırakılmıştı. Yıkıntıdan akrabasını çıkarmak, yaralıyı stadyumda kurulan seyyar hastaneye yetiştirmek, ölüyü de morga kaldırmak hep onların işiydi. Kimse kimseye yardım edemiyordu çünkü neredeyse herkesin yardıma ihtiyacı vardı. Deprem sonrası kent merkezlerinde sıkça görülen parklara yığılmış insan manzaraları Adapazarı'nda yok denecek kadar azdı. Çünkü Adapazarlı kendi yıkıntısının başındaydı. Teselli mi? Onu da kendi kendiyle oynamaya çalıştı. Tozlanmış kızarmış gözler kısıldı. Hıçkırıklar boğazlarda düğümlendi. Derinden bir isyan patlar gibi oldu. Ama sessizce Allah'a dua edildi.
Adapazarı'nda en çok da yıkılan minareler göze çarptı. Hemen hemen tüm camilerin minareleri yıkılmıştı. Buna rağmen insanlar ibadetlerine devam etti. Yıkılan minarelerin altından çeşmelere ulaşılıp abdestler alındı. Sonrada tevekkül içinde Allah'tan yardım ve sabır dilendi.






