Azla yetinen bir kadınım o yüzden mutluyum

Kübra&Büşra
00:0028/08/2011, Pazar
G: 27/08/2011, Cumartesi
Yeni Şafak
Azla yetinen bir kadınım o yüzden mutluyum
Azla yetinen bir kadınım o yüzden mutluyum

“Çocuğumun iyi okullarda okuması, kendini iyi ifade edebilmesi, kendi arkadaşları ile olan ilişkilerinde mutlu olması, aile içi huzurum ve hiç kimsenin başına korkunç şeylerin gelmemesini ummak... Bunlarla mutlu olurum. Bir yat alıp Karayipler'e gitmek gibi bir mutluluk beklentim yoktur”.

Bennu Yıldırımlar'ın işi oynamak... Bu zaman kadar sinema ve tiyatro da bir çok farklı kadına hayat verdi. En son Yaprak Dökümü dizisinin 'bilge' ev hanımı olarak karşımıza çıkmıştı. Toplumda yaşayan bir kadın figürüydü Fikret. Şimdi ise Amerika'da yayınlanan Desperate Housewives (Umutsuz Ev Kadınları) dizisinin Türk versiyonunda, titiz mükemmeliyetçi, iki çocuklu bir doktor eşini canlandırmaya hazırlanıyor. Bennu Yıldırımlar, evli ve çocuk sahibi bir kadın olarak kendi penceresinden ev hanımlığını, kadınlığı ve umutsuzluğun sebeplerini anlatıyor.

Çalışan bir anne ve babanın çocuğusunuz. Aile de nasıl bir hiyerarşik düzen vardı?

İkisi de çalıştığı için ikisinin de söz hakkının olduğu bir evde büyüdüm. Görevler paylaşılıyordu. Sonuçta geldiğiniz toplumun kuralları sizin aile yapınızı şekillendiriyor. Erkek evimizin reisiydi. Ama her ne kadar erkeklerin sözü geçiyor gibi görünse de, ben aile içinde kadınların sözünün geçtiğini düşünüyorum. Evin her şeyi ile yakından ilgilenen bir insan olarak, kararları vermedeki çabası açısından kadın daha ön planda. Ama erkeğinde vazgeçilmez kuralları vardır.

Aile de anneniz mi baskındı?

Evet, bizim evde kadın daha baskındı.

Kadınlar çalıştığı zaman pek adil bir görev dağılımı olmuyor aslında...

O yüzden "kadınlar çalışmasınlar ve evde otursunlar" diye de tavsiye ediliyor. Ben buna karşıyım. Kadın hayatta hep daha fazla çalışan bir varlık olmaya devam ediyor. Organizasyonu en azından yapmak zorunda. Çok nadir olarak görevi yarı yarıya paylaşan erkek olabiliyor.

Belki kadın da kendi görevlerini bırakmak istemiyordur...

Kadının başka vicdani sorumlulukları var. Çocukla değişen bir yaşamı var. Çocuğa yeterli olabilme duygusunun annelik güdüsüyle ortak gitmesi aslında hiçbir şeye yeterli olamama psikolojisini de beraberinde getiriyor. Böyle olunca da daha çok veren taraf kadın oluyor.

Annenizin sosyal konumu sizin 'kadın' bakışınızı etkilemişmidir? Mesela, anne sizin için çalışan bir figür müdür?

Hem annenin çalıştığı hem de evdeki düzenin devam ettiği bir aileden geldiğim için, bu bana rahatsızlık vermedi. Bir kadının çalışması bana her zaman normal geldi. Çünkü kadını dört duvarın arasında sadece ev sorumluluklarıyla bıraktığınızda gelişmiyor. Boş zaman bulduğunda televizyon karşısında beynini boşaltmaya çalışan bir kadın haline geliyor.

Ev hanımlığı toplumda çok olumsanan bir şey değildir....

Yapabilen için ev hanımlığı gerçekten zordur. Ev hanımlığını küçümsememek gerekir. Ama hem ev hanımlığını hem de dışarıdaki işini yapabilecek pozisyondaysan, şanslı bir kadın oluyorsun. Sadece evin içinde olmak hayatı daha çok rutinleştiriyor.

Sizin öyle bir döneminiz oldu mu?

Çocukla birlikte bütün bu dengeler değiştiği için ve devamlı dışarıya çıkıp gelen bir insan olduğum için, bu işin geri dönülmez olduğunu gördüm. Bir seneye yakın kızımıza eşim ile birlikte baktık. Lohusalık dönemimde bir yere gidip işimi halledemedim ve çok bunaldım.

Nasıl atlattınız?

Sonunda bir umudunuz var ki çalışan bir insansınız ve belli bir süre sonra çalışmaya geri döneceğinizi biliyorsunuz.

Kendinizi eve mi daha ait hissedersiniz yoksa sokağa mı?

Ben tek çocuk olduğum için evde yalnız olmayı seven biriyim. Yalnız olduğumda işlerimi daha çabuk halledebiliyorum. Daha fazla insan olduğunda onlarla ilgilenmek durumda kalıyorum.

Ev, sizin yalnızlık alanınız mı?

Ev, benim açımdan korunaklı bir bölge. Yazın şu dönemleri evde kimse olmuyor. Herkes Büyük Ada'da benim işim var ve buradayım. O zaman ev bana ait oluyor. Ada olsa onun istekleri daha öncelik olur. Benim yapmak istediklerim daha uykuya yakın bölgelere kalıyor. O yüzden arada bir tek başıma kalmak iyi geliyor.

Tek olmanın pozitif tarafları var mı?

Tek çocuk olarak büyüdüğüm için kendi işlerimi kendim yapmakta daha becerikliyimdir. O yüzden tek olarak her şeyimi hallederim. Tek başıma sinemaya, tiyatroya giderim. Birilerini beklemek zaman kaybı gibi geliyor.

Elbebek gülbebek mi büyüdünüz?

Yok. Evdeki işleri de yapan bir çocuktum. Bizim toplumumuzda erkek çocuk biraz daha poh pohlanıyor. Ben bilakis kız çocuklarını daha değerli görüyorum.

Kızınız size benziyor mu?

O benden çok farklı biri. Çok iyi anlaşıyoruz. Ergen ve sorunları olabiliyor. Bizim yaşadığımız dönem ile onun yaşadığı dönem çok farklı.

Kızınıza haklarını bilmesini mi öğütlersiniz, yoksa nasıl yaşaması gerektiğini mi söylersiniz?

Haklarını bilmesini isterim tabiî ki.

Anne misiniz arkadaş mı?

Ben anne olmayı tercih ediyorum. Çocuğun annesine ismiyle seslenmesinden hoşlanan biri değilim. Anne demesini seviyorum, arada bir fark olması lazım. Çok fazla arkadaş olma taraflısı değilim. Ama her türlü sorununu bana anlatabilecek yapıda yetiştirdiğimi düşünüyorum. Bu önemli çünkü ne olursa olsun, insanın en yakını yine annesi ve babasıdır. Arkadaşları konusunda da hiç kısıtlayıcı değilim ama ben kendi fikrimi de söylerim. Kendini korumayı öğretiyorum. Çünkü çok çeşitli insan var. Bir de çocuğunuzun çevresini izole edemezsiniz.

Aile düzeninizi nasıl kuruyorsunuz?

Hafta içi okulla birlikte çok erken kalkıyoruz. Tabi anne olarak önce ben kalkıyorum. Bizim gecemiz gündüzümüz birbirine karıştığı için birkaç iş yürüttüğümüzden gerçekten her şeyin organize olması gerekiyor. Hayatımı mesajlar ve direktiflerle geçiriyorum.

Daha çok yönetensiniz o zaman…

Evet, yöneticiyim. İnsanların duygusal problemlerine kadar yönetirim. Etrafımda bozuk insan değil, gülen insanlar olsun istiyorum.

Soğukkanlı mısınız?

Evet, genelde soğukkanlıyımdır. Olaylar karşısında ciyak ciyak bağıran bir kadın olmadım hiçbir zaman. Bu düzeni kurduktan sonra yapılması ve alınması gerekenler neyin düzenli çalışılması gerektiğine kadar da biraz fazlaca benim elimde. Bu arada bu zamansızlık arasında sabah kahvaltılarını beraber yapabiliyorsak, ne ala. Özellikle hafta sonları gidebileceğimiz dışarıda öyle bir yaşamımız yok. Genelde evde hep birlikte yemek yemek bizim için çok özel bir duygu.

Genelde evde mi çalışıyorsunuz?

Gece kızım uyuduktan sonra bir şeyler yapabiliyorum yoksa hep onunla ilgiliyim. Tiyatroyu zaten provalarda çalışıyorum. Dizide sesli çekim yapacağız. O yüzden ezberleyip gitmek gerekiyor. Çok uzun tiradların varsa evde tek başına çalışman gerekebilir. Ama normalde eve iş getirmiyorum.


Yok sayılmaya karşı kadınların eğitilmesi gerekiyor

Evlilikte toplum aile huzurunu erkek üzerinden değil kadın üzerinden yorumlar. Huzur kadının vazifesidir. Bu ağır bir yük değil mi?

Bu geleneksel algı ile ilgili. Bunu kadınların kırması gerekiyor. Çünkü toplumun yüzde ellisini oluşturan kadın nüfusunun birçoğu böyle düşünüyor ve böyle düşünülmesi için yetiştiriliyor. Kadına olan güvenin yerine getirilmesi yavaş yavaş olacak.

Kadının toplum içinde farklı görevleri var. Ev hanımı, çalışan kadın, anne olmak gibi… Ama bütün bunların ötesinde "kadın" olma vasfında sorun yok mu?

Bizdeki kadın yapısı kadın sosyo ekonomik durumu zayıf. Hayat güvenceleri yok. Son on yıldır sokak ortasında öldürülen kadınları görüyoruz. Ailelerin boşanmış gelen kızlarına karşı tutumu, töre ile toplumsal baskıya dönüşüp kadını hep haksız tarafta görmeye neden oluyor. Bir insan gözüyle bakıp "onunda dayanmadığı noktalar olabilir" şeklinde düşünülmüyor. Okuldan atılmış bir öğrenci muamelesi görüyorsunuz. Hiçbir okula kabul edilmiyorsun.

Bunu yıkmak için…

Kızların eğitimine ihtiyaç var. Kadınları saymayan ve onlara nüfus kağıdı çıkarttırmayan ve onları mal gibi gören zihniyetten uzaklaşabilmek için başka birşey yapmak gerekiyor. Bunu yapanlarda var. Bir çok vakıf kuruluyor ve burada öğrenciler eğitiliyor. Cinsiyet ayrımcılığı gibi gözükse de kızların okutulması gerekiyor. Çocuk yaşlarında evlilikler var. Çocuk yaşta evlendir, sonra çocuk sahibi oldur, bu yaşanılası bir hayat değil. 22-23 yaşlarına gelindiğinde ise çocukla bir başına kalıyor ve ailede bunu kabul etmiyor. Kendinizi onun yerine koyun, hiç bir yerden çıkış noktanız yok. Hadi bir şekilde kaçtınız biri peşinizden geliyor ve mutlaka yaşamınızı sonlandırıyor. O zaman sizin insan olarak konumunuz ne? Bizler yine şanslı insanlarız. Onun için neler yapmalıyız onu düşünmemiz gerekiyor.


İhtiyaçtan fazlasını talep etmek mutsuzluk yapıyor
Amerika'da yayınlanan Desperate Housewives dizisinin Türk versiyonunda rol alacaksınız. Dizide beş ev hanımının birbirinden farklı hayatları konu ediliyor. Türkiye'deki Ev hanımlarının sorunları ortak mı?

Dizi hemen hemen her kadında görülebilen kadınların sorunlarına eğiliyor. Oynacağım karakterden de insanlar kendilerini bulacaklar. Fazla titiz, her şeyi mükemmel yapmaya çalışan, bir oğlu bir kızı olan doktar ile evli bir ev hanımı. Her şeyi mükemmel yapma isteğinin altında başka sebepler var. İnsanlar bir şeylerden etkilendikleri için karakterlerinin üzerine farklı özellikler ekliyorlar. Bir yarayı kaşıdığın zaman altında başka şey çıkıyor ve onu neden yaptığını anlıyorsun.

Neden mesela?

İşe yarama duygusu... “Sizin için neler yapıyorum, saçımı süpürge ediyorum” demek.

Yani mükemmel kadın olmak...

Çok iyi yemek yapan, iyi nakış işleyen, hayatı bunun üzerine kurulu insanlar var. Ben hiç böyle bir kadın olmayı tercih etmedim.

Mükemmeliyetçi tarafınız ne zaman ortaya çıkar? Annelikte mi yoksa iş ya da eş de mi?

Hiçbiri. Çünkü insanın mükemmel olduğuna inanmıyorum. Elinden geldiği kadar iyi olması gerektiğine inanıyorum. Mükemmeliyetçilik bana mantıksız geliyor. Kendini hırpalamak bana anlamlı gelmiyor. Düzenli biriyim. Beni tek başıma bırakırsanız bilmediğim bir evi de kendi kendime düzenlemekten hoşlanırım. İçinde insan olmadığında kendime göre düzenlemeyi seviyorum. Toplayıcılık duygum vardır. Organizasyon, fazlalıkları atma, ayrıştırma gibi özelliklerim vardır.

Medya mükemmel kadın figürleri oluşturuyor…

Kadınlar erkeklerden daha çok kadınlardan etkileniyor. Medya bunu fazlasıyla körüklüyor. İnsanların kendi bedenin ve giyimlerinin temiz olması önemli. Ama gereksiz yere fazla süs ve alışveriş insanları mutsuz ediyor. Bu insanda doyumsuzluk yaratıyor. Aslında insan bir kaç parça eşya ile de yaşayabiliyor. Bir yere gittiğinizde bir sürü eşya götürürsünüz ama onun çoğunu kullanmadan geri dönersiniz. Aslında ne kadar gereksiz şey var hayatımızda.

Para-mutluluk ikilisini gerçekçi buluyor musunuz?

Bu erkek algısının dayatması gibi geliyor bana. Bir insanın yaşadığı yerden bir iş yapmak üzere evden çıkıp evinde aldığı parayla mutluluk standartlarında yaşayabiliyorsa mutludur. Lüksten bahsetmiyorum. Çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa, sağlık sorunu yoksa insan mutlu olabilir. Ama devamlı bu sorunların yaşandığı, neyi nereye yetişeceğine dair kaygılar varsa o zaman mutsuzluklar baş gösteriyor. İnsanlar mutsuz olduklarında beyin negatif salgılar üretiyor, umutsuzluk organları etkiliyor, hastalıklar ortaya çıkıyor. Mutlulukta insandan insana değişiyor. Dağın tepesinde yaşıyıp, iki keçisi, ekebileceği bir alanı varsa, oksijen de bol... Bu insanlar yüz yaşına kadar yaşayabiliyorlar. Çünkü stres altında değil. Stres insanın yaşamından götürüyor.

Sizin mutluluğunuz...

Çocuğumun iyi okullarda okuması, kendini iyi ifade edebilmesi, kendi arkadaşları ile olan ilişkilerinde mutlu olması, aile içi huzurum ve hiç kimsenin başına korkunç şeylerin gelmemesini ummak. Bunlarla mutlu olurum. Bir yat alıp Karayipler'e gitmek gibi bir mutluluk beklentim yoktur. Çevremdeki insanların da mutsuz olmalarını istemem. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.

Çevrenize iyilik telkinlerinde bulunur musunuz?

Çevremde farklı beklentileri olan insanlar yok. İnsanların toplanıp bir yerde yemek yemesi mutluluk vesilesi bizim için. Çevremde mantığın dışına çıkan birini görürsem onu uyarırım ama biri iki defa fazla değil. Çünkü kimsenin anne babası değilsiniz, zorlayamazsınız.

Kendinize zaman ayırabiliyor musunuz?

Hem çalıştığın hem de evle de ilgilendiğim için zamanla ilgili bir problemim oluyor. Fakat olan zamanımı kendi lehime kullanmaya çalışıyorum. Eğer bu olmazsa devamlı verici bir konumda oluyorsunuz ve o zaman kendinize zaman kalmıyor. Ama ben ev hanımlarının da kendilerine zaman ayırdıklarını düşünmüyorum. Hemen hemen her gün aynı şeyi yapıyorsunuz. Tükenen ve sonra tekrar yerine koyman gereken bir şey oluyor.