Fatih Terim'in liderlik özelliği var, bu dünyada çok az çıkar. Futbolcunun aradığı da bir antrenörden ziyade liderdir. Öyle biri olmazsa karşısında futbolcu yeterli performans gösteremez. Fatih Hoca'nın da başarısındaki sır, lider olması.
Futbol oldukça zor bir meslek. “Bir topa vuruyorlar ve çok para kazanıyorlar” deniyor ama öyle değil. Ben gençlerle altyapıda çalıştığım için yakından biliyorum. Çok büyük fedakarlıklar gerekiyor. Yüzlerce insan arasından bir iki tanesi iyi oluyor olmayanların da psikolojileri bozuluyor.
Bir bahçıvanı düşünün sadece kendi başına çimleri biçiyor ve 50 kişi bir anda onu eleştirmeye başlıyor, 'ne biçim suluyorsun, biçiyorsun' denildiğinde üzerine bir de küfür edildiğinde o insanın psikojisi darmadağın olur. Futboldaki durum da bu ve çok zor. Çünkü futbol oynuyorsanız en iyisini yapmak durumundasınız.
Futbol dünyasında şu var; bir maçta dünyanın en kötü futbolu oynanmış ama skor iyiyse takım tutanlar için her şey normal. Çok iyi oynamanıza rağmen kaybederseniz çok kötüsünüz demek oluyor. Böyle eleştiren bir gurup var.
Bu eleştirileri kaldırmak kolay değil.
Kırılıyorlar. Futbolcuların en çok üzüldüğü ise iyi şeyler yaptıklarında alkışlanırken küçük bir hatada çok fazla eleştirilmeleri. Galatasaray'da UEFA kupasını alan kadro ne kadar büyük bir mutluluk yaşattı Türkiye'ye ama sonra o kadrodaki bazı oyuncular çok eleştiri aldılar.
Hakan Şükür yıllardır futbol oynuyor. Biri gece kulübüne gitmeyi seviyor başka biri de inancını yaşıyor. Bunlar yansıyabilir ve tartışılmaması gerekir. Hakan Şükür önemli bir futbolcu ama bu tür konularla anılıyor bu üzücü. İnsanlar bazı şeylerden çok ürküyorlar ama hiç gerek yok.
Tabi oluyor. Belli yaştan itibaren mesleki bir sorumluluk taşıyorlar. Diğerleri sadece okula giderken onlar daha önce sorumluluk alıyor. Ya çok iyi yerlere gelecek bu insanlar ya da hayal kırıklığına uğrayacaklar. Bunun zorluğunu yaşıyorlar.
Ben gençlerle daha çok çalışıyorum ve gördüğüm şu; onlar ya iyi futbolcu olacaklar ya da kötü, ikisinin ortası yok.
Futbolcuları sadece motive etmek yeterli değil. Aslında yapılması gereken futbolcunun sürekli yanında olmak. Maçlardan önce iki kelimeyle sadece motive ederseniz bu mucize olur. Galatasaray'a başladıktan bir yıl sonra netice aldım. Öncelikle güven ilişkisi kuruyorsunuz. Başlarda önyargıları oluyor, sonra açılmaya başlıyor ve siz her sorunuyla ilgilenmek zorundasınız.
Tabi ki bunu ayıramazsınız zaten. Önemli olan futbolcunun her derdinde yanında olabilmek. Tabi ki profesyonel bir gözle ona yardım etmelisiniz.
İlk başladığım zamanlarda kadın olmamın dezavantajını yaşadım. Kulüpte çok hanım da yoktu. Hem bir psikolog hem de hanımla çalışmamışlardı ve önyargı oldu, 'futboldan anlar mı' gibi. Bir ay kadar kimse gelmedi.
Sonra içlerinden bir cesur çıktı ve yolu açtı. Onun öncülüğü sayesinde hepsi gelmeye başladı ve odam hiç boşalmadı. Belli bir dönem kulüpten uzaklaşmak zorunda kaldığımda telefonum hiç susmadı. En küçük dertlerinde bile arıyorlardı. Sonra böyle her şeylerini anlatmaya başladılar. Çok güzel bir ilişki kurduk.
Özellikle aileleriyle ilgili çok sorun yaşıyorlar. Takım içi sorunlar zaman zaman oluyor.
Şöyle; maçın sonrasında herkes soyunma odasındayken siz kapıda kalıyorsunuz. Mecburum soyunma odasının kapısında durmak zorundayım. İçeride birşeyler konuşuluyor ama siz duyamıyorsunuz. Ama bayan takımında öyle olmadı. Soyunma odalarına girip konuşabiliyordum. O beni çok mutlu etti.
Evet çok nazikler. Futbolda küfür vardır ama benim yanımda hiç öyle davranmadılar. Bayanlar daha çok futbola yakın olsa kulüplerin de ortamı değişir. .
Çok doğru. Farklı bir meslekten bu beklenmiyor ama futbolculardan sadece futbol oynanması bekleniyor. Mesela; sadece evden antrenmana geliyorum diyen oyuncular da var. Bu önermediğim bir şey çünkü bunu yaptıklarında çok yoruluyorlar ve bu defa istedikleri sonuç çıkmıyor. Futbolcuların belli alanlara yönelmeleri gerekiyor. Sosyal hayatlarını iyi bir şekilde yaşamaları gerekiyor.
Bazı oyuncular maç öncesi evlerine kapanmayı, bazıları da dışarıda gezmeyi veya alışveriş yapmayı tercih ediyor rahatlamak için. Bu kısıtlanmaması gereken bir konu. Ama belli kurallar ve zamanlar var, çok önemli bir maçın gecesi kendinizi çok yormamanız gerekiyor.
Yıldız futbolcuların ekipleri ve iletişim danışmanları var. İletişim danışmanları olmadan tek bir kelime bile edemiyorlar. Söyleyeceğiniz küçük bir şey büyük tartışmalara sebep olabiliyor. Onlara bu konularda yardımcı olan psikologları var. Daha kontrollü yaklaşıyorlar. Sadece futbolcuların değil yöneticilerin buna daha çok ihtiyacı var.
Çünkü onlar toplumu infiale sürükleyebiliyor söyledikleriyle. Böyle profesyonel bir yardım alırlarsa işleri daha kolay olur.
Onlar bir gün mutlaka ünlü olma bekletisi içindedirler. Dolasıyla bu onlara sürpriz olmaz. Böyle bir beklentileri hep olduğundan hazırlıyorlardır kendilerini buna. En fazla çok mutlu olabilirler mutluluktan sarhoşluk yaşayabilirler.
En büyük tehlike gruplaşmanın oluşmasıdır ve bu sıkça yaşanır. Gruplaşmaları aşmak için terapi çok önemli. Çünkü o sorun saha içindeki takım ruhunu bozar. Futbolda en önemli başarı takım ruhudur. Çok zor ortaya konur ama olduğu zaman mutlaka başarı getirir. Geçmişte Galatasaray'ın UEFA Kupası'ndaki başarısı takım ruhuyla gerçekleşti. Oradaki takım ruhu literatüre geçebilecek kadar iyiydi.
Evet takım ruhunu sağlamak. Takım içindeki anlaşmazlıkları sıfırlamak. Oyuncu ve antrenör arasındaki iletişimsizlikte sizin araya girmeniz gerekebiliyor.
Oluyor tabi bu yaşı otuz da olsa yaşanabilecek birşey.
Evet. Zaten toplum olarak da duygusal bir yapımız var.
Çok fazla örnek alıyorlar. Futbolcular öyle görünmez ama hep gözleri kulübededir. Maç çok kritik gidiyor ve antrenörün tavrı bitmişse bu oyuncuların performansına çok yansıyor. Kötü bir skor olsa da teknik direktör mücadeleci duruyorsa onlar da hemen o ruh haline giriyorlar. Bir ayna gibidir.
Dostları var görüşüp konuştuğu ama terapi adı altında yoktu. Bilime ve psikolojiye çok önem veriyor. Kulüpteki bir çocuk için iki saat boyunca toplantı yaptığımız olmuştur. Hiç bir A Takım Teknik Direktörü böyle bir şey yapmaz.
İletişim konusunda dünyadaki en iyiler sıralamasına girer. En iyi olmasının sırrı da çok iyi iletişim kurabilmesi. Liderlik özelliği var, bu dünyada çok az çıkar. Futbolcunun aradığı da bir antrenörden ziyade liderdir. Öyle biri olmazsa karşısındaki futbolcu yeterli performans gösteremez. Fatih Hoca'nın başarısındaki sır lider olması.
Fatih Bey onu söylerken ne düşündü bilemiyorum. Tabi oyuncularınızı kaybetmemek çok önemli. Onun için de ince bir ayar lazım.
O kolay eleştiri yapanlar, soyunma kabininden kulübeye kadar yürüyemezler o baskı altında. Eleştiri yapmak kolay ama bu eleştiriler de olumsuz etkiliyor. Şu aşamada eleştiri yapmaya hiç gerek yok. Orada bir turnuvanın başındasınız ve siz ne söylerseniz söyleyin bir şey ifade etmeyecek. Çünkü düzen aylar öncesi yapılmış. Şu aşamada destek çok önemli.
Erkek dünyasına girerken zor dönemler yaşadım elbette. Altyapıda çok fazla çocuk var. Bunların hepsi futbolcu olamıyor tabi ki. Ben bunu biliyorum ve çok üzülüyorum. Çünkü maddi durumları iyi olmayan insanlar da oluyor ve onların ne koşulda geldiğini biliyorum. Bunun üzüntüsünü çok yaşıyorum.
Bunları en baştan yavaş yavaş anlatmak gerekiyor. Çünkü onlar kendilerini futbolda iyi görüyorlar. Olmadığında da çok büyük hayal kırıklığı yaşıyorlar. Futbol sevildiği için yapılabilir ama para kazanmak için yapılması istendiğinde, bu olmadığında yıkımdır. Ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Futbolu sevsinler ama böyle bir ihtimal de var diyorum.
İki konu vardır. Biri sakatlık psikolojisi ikincisi yedek olma psikolojisi. Çünkü sakatlık nüksettiğinde sizin de yapabileceğiniz bir şey yok. Söyledikleriniz yeterince ikna edici olmamaya başlıyor. Sabaretmek çok zor. Yedeklik psikolojisinde de bir yalnızlık dönemi oluyor. Burada terapist devreye giriyor. O yüzden kulüplerin en azından bu sorun için bir psikolog barındırmaları gerekiyor.
Bende bir hasta uzun yıllar kalıyor değişmiyor. Normal bir terapideki gibi kısa sürmüyor. Bu da bağlılığı çoğaltıyor. Sevinçlerini üzüntülerini paylaştığım için bir yerden sonra üzülüyorsunuz. Ve bunu yansıtmamam gerektiğini bildiğimden de içime atıyorum.






