Kapalıçarşı'daki küçücük dükkanında gramofonu unutturmamayı dava edinmiş biri var. Mehmet Öztekin, nam-ı diğer Gramofoncu Baba. 56 gramofonu ve iki bine yakın taş plağıyla sizi zamanın ötesine yolculuğa çıkarıyor
Kapalıçarşı'da dolaşırken kulağıma gelen eski bir şarkı beni bulunduğum yerden alıp, gramofon ustası Mehmet Öztekin nam-ı diğer Gramofon Baba'ya götürdü. 1940'lı yıllardan bu yana gramofon üreten ve tamir eden gramofon ustası Mehmet Öztekin' den bahsediyorum. Küçücük dükkanında kendine göre bir düzen kuran ve kendi deyimiyle burada "davasını" sürdüren bir adam Mehmet Öztekin. Ona bazıları Mehmet Usta diyor bazıları Gramofon Baba. Çevresinde dönemin önemli isimlerinin toplanıp fotoğraf çektirdiği fakat zamanla teknolojiye yenik düşen ve çatı katlarına atılan gramofonları günümüzde yaşatan tek temsilci Mehmet Öztekin.
Dükkanına ilk girdiğinizde kendinizi zaman tünelinden geçmiş gibi hissediyorsunuz. Bir tarafta 1904 yılından kalan gramofonlar, çekmecelerde plaklar, duvarda gramofonun revaçta olduğu yılların ünlü sanatçıları Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses, Zeki Müren'in fotoğrafları. Yerlere gelişi güzel kondurulmuş gramofonların dili olsa bize neler anlatırdı kimbilir. Hiçbirinin yaşı kırktan küçük değil. Bu gramofonlara bakarken hangi sevdalara tanıklık ettiği hangi konaklarda çalındığı, hangi savaşları gördüğünü düşünmeden edemiyorsunuz. Mesela geçenlerde Öztekin'e tamire gelen bir çanta gramofonunun hikayesi oldukça ilginç. Her tarafı delik deşik olan gramofon meğer sevdası yüzünden efkarlanan ve hıncını hüzzamlı aşk şarkılarını çalan gramofondan almaya çalışan bir gençten yadigarmış.
O küçücük dükkanda eski gramofonlar ve taş plaklar arasında başladı keyifli söyleşimiz. Lisedeyken okulu bırakmış Mehmet Usta fakat kendini çok iyi yetiştirmiş. Babası gramofonları tamir ederken o dükkanda yerleri süpürürmüş. Fakat o dönemler babasının yaptığı bu işin kendisine meslek olacağı hiç aklına gelmiyormuş.
Senelerdir bu işe emek ve yürek vermiş olan Mehmet Öztekin, "Gramofon kavgalarımın bir parçası. Hayatımda ailem çocuklarım kadar yeri var. Hem estetiğine, hem sakladığı değerlere meftunum" diyor. Mehmet Usta'ya göre gramofondan çıkan o cızırtıda bile bir ahenk var. Çünkü Özteki'ye göre "Sevgi büyüyünce insanı ele geçirir ele geçirdiği zaman da beynin özgürlüğü bitmiş demektir. O da gramofon sevgisinin kölesi olmuş. Sıcak bulmadığı gramofonları severek tamir etmediğini belirten Öztekin'in ilginç bir de yöntemi var: "Bir tamiri yaparken gramofona aspirin vermem. Önce o ağrının kökenine inerim. Ağrıyı teşhis edip yok ederim yani aspirin verip uyuşturmam."
Gramofonların bazısını tamir eden Usta, bazılarını ise yeniden üretiyor. Gramofon tamir etmenin çok sabır gerektiren bir iş olduğunu anlatan Öztekin, "Bu işin en büyük keyfi de, tamir ya da üretimden sonra gramofonda sevdiğin bir plağı dinlemektir. Böylece sabrın hem maddi hem de manevi karşılığını alırsın" diyor.
60'li yıllara kadar mahallede gramofona sahip insanların parmakla gösterildiğini anlatan Öztekin "Bu nedenle gramofonların çoğunun üzerinde mavi boncuklar asılır. Nazar değmemesi için" diyor. Gramofon üstadının elinde şu anda 56 tane gramofon, 2000'e yakın ise taş plak var. Elinde bulunan en eski gramofon 1904 yılından kalma. Ama onu en çok etkileyeni ise 1914 Türk yapımı bir gramofon. Çünkü alet Türkiye'nin savaşa girdiği yılda üretilmiş.
Oğlunu bir ay görmese dayanabileceğini söyleyen Gramofon Baba gramofonlarını görmese dört gün dayanamayacağını anlatıyor. Öyle ki onları bırakıp iki günlük bir tatile bile gidemiyor. Peki eşiniz sizin gramofona bu kadar tutkulu olmanıza nasıl bakıyor diyorum, Mehmet Usta "Evimde şu anda 47 adet gramofon var. Eşim eğer sevmeseydi o yedi adet olurdu. Ama sevgi müşterek olunca kırk yedi de olur elli yedi de. Eşim benden sonra onları muhafaza edecektir. Bir tanesini bile yerinden oynatmam diyor" diye cevap veriyor. 1960'lı yıllarda makara teyp ve kaset çalarlar çıkınca gramofonlar da ya çatı katlarına atılmış ya da soba tutuşturmak için kullanılmaya başlanmış. Bu konuda oldukça dertli olan Gramofon Baba o dönemlerde "Oturup dinlemişsin lezzet almışsın sonra bununla kalkıp da soba yakılmaz. Bu gelecek kuşağa ihanettir. Bir belgeyi yok ediyorsun sen" demiş demesine ama ekmek parasını kazanmak uğruna bir süre ses edememiş.
Mehmet Usta küçük dükkanından teknolojiye de meydan okuyor. CD'ler, DVD'ler ve bilgisayarlarla kafa kafaya gittiğini belirten Gramofon Baba "Böyle bir teknoloji içerisinde yüz sene önceki teknolojiyi yaşatabiliyorum. Özellikle genç kuşağın ilgisi çok fazla. İnsanlar tarafından isteniyorum demek ki ben doğruyum" diyor. Mehmet Usta geçmiş dönemlerde gramofonları hakkında oldukça idealist davranıyormuş. Öyle ki süs eşyası olarak gramofon almaya gelenleri kibarca kovuyormuş. Ancak şimdi süs eşyası olarak almak isteyenleri dükkandan kovmak yerine onlara Çin malı gramofon veriyor.
Eğer siz de gramofona ilgiliyseniz ve bir gün yolunuz düşerse bu güzel dükkana oturun ve bir bardak çay eşliğinde dinleyin Gramofon Baba'yı.. Size anlatacak çok şeyi var emin olun.






