
İlk sezonda büyük ilgi gören Gassal’in ikinci sezonu da seyirciden beğeni topladı. Dizinin yönetmeni Selçuk Aydemir, insanoğlunun varoluş matematiğini ‘Yaralı ama neşeli’ olarak tanımlarken “Gülemeseydik devam edemezdik” diyor ve ekliyor: “Rahmetli annem hem bileği bükülmez bir alfa hem de çok komik, neşeli bir kadındı. Sanırım mizah bende ana mesleği. İçine doğdum.”
İlk sezonuyla izlenme rekorları kıran ve sosyal medyada geniş yankı uyandıran, TRT’nin uluslararası dijital platformu tabii’nin orijinal dizisi Gassal, geçtiğimiz hafta ikinci sezonuyla izleyiciyle buluştu. Kara komedi ile dramı ustalıkla harmanlayan dizi, ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgiyi mizahi bir dille ele alarak dikkatleri üzerine çekmişti. Gassal, cenaze yıkayıcısı olan Baki isimli karakterin hayatını değiştirme kararı almasını merkezine alıyor. Uzun yıllar toplumdan uzak duran Baki, sosyalleşmeye ve insanlarla ilişki kurmaya başladığında, yıllardır uzak durduğu pek çok şeyin aslında ne kadar anlamsız olduğunu fark eder. İlk sezonda “Ölünce beni kim yıkayacak?” sorusunun peşinden giden Baki’nin hikâyesi, ikinci sezonda geçmişin gölgeleri hâlâ peşindeyken kasabaya gelen gizemli bir kadın gassalin hayatına beklenmedik şekilde dokunmasını konu alıyor. Başrollerini Ahmet Kural ve bu sezon diziye kadın gassal rolüyle katılan Hande Soral’ın paylaştığı dizinin senaryosunu ilk sezonda olduğu gibi yine Sümeyye Karaarslan kaleme aldı. Yönetmen koltuğunda ise başarılı isim Selçuk Aydemir oturuyor. İkinci sezonda, ilk sezondan tanıdığımız Demir Karahan, Mehmet Güzel, Ferhan Vural, Eren Balkan ve Mertcan Ertürk gibi isimler rollerine devam ederken; Ercan Kesal, Nazan Kesal, Zerrin Sümer, Serhat Kılıç, Kenan Çoban, Ceren Soylu ve Bayhan gibi usta oyuncular da kadroya dâhil oldu.
Yeni Şafak Pazar olarak; son yıllarda birçok başarılı projeye imza atan senarist ve yönetmen Selçuk Aydemir ile tabii platformunun ilgiyle takip edilen dizisi Gassal’in ikinci sezonu vesilesiyle bir araya geldik. Sadece dizinin yaratım sürecini değil, aynı zamanda Aydemir’in sanat anlayışını, mizah ile dram arasındaki dengeyi nasıl kurduğunu ve hikâye anlatıcılığına dair temel yaklaşımlarını da konuştuk. Hayata ve insanlara dair gözlemlerini senaryo diline nasıl taşıdığını, bir karakterin seyirciyle bağ kurabilmesi için nelere ihtiyaç duyduğunu kendisinden dinledik.
Brüt 80 net 65 m2 ama yeryüzü kadar geniş bir evde büyüdüm. Tüm dünyayı sığdırabildik, rahmetli annem hem bileği bükülmez bir alfa hem de çok komik, neşeli bir kadındı. Sanırım mizah bende ana mesleği. İçine doğdum.
O yıllarda yönetmenlik/yazarlık (hem de mizah) evdekiler için pek meslek olarak görülmüyordu, aile ve akrabaların sigortalı iş tutkusu, kolunda bir altın bileziğin olsun ısrarı ve okuduğum lisede sözel bölüm açılmaması netice verdi diyelim. Babam çocukken hep uçak mühendisi olmak istermiş, benim gönlümdekini okuyamadım madem babamın gönlündeki olsun dedim. Daha üniversitedeyken bu mesleği yapmaya başlamıştım bile, sektöre ilk freelance kurgucu olarak o yıllarda başladım. Hem çalıştık hem okuduk.
Elini sıkmadığım kimseyi karakter olarak yazmadım
Elini sıkmadığım kimseyi yazmadım, tanış olmadığım hayatımda yer etmemiş bir karakter inşa edemedim. Pek gönlüm de yok, bana verilene dikkat kesilmeyi seviyorum.
İnsanlık ailesinin kesişim kümesi “yaralı ama neşeli” tanımı bence. Özü sarsılmaz, sureti aciz ve her geçen gün kayıpta olup bunun da farkında olan ekosistemdeki tek canlıyız. Gülemeseydik devam edemezdik. Haliyle hem ruh halim hem de hayatı yorumla şeklim bu benim.

Süreyi doldurmak için yaptığımız sahneler ilgi görebiliyor
Metin Amcamın yanında iki üç yaz sıhhı tesisatçılık yapmıştım. Çıraklardan biriyim o hikâyede. Ve yine kurulumdaki karakterlerin hemen hepsi tanıdığım insanlar, hikâye gelişimi ile diğer senarist arkadaşlarımın eklediği karakterler kurmaca.
Sevileceğini tahmin ettiğim sahneler genellikle tutuyor ama bazen sadece konuyu ilerletmek için ya da süreyi doldurmak için yaptığımız sahneler tahmin etmediğim ilgiler görebiliyor. İşler Güçler’deki Boomcu Onur sahneleri ekseriyetle süre kısa çıkınca yazdığımız skeçlerdi misal ama yoğun ilgi gördü hâlâ şaşkınım.
Kendimi en çok sınamak istediğim alanlardan biriydi drama

Usta mı? Durun daha gencim. Gassal’in de sağlam bir mizah anlayışı var, dizinin kalemi Sümeyye Hanım mizah duygusu da olan bir drama yazarı. Kendimi en çok sınamak istediğim alanlardan biriydi drama, içinde komedi unsurları da olan bir proje ile dramı denemek büyük bir konfor alanıydı. Hem kendimi rahat hissettiğim türün yeri var projede hem de çıraklığını yaptığım yeni türün. “Körün istediği bir göz Allah mavi lens verdi iyi mi?” diye bir repliği vardı Yılmaz Erdoğan’ın, bana o piyango vurdu.

Kişiselliğini bulamamış, kim olduğunu bilmeyen ama merak eden, insanlarla çatışmadan uzak durmak için kendisini yargılamayan bir avuç insanı hayatına dahil etmiş fazlasından kaçınan bir insan, mecburen kendini keşfetme yolcuğuna çıkar. Sisli puslu bir kasabadadır, iç dünyası gibi. Dağların tepesi sislerle kaplıdır, Baki’nin gerçek kişiliğinin muallak olması gibi… O keşfettikçe görsel dünyası da netleşmeye başlar. Görsel dünyayı bunun üzerine inşa etmeye çalıştık. Türksoy Gölebeyi’ne burada özel teşekkürler, müthiş iş çıkarttı sağ olsun.

Ahmet Kural’ı ilk defa bu türde izledik
Ahmet Kural’ı ilk defa bu türde izledik ve burada da ne kadar marifetli olduğunu gördük sanırım en önemli gücümüz buydu. Ahmet’e bu zemini hazırlayan şahane bir yazar ve ekip de eklenince bana kalan, üzerime gelen muz ortayı heba etmemek oldu. Zemin müsait rüzgâr arkamızdaydı.

Hepimizin ihtiyacı olan şifacı bir hikâye
Hayatlarından memnun olduklarını düşünen üç ailenin hayatları alt üst olur ve görürüz ki altı üstünden çok daha güzel çıkar. Bazen hayrı şer zannederiz ama işler düşündüğümüz gibi olmayabilir temalı bizi çok heyecanlandıran ve sanırım hepimizin ihtiyacı olan şifacı bir hikâye. Pek yakında…







