Yönetmen P.J. Hogan'ın Amerikalı kadın yazar Sophie Kinsella'nın aynı adlı çok satan kitabından beyazperdeye aktardığı “Bir Alışverişkoliğin İtirafları”, ön cephesiyle hafif meşrep bir durum komedisi atmosferinde ilerlerken, arka planda ise çağımızın en tehlikeli hastalıklarından biri olan “alışveriş tutkusu” ve bunun bireylerin hayatında yol açtığı yıkımlar üzerine çok önemli saptamalar yapıyor
Rebecca Bloomwood, New York kentinin yerli-yabancı bütün ziyaretçileri cezbeden alabildiğine renkli dünyasında, hayatının büyükçe bir bölümünü vitrinlerin ya da indirimli satışa girmiş mağazaların önünde tüneyerek geçiren neşe dolu bir genç kızdır. Kahramanımız alışveriş yapma konusunda gerçekten çok başarılı biridir; hattâ bu konuda fazlaca iyi olduğu bile söylenebilir.
Rebecca, tutkuyla takip ettiği bir moda dergisinde çalışmanın hayâllerini kurmaktadır, fakat bütün uğraşlarına rağmen derginin kapısından içeri bile giremez. Ta ki aynı yayın grubunun çıkarttığı bir finans dergisinde köşe yazarlığını kapıncaya kadar… Sonunda hayâli gerçek olmuştur; ancak tam bir alışverişkolik olarak geçirdiği önceki hayatının geleceğini de mahvetmemesi için, güçlükle elde ettiği bu yeni işte olağanüstü çaba harcaması gerekecektir.
Yönetmenliğini, “En İyi Arkadaşım Evleniyor” filmiyle tanıdığımız Avusturalyalı P.J. Hogan'ın üstlendiği “Bir Alışverişkoliğin İtirafları”nın yapımcılığını da “Karayip Korsanları” üçlemesi ve daha bir çok serüven-aksiyon filminin yaratıcısı olarak tanıdığımız Jerry Bruckheimer gerçekleştirdi. Filmin senaryosu ise Sophie Kinsella'nın “Bir Alışverişkoliğin İtirafları” ve “Alışverişkoliğimiz Manhattan'ı Satın Alıyor” adlı kitapları esas alınarak Tracey Jackson, Tim Firth ve Kayla Alpert üçlüsü tarafından yazılmış.
Çalıştığı finans dergisinde okurlarına hesaplı para harcama (aslında daha az parayla daha çok alışveriş!) öğütleri veren, uslanmaz bir alışverişkolik konumundaki Rebecca Bloomwood karakterini genç aktrist Isla Fisher'ın canlandırdığı bu neşeli öyküde derginin editörü Luke Brandon rolünde de Hugh Dancy'yi izliyoruz. Diğer yardımcı rollerde ise Joan Cusack, John Goodman, John Lithgow, Kristin Scott Thomas, Leslie Bibb, Fred Armisen, Julie Hagerty, Krysten Ritter, Robert Stanton, Christine Ebersole, Clea Lewis ve Wendie Malick yer almaktalar…
Sophie Kinsella'nın 2000'lerin başlarında yazdığı “Bir Alışverişkoliğin İtirafları” ve ardından gelen dört devam kitabı (“Alışverişkoliğimiz Manhattın'ı Satın Alıyor”, “Alışverişkoliğimiz Kemer Sıkıyor”, “Alışverişkoliğimiz ve Kızkardeşi” ve “Alışverişkoliğimiz ve Bebeği”) kısa sürede uluslararası bir fenomene dönüşürken, bu kitaplarda kendi hayatlarından güçlü yansımalar bulan fanatik bir okur kitlesi kazanmıştı. Kinsella'nın kitaplarının her biri ABD ve İngiltere'de ayrı ayrı çok satanlar listesine girdi. Ayrıca yazarın üç kitabı da Washington Post gazetesinin çok satanlar listesindeki yerini aldı. Böylesine başarılı bir kitap serisinin ünlü yapımcı Bruckheimer'ın gözünden kaçması elbette mümkün değildi.
Kitabın film versiyonunda, aslında bir İngiliz olan Rebecca karakterinin uyruğu değiştirilerek, kendisi tipik bir Amerikan vatandaşına dönüştürüldü. Yazar Kinsella bu değişikliğin gerekçesini şu şekilde açıklıyor:
“Filmi New York'ta ve Amerikalı oyuncularla çekmek çok daha kolay, hızlı ve ekonomik olacaktı; biz de tercihimizi bu yönde kullandık. Sonuçta alışveriş tutkusu evrensel bir tutku; ülke ve sınır tanımıyor. Dünyanın her yerinde, her ülkede ve her uyrukta Rebecca Bloomwood'lar ile tanıştım. Ki bence böyle bir öyküde önemli olan, Rebecca karakterinin kalbini, eksiklerini ve komedi yeteneğini beyazperdeye yansıtmaktı. Bir film, vitrinindeki onca şamata ve hafif meşrep yan temaya karşılık, arka planında akıp giden ana öyküsü itibarıyla, konjonktürel açıdan herhalde ancak bu kadar büyük isabet kaydedebilirdi. Küresel krize paralel bir biçimde bu yılki kredi kartı batağının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 arttığı yoksul ülkemizde, “daha fazla tüketme”nin “daha fazla mutluluk” anlamına geldiğini düşünen herkesin, özellikle de alışveriş yapmayı hayatlarının merkezine oturtmuş, “vitrin zaafiyeti”nden muzdarip bayanların mutlaka izlemeleri gereken bir yapım.
Geçen çarşamba günü üçüncü kez perdelerini açan “Ankara-2'nci El Kısa Film Festivali”, bu yılki organizasyonun ana sloganı olarak “Elemiyoruz, Ellemiyoruz” cümlesini seçti. 12-22 Şubat 2009 tarihleri arasında gerçekleşen festival, normal koşullarda yönetmenlere filmleri için yalnızca kaliteli bir gösterim platformu sunmasına karşılık, bu yıl ilk kez bir katılımcıya “Övgüye Değer Film” ödülü verilecek.
Yazarımız Ali Murat Güven'in jüri üyesi olduğu Festival yönetimi, ödülün niteliği noktasında da geleneksel “naktî ödüllendirme” uygulamasının dışına çıkarak, Türk kısa filmciliğinin gelişimine somut katkılar sağlayacak daha farklı bir ödül formatı geliştirdi. Bu amaç uyarınca, ödül kazanan yapıtın yönetmenine hayâlindeki kısa filmi çekebilmesi için gereken her türlü teknik ekip ve ekipman sağlanacak, çalışmanın tamamlanabilmesi için de sanatçıya “2 gün-2 saat-2 dakika-2 saniye” çekim ve kurgu süresi verecek.






