'Prensesleri Geri Çağırın' kitabında Celal Fedai, bir müzehhip titizliği, sabrı ve dikkatiyle ince ince işliyor kelimeleri. 'Ruh çökünce hafriyatla kaldırılmıyor' diyor, 'Seversem öldürürler, sevmezsem öldüm'. Kitap, Ekonomi Politik ve Ender Harâb Ender başlıkları altında iki bölümden oluşuyor. Fedai, şiir yazmanın ötesinde şiir üzerine kafa yoran, şiiri kendine mesele edinmiş bunun üzerine çokça yazılar yazmış biri.
Beni başından beri müslümanların hayatta, düşüncede, edebiyatta ne yaptığı ilgilendirdi. Bu hususlarda doğru kürsü için sabit ve değişken perspektifleri bulmaya çalıştım. Sosyalist düşünceyi, sanatı iyice inceledim mesela. Gördüğüm şu: Son yirmi yılda müslümanlar tarihin bir cilvesi sonucu önlerinde buldukları imkânları çarçur ediyorlar. Daha çok düşünce, edebiyat alanında oluyor bu. Post-modern kuramları yanlış okuyorlar. Üst anlatıları yıkmaktan, kahramanların yok edilmesinden söz ediyorlar. Sonun nereye varacağını düşünmüyorlar. Bizim için 'üst anlatı' aşikârdır, kahramanların kaynağı da Hz. Ali Cenklerine dek uzanır. Bunları yıkarsanız, torunlarınıza artık 'ilâ-yı kelimetullah'ı anlatamazsınız. Bunu neden yapıyorlar? Cehaletten ve adlarını kolayca belirginleştirmek tutkusundan. Oysa ilginç, çağcıl, yenilikçi olmak hastalığı sanatı sanıldığının aksine geliştirmez bayağılaştırır. Bugün santimantal, politik, post-modern ama her şeyden önce avamî bir şiir vasatı var. Bunu aşmak gerek. Has sanatçıların hepsi de klasik sanatkârlara has ciddiyete, çalışkanlığa sahiptirler. Açıkçası kahramanları çağırmak erkeklerin, prensesleri çağırmaksa kadınların işine gelmiyor. Mızmız, mıymıntıca yaşayıp gidiyoruz. Sanatta da bu, böyle.
Beklemek insanî, derin bir ruh halidir. Ölmeyi bekleriz. O bizi değil, biz onu bekleriz. Dünya hayatındaki tüm düğümleri bu algı çözer. Alış verişte kasada beklerken kavga eden insanlara bunu kavratmak zor. Şiir ve müzik, geçmişte yaptığı gibi, yapabilir bunu ancak. Atalar, şiirin ve müziğin bu yüzden üzerinde titremiştir. Sanat dinin refikidir, diyenler bundan demiştir. Herkese nefes olarak üflendiği için özü herkeste aynı olan ama herkesin nefesinden çıkarken farklılaşan şeyin bekçisidir şair. Bu nedir? İnsanın, ruhu Tanrısal kalarak birey olmasıdır. Bu nedenle Hz. İbn-i Arabî, Füsus'undaki son babın adını 'Muhammed Kelimesindeki Ferdi Hikmet' koymuştur. Şair ferdiyetin bekçisidir. Biz ruhumuz üflendiği için birbirimizle kardeşiz ama nefesimizle ayrıyız. Farz namazlarda birleşir, sünnette ayrılırız; tıpkı böyle bir şey. Şair, demek ki hem birey olabilmesi için nefsi hem de insanlığın, ne için birey olacağını kavrayabilmesi için ruhu bekliyor.
'Hayatın anlamını aramak, hayatı anlamlandırmak' diye afili bir laf var. İnsanın kendini oyaladığını bilerek oyalamasından başka bir anlama gelmiyor. Hayatın anlamı bize verilmiştir. Biz sonrasını keşfe çıkarız. Şair bu keşfin içinde tüttüğü kişidir. O, yatay bir seyirle bir yerden bir yere gitmez. Dağlara doğru tırmanır. Tırmandıkça yalnızlaşır görünürde ama keşfinin hikâyesi, eserleriyle öyle yayılır ki, tabii nasiptir bu, ortada yalnızlık gerçek anlamıyla belirginleşir.
Hayal kurmadığım için hayal kırıklığım olmadı. Ama daha kötüsü oldu. Kızgınım… Çünkü benim mesele edindiğim hususlar yerine okur, nerede bayağı şey var onlara iltifat etti. Düşünün 'muhafazakâr sanat' tartışması boyunca bu konuda bin küsur sayfa yazmışım ama tek atıf yoktu. Sadece bana değil başka kuramsal gayretlere, örneklere de yoktu. Çünkü tartışanlar şairler, sanatçılar değil gazeteciler, akademisyenler, bürokratlardı. Şairin, sanatçının meselesini kimler tartışıyor. Bugün Türkiye'de her şey gazetelerin entelektüel irtifalarına indi. Lakin çok değil on yıl sonra 'daha güzel'leri gelecek. Onları hesap edip kızgınlığımı yeniyorum.
Yaşım kırk. Ölümün gölgesi fena çöktü üstüme. Çocukken ölmeyeceğime ilişkin kesin bir bilgi taşıdığımı hissederdim içimde. Şimdi 'Bitirip şu kara kuru ekmeği / Göç etsem diyorum yar ellerine' diyen şairin deyişine gıpta ediyorum. Tasarı çok… Dinlenmeye vakit yok… Ömrümüz varsa ve sözümüz olursa belki gene bir başka kovulmuşu çağırırız. Şimdilik ben de üstümdeki gölgeden yanımı yöremi göremiyorum.
Prensesleri Geri Çağırın
Celal Fedai
Hece Yayıları
2013






