Tekne Orucu

Şükran Çifci
00:0022/08/2010, Pazar
G: 21/08/2010, Cumartesi
Yeni Şafak
Tekne Orucu
Tekne Orucu

Mübarek Ramazan Ayı, her yıl olduğu gibi heyecanla geçmeye devam ediyor. Sahur vakti davullar çalındığı zaman hepimizden önce Ali kalkıyor. Annemle ben yemek hazırlarken o balkondan geçen davulcuları takip ediyor. Hatta birkaç tanesinden duyduğu maniyi ezberlemiş, onlarla beraber o da balkondan söylüyor:

' Onbir ayın sultanı,

Kıymetlidir her ânı,

Süslersin şu cihânı,

Hoşgeldin yâ Ramazan

Pilavın kokusu var,

Mâninin arkası var,

Bahşişimi yollayın.

Gözümün uykusu var.'

Bugünlerde oruç tutarak çok eğlenen kardeşimin küçükken orucu anlaması hiç de kolay olmamıştı. Yalnız yemek yemekten hiç hoşlanmadığı için: 'Neden siz de yemek yemiyorsunuz sadece ben yiyorum, oruç tutuyoruz diyorsunuz ben neden görmüyorum?' diye sürekli mızmızlanıyordu. Şimdiler de ise Müslümanların her yılın bir ayında oruç tuttuklarını, böylece iradeye hâkim olmayı, her gün yediğimiz şeylerin kıymetini bilmeyi, aç kalan insanların halini anlamayı oruçla öğrenebileceğimizi biliyor ve Ramazan'ın coşkusunu en az bizim kadar o da yaşıyor.

Şimdilik tekne orucuyla ibadete başlayan kardeşim, sahur yemeğinden sonra bizimle beraber oruca niyet ediyor ve öğle saatine kadar da büyük bir hassasiyetle bir şey yememeye ve içmemeye dikkat ediyor. Sabırsızlık ve heyecanla öğlen olmasını beklediği saatlerde ise bir oraya bir buraya gidip gelerek sürekli düşünüyor. Hemen hemen her gün aynı şeyleri yapan kardeşime artık 'Ne düşünüyorsun Ali?' demiyorum; çünkü onun orucunu kime satacağını düşündüğünden eminim. Eskiden beri, oruç tutan çocukların oruçlarını büyükler para vererek satın alırlarmış. Bu geleneğe ben de küçükken bayılırdım; ama Ali benden daha çok seviyor. Neredeyse her gün orucunu satacak birini buluyor. Hatta öyle ki geçen gün beni ve mahalledeki bütün çocukları şaşırtan bir cesaret gösterdi. Korkunç horozundan ve de kendisinden kaçtığımız İhsan Dede'ye orucunu satmış. Eve gelip: ' Hani sizin evini merak ettiğiniz İhsan Dede var ya, bugün onunla tanıştım, beni çok sevdi ve tekne orucumu satın almak istediğini söyledi.' Henüz bu duyduklarıma inanmamışken elindeki bozuk paraları göstererek 'Bunları İhsan Dedem verdi, istersem her gün onu ziyaret edebileceğimi de söyledi.'dedi.

Ali'nin bu dediklerine doğrusu inanmakta zorlanıyordum. Ertesi gün yine öğle vaktinde İhsan Dede'nin yanına gideceğini söyleyen Ali'yi mahalledeki diğer çocuklarla takip ettik. Ali gerçekten hiç korkmadan İhsan Dede'nin yüksek duvarlı bahçesinden girdi ve çok korktuğumuz horozuna 'Merhaba horuz!' diye selam verip, 'Ben geldim İhsan Dedeeeee…' diye Pamuk'la birlikte eve doğru gitti. Bir süre sonra hep beraber dışarı çıktılar ve Ali'nin mutlu ifadesinden yine orucu sattığı anlaşılıyordu. Sonra Ali'yle İhsan Dede birbirlerini öpüp vedalaştılar. Kardeşim Pamuk'la beraber eve doğru yönelirken arkasından el sallayan İhsan Dede'ye dönüp:

'İhsan Dedeeee, oruç ruhu güzelleştirirdi değil mi?' diye seslendi ve elini sallayarak vedalaştı.

'Bu mübarek Ramazan Ayı ya İhsan Dede'nin sert kalbini de yumuşatmıştı ya da benim kardeşimde gerçekten herkese kendisini sevdirebilecek büyük bir yeteneğe sahip.


SİZDEN GELENLER
Zürafa Tiki ile Fare Muşi

Bir zamanlar bütün hayvanların birarada yaşadığı güzel bir şehir varmış. Bu şehirde Tiki isminde kocaman boynu olan bir zürafa yaşarmış. Tiki uzun bir süreden beri iş arıyormuş. Zürafa Tiki, aslında her işi yapacak durumda da değilmiş. Çünkü birçok iş için boyu çok uzunmuş. Tiki'nin en büyük hayali ise bir minibüs şoförü olmakmış. Bir gün bunu denemiş. Fakat şoför koltuğuna oturduğunda boynunu karnına kadar eğmesi gerekmiş. Böyle bir durumda da şoförlük yapamamış. Minibüsten inerken şöyle yakınmalara başlamış:

-Ahhhhh, böyle uzun boyunlu olmak ne kadar kötü bir şeymiş.

Tiki şoförlüğü bırakıp yeni bir iş için yollara düşmüş. Yolda giderken temiz ve güzel bir ev görmüş. Fare Muşi, küçük bir merdivenin üstünde, elinde boya kutusuyla duvarları boyamaktaymış. Zürafa Tiki ile Fare Muşi başlamışlar sohbete:

-Selam fare kardeş, kolay gelsin.

- Selam Tiki!

- Duvarları ne güzel turuncuya boyamışsın. Çatıyı da turuncuya boyayacak mısın?

- Hayır, çatının beyaz olması gerekiyor. Horoz Bey öyle istedi. Burası Horoz Bey'le Tavuk Hanım'ın evi. Evi onlar için boyuyorum; fakat bu merdiven çok küçük. Üstelik daha uzunu da yok. Doğrusu ne yapacağımı bilemiyorum…

-Ben sana yardım ederim Muşi, birlikte evi boyayabiliriz.

Sonra Zürafa Tiki boynunu aşağıya doğru uzatmış, Muşi de Tiki'nin boynuna çıkarak oturmuş ve sonra şöyle demiş:

- Şimdi sen ağzınla boyayı tut, ben de boyayayım…

Böylece çatıyı boyama işini kolayca bitirmişler. Horoz Bey ile Tavuk Hanım evi çok beğenmiş.

Zürafa Tiki ile Fare Muşi bundan sonra beraber çalışmaya karar vermişler ve beraber çok güzel işler çıkarmışlar. Bundan sonra mutluluk da hep onlarla olmuş.


Nisanur BOZ / 9 yaş
Kahramanmaraş

ALKIŞ KÖŞESİ

Merhaba Nisanur, masalını çok beğendim. Oldukça eğlenceli bir dilin var ve buradan da kitap okumayı çok sevdiğin anlaşılıyor. Yerinde cümlelerle olayı kısaca anlatmışsın ve diyaloglar da oldukça güzel. Sana tavsiyem, çok geniş olduğu belli olan hayal dünyanı bize biraz daha açman. Bunun için tasvirleri ve karakterleri çok daha ayrıntılı verebilirsin. Mesela Zürafe Tiki, uzun boynunun yanı sıra nasıl bir kişiliğe sahipti? Belli ki tembellikten hoşlanmıyor, daha önce nasıl işlerde çalışmıştı? Ya da yetenekli boyacı Fare Muşi ile Tiki evi boyadıktan sonra evin çok güzel olduğunu anlıyoruz; ama nasıl göründüğünü, belki de şehrin en güzel evi olduğunu bilemiyoruz. Bunları anlatman masalını daha da güzelleştirecektir. Bu örnekler aşılabilecek çok küçük eksiklikler. Her şeye rağmen belirtmek isterim ki gerçekten yeteneklisin. Yazmaya devam et ve tabii ki okumaktan asla vazgeçme. Sevgiler