Türkçe seslendirmesi de kendisi kadar muhteşem

Ali Murat Güven
00:004/07/2009, السبت
G: 3/07/2009, الجمعة
Yeni Şafak
Türkçe seslendirmesi de kendisi kadar muhteşem
Türkçe seslendirmesi de kendisi kadar muhteşem

Türkiyeli sinemaseverlerin 2002'deki ilk bölümünden itibaren üç büyük dublaj ustası Ali Poyrazoğlu, Haluk Bilginer ve Yekta Kopan'ın sesleriyle özdeşleştirip sevdikleri 'Buz Devri' serisi, üçüncü bölümde işin içine giren dijital üç boyutlu teknolojiyle iyice tadından yenmez bir gösteriye dönüşüyor

İlk kez 1999'da yapımcı Lori Forte'nin bir projesi olarak doğan “Buz Devri”, üç yıllık titiz bir yapım sürecinin ardından 2002'de sinemalarda gösterilmeye başlandığında, deneyimli animasyon yönetmeni Chris Wedge'in imzasını taşıyan bu öncü bölümdeki teknik kalite dünyanın dört bir köşesindeki izleyicilerin resmen “dibini düşürmüştü”. Film, geleneksel Disney animasyonlarından bütünüyle bağımsız bir üslûp taşıyan sevimli çizgilerine ek olarak, karakterlerin oluşumuna harcanmış yoğun emekle de dikkati çekmekteydi. Daha ilk bölümle birlikte Manny, Diego, Sid ve yeryüzünün en inatçı yaratığı Scrat'i o kadar iyi tanımış, onları simgeleyen belli başlı huyları o denli sağlam kapmıştık ki dört yıllık bir çalışma sonucunda doğan “Erime” adlı ikinci filmdeki tanıdık-tanımadık bütün sanal kahramanlar neredeyse kırk yıllık dostumuz olarak göründüler gözümüze…

2006 tarihli devam serüveninde yönetmen koltuğuna oturan kişi ise ilk filmde Wedge'in asistanlığını yapan Brezilyalı sanatçı Carlos Saldanha'ydı. 2000'lerin başlarındaki ilk tasarım aşamasından itibaren sürekli olarak yaratıcı ekipte bulunan ve bu güzel öykünün kahramanlarını zaman içinde iyiden iyiye içselleştiren Saldanha, yönetmenliğe ilk adımını da yine “Buz Devri” projesiyle atmasına karşılık, ortaya koyduğu performansla koltuğunu hiç yadırgamadığını gösterdi. Saldanha'nın ilkini aratmayan bir devam bölümü çekmesi karşısında baş yapımcı Forte de geçen çarşamba günü gösterime giren üçüncü bölümde, binlerce insanın ortak emeğinin ürünü olan bu muhteşem projenin kaptan köşkünü bir kez daha ona teslim edecekti.

“Buz Devri”nin dünya çapında elde ettiği başarıyı yalnızca sevimli karakterleri ve yüksek tempolu anlatımıyla açıklamaya çalışmak, bu serinin arka planında -ona evrensel bir beğeni standardının altın formülünü uygulamak üzere- çırpınıp duran senaryo ekibine gerçekten de haksızlık olur. Evet, bu öyküyü çok sevdik ve an itibarıyla da çok seviyoruz; çünkü aslında orada olup biten bir sürü olay, gerçek hayatta tanık olduğumuz olayların anlamlı birer yansımasını sunuyor bizlere. Ailesinin bütün üyelerini bir kabilenin saldırısında yitirmiş olan dev mamut Manny'nin ilk filmdeki hüzün verici yalnızlığı, insanlardan gördüğü onca zulme rağmen teselliyi yine bir insan evladında araması, sonrasında ise Ellie'yi tanıyıp tekrar hayata tutunma çabası içine girmesi… Doğasındaki şiddeti bastırmak ve dostlarına ihanet etmemek için vicdanıyla çetin-ceviz bir mücadeleye girişen Diego'nun yaşadığı bütün o zorlayıcı ikilemler… Her şeyi çok bildiğini sanan, ancak çok bildiğini sandığı o şeyleri de sürekli olarak yüzüne gözüne bulaştıran Sid'in acınası saflığı ve yeteneksizliği…

Bunların hepsi insanlığın dünyasından ziyadesiyle tanıdığımız olağan varoluş hâlleri ve o yüzdendir ki 70 yaşındaki bir dede “Buz Devri”nin herhangi bir bölümünü 7 yaşındaki torunuyla ortak bir keyif duygusu içinde izleyebiliyor.


Sinemanın en politik dalı: çizgi filmler

2006 yılında, bu serinin ikinci bölümünü Yeni Şafak sinema sayfalarında tanıtırken “Çizgi film deyip geçmemek gerek” başlığını atmıştım. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve Japonya gibi ülkelerin animasyon sinemayı her geçen yıl ne kadar ciddiye aldıklarını ve bu tür filmlere ne denli yüksek bütçeler ayırdıklarını gördükçe, attığım o başlığa yönelik inancım giderek daha da pekişiyor.

Çocukların ahlâkî eğitimi ve bazı davranış biçimlerine yönlendirilmeleri noktasında eşsiz bir araç konumunda animasyon sinema… Amerikan uygarlığının yetiştirdiği en sıradışı beyinlerden biri olan Walter Disney bu gerçeğe daha 1930'larda uyandığı için, bütünüyle çocukların beğenisi üzerinde yükselen devâsa bir endüstrinin temellerini attı. Sonra da böylesi vizyonerce yatırımlar pek çok batı ülkesinde şu ya da bu düzeyde tekrarlandı. Batılılar animasyon sinema üzerinden usul usul kültür ihracatı yaparlarken, Japonlar ve Hintliler de kendi yerel motiflerini taşıyan alternatif yapımlarla cevap verdiler bu haçlı akınına…

Bizde ise Cumhuriyet'in 90'ıncı yılına yaklaşılırken, bugün hâlâ Türk sinemasını dış kulvarlarda başarıyla temsil edecek bir uzun metrajlı animasyon film örneği ortaya konulamamış durumda… Okulların tatile girdiği ve sıcakların da iyiden iyiye bastırdığı şu günlerde, ailenin bütün üyelerinin hoşça vakit geçirebileceği harika bir gösteri… Kaçırmayın! Ayrıca, bu denli saygı duyulası bir emeği de perdeden el kamerasıyla çekilmiş rezil korsan kayıtlardan izlemeyi hiç düşünmeyin. Çünkü böyle bir film korsandan izlenirse, geriye kalite adına fazla bir şey kalmaz!

Pek çok sinema salonunun 5-8 TL arasında fiyatlara indiği şu günlerde, en büyük televizyon ekranından daha büyük perdeler ve Dolby dijital ses düzeni sizleri bekliyor. İşi bilenler vaktiyle ne de güzel demişler:

“Film, sinemada izlenir…”


BUZ DEVRİ-3: DİNOZORLARIN ŞAFAĞI / Ice Age: Dawn of the Dinosaurs

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2009, ABD yapımı

Türü ve Süresi: Animasyon / Serüven / 94 dakika

Yönetmen: Sarlos Saldanha

Türkçe Versiyonun Seslendirme Sanatçıları: Ali Poyrazoğlu (Manny), Haluk Bilginer (Diego), Yekta Kopan (Sid), Altan Erkekli (Buck)

İçerik Uyarıları: Her yaştan izleyici kitlesi için uygundur.

Yıldız Puanı: * * * *

Sevimli kahramanımız Scrat, bir kez daha -asla ele geçiremediği- meşe palamudunun peşindedir. Ancak, bu kez o meşe palamudunun ardından umutsuzca koşturup dururken “büyük aşkı”yla tanışacak ve gördüğü güzellik karşısında da dikkati fena hâlde dağılacaktır.

Öte yanda, mamut dostumuz Manny ve eşi Ellie heyecan içinde minik yavrularının dünyaya gelmesini beklemektedirler.

Miskinler kralı Sid ise orada burada bulduğu dinozor yumurtalarından çıkan yavrularla kendine geçici bir aile kurmuştur. Fakat, aceleye getirilmiş bu sevgi ve şefkat organizasyonu Sid'in hayatında hiç de hayırlı sonuçlara yol açmayacaktır...



Bu hafta sonu gösterime giren diğer filmler

İÇİMİZDEKİ DÜŞMAN / L'ennemi Intime

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2007, Fransa yapımı

Türü ve Süresi: Yakın tarih / savaş

Yönetmen: Florent Emilio Siri

Oyuncular: Benoît Magimel (Teğmen Terrien), Albert Dupontel (Çavuş Dougnac), Aurélien Recoing (Komutan Vesoul)

İçerik Uyarıları: Savaş filmlerine özgü şiddet, yanısıra kaba konuşmalar içerdiğinden dolayı, 18 yaşından küçükler için uygun bir film değildir.

Yıldız Puanı: * * *

Cezayir, 1959… Bağımsızlık için az sayıda mücahitle ve son derece ilkel koşullarda mücadele eden Arap kabilelerine karşı en modern silahlarla techiz edilmiş Fransız ordusunun saldırıları iyice kural tanımaz bir görünüm almıştır. Emperyalistler bölgedeki yerel direnişe karşı koyarken alabildiğine zalim ve de vahşidirler. Yaşanan gerilla savaşı sırasında Fransız ordusuna mensup bir bölük komutanı mücahitler tarafından öldürülür. Yetkililer, ortaya çıkan otorite boşluğunukapatmak üzere, bölüğün başına idealist Teğmen Terrien'i getirirler.


İÇİMDEKİ ŞEYTAN / (Orijinal Adı) Faet / (Uluslararası Dağıtım Adı) Alone

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2007, Tayland yapımı

Yönetmenler: Banjong Pisanthanakun ve Parkpoom Wongpoom

Oyuncular: Marsha Wattanapanich (Pim / Ploy), Vittaya Wasukraipaisan (Vee), Ratchanoo Bunchootwong (Pim ve Ploy'un annesi), Hatairat Egereff (15 yaşındaki Pim), Rutairat Egereff (15 yaşındaki Ploy)

İçerik Uyarıları: Yoğun korku-gerilim öğeleri içermesinden dolayı, 18 yaşından küçük izleyiciler için uygun değildir.

Yıldız Puanı: * * 1/2

Taylandlı genç ve güzel bir kadın olan Pim, deliler gibi sevdiği nişanlısı Vee ile evlenerek, eşinin ülkesi Güney Kore'de yepyeni bir hayata başlar. Çiftin evlilikleri ilk aşamada gayet mutlu ve huzurlu bir biçimde ilerlemektedir. Pim'in gelin olarak geldiği bu ülkede iyi bir işi vardır; çevresinde de kaliteli arkadaşlara sahiptir. Oluşturdukları bu mutluluk tablosu, Tayland'tan gelen üzücü bir habere kadar sürer. Pim'e telefon açan yakınları, annesinin hastalandığını ve hastalığa da bir türlü teşhis konulamadığını belirterek, onu eşiyle birlikte birlikte ülkesine geri çağırmaktadırlar.


SENİ O KADAR ÇOK SEVDİM Kİ… / Il y a Longtemps Que Je t'aime

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2008, Fransa-Almanya ortak yapımı

Yönetmen: Philippe Claudel

Oyuncular: Kristin-Scott Thomas (Juliette Fontaine), Elsa Zylberstein (Léa), Serge Hazanavicius (Luc), Laurent Grévill (Michel)

İçerik Uyarıları: Anlattığı öykünün duygusal yoğunluğu ve sigara tüketimine fazlaca yer verdiği için, 13 yaşından küçükler için uygun bir film değildir.

Yıldız Puanı: * * * 1/2

Juliette Fontaine, mahkeme tarafından 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırılmış ve bu uzun mahkûmiyeti boyunca ailesinin diğer üyeleri, özellikle de katı kalpli annesi tarafından defterden silinmiş orta yaşlı bir kadındır. Hiç kimsenin sevgisi ve sahiplenmesi olmaksızın geçen acı dolu yıllardan sonra, Juliette cezasını tamamlayıp tahliye olur. Özgürlüğünü kazandığında dünya üzerinde gidebileceği hiç bir yer bulunmamaktadır. Bu ümitsiz durumda kız kardeşi Léa onu kayıtsız şartsız sahiplenerek evine alır ve bir zamanlar farklı yönlere savrulmuş olsalar da iki kardeş yeniden gerçek bir aile olabilmek için mücadele etmeye başlarlar.