Sanat camiasında Nazlı Ilıcak'ın gelini olarak bilinen şarkıcı Meyra yeni albümüyle geri döndü. Meyra sürekli Nazlı Ilıcak'ın gelini olarak anılmaktan dert yanıyor: “Ben bu piyasada özel hayatımla değil, yaptığım müzikle anılmalıyım”
Türkiye'nin önemli sopranolarından Meyra yeni albümüyle karşımızda. Bu albümle beraber artık kendi tarzını oturttuğunu söyleyen Meyra ile Beykoz Konakları'ndaki evinde buluştuk. Öylesine zarif ki sanki karşımda bir prenses oturuyor. İlk albümünü 18 yaşında çıkaran Meyra'nın idealleri büyük. Bu röportajda hem Meyra'nın o ideallerini hem de yeni albümüne ilişkin düşüncelerini okuyacaksınız. İyi hafta sonları!
Hayalimde hep tenor seslerle düet yapmak vardı aslına bakarsanız. Amerika'dan döndükten sonra Türkiye'de kariyer hayatıma başlayınca neo-klasik tarzda okumaya başladım. Fakat bir anda on tane şarkıyı neo klasik yapmak uygun olmazdı. Bu albümle beraber çiçek açtım, daha çok tarzıma yaklaştım. Benim hayal ettiğimin de üzerinde oldu Meyra ve Dört Tenor.
Bu müzik tarzını tek bir kelime ile anlatmak çok zor. Pop-opera, etnik sound içerisinde pop da diyenler var. İnsan bence dinleyince anlıyor.
Tamamen İngilizce düşünmüyorum. İtalyanca'yı müziğe daha çok yakıştırıyorum. Melodi ile İtalyanca'nın birleşmesi bana çok lezzetli geliyor. İspanyolca, İtalyanca ve İngilizce karışık bir albüm yapma hayalim var. Aslında böyle bir proje de sundum.
2010 ajansı için hazırladım. Projenin fikir babası Ali Nur Velidedeoğlu'dur. Projenin ismi Yedi Tepenin Sesi. İstanbul şarkılarını, İspanyolca, İtalyanca ya da İngilizce sözlerle yorumlamak istiyoruz. Parçaları müzikal olarak senfonik tarzda yorumlamayı planlıyoruz. Hatta demoları da yapıldı. Mesela Hatırla Ey Peri şarkısını senfonik tarzda İtalyanca söyleyeceğim. Yabancıların da ilgi göstereceğine eminim.
Evet öyle denebilir. Bir de batıyı doğuya çekme projesi var. Bunda da Adagio gibi çok klasikleşmiş eserleri alaturka enstrümanlarla aranje edeceğiz. Doğu batı sentezi aslında. Benim eğitimim de buna yatkın. Bu proje onaylanırsa çok ses getirecek.
Özel bir tercih değil yani. Sadece akışına bıraktım işleri. Gencim daha, uzun bir yol var önümde. Her albümde klasik müzik sevgimi göstereceğim. Bir gün komple Türk sanat müziği de, klasik müziği albümü de yapabilirim. Ama kendi yorumlarımla okurum. Alıştığımız tarzda olmaz da farklı bir yorum olabilir yani.
Bu tarzı farklı bularak yadırgayanlar olacaktır. Ama farklılık sevenlere de iyi gelir böyle bir çalışma. Bir seçenek olur. Mesela Yemen türküsünü sahnede kendi tarzımla söylüyorum. Değişime ve farklılığa açık olmayanlar beğenmiyorlar. Bir önceki Başka Bir Kadın albümünde size ait dört tane parça var. Şarkıyı güzel okuyorum ama bir de iyi söz yazabilsem diyor musunuz?
Arzu ederim ki bir albüm yaptığım zaman yarısını kendi bestelerimden oluşturabileyim. En çok imrendiğim şey. Ama bu konsantrasyon meselesi. Oturup üzerinde çalışmak lazım. Biraz tembelim sanırım.
Rahmetli Arif Mardin beni en çok destekleyen isimdir. Bir de Nilüfer bana fikir verir albümlerim hakkında.
Aslında hepsi farklı lezzette işler, hiçbiri birbirini tutmuyor. Ama kendimi en çok müzikale yakın hissediyorum.
Müzikali tercih ederim. Dizi tekliflerine olumsuz bakıyorum. Çok yorucu bir iş. Onu zorlanmadan yapabilmek için gönül vermeniz lazım.
Keşke sinema filmi olsa. O daha kalıcı. Hem daha sanatsal. Bana yakın yani. Fantastik bir filmde varolmayı dilerim. Sizin için ülkenin en önemli sopranosu deniliyor ama nedense toplumun yüzde sekseni de Nazlı Ilıcak'ın gelini diye tanıyor sizi. Siz hangisini tercih ediyorsunuz?
Valla bu benim elimde olan bir şey değil. Kayınvalidemin popülaritesi bu. Öyle tanınmam normal. Gurur da duyuyorum kendisiyle. Ama tabi sonuçta ben şarkıcıyım. Müzikal kariyerim var. Zaman içinde başarılarım arttıkça Nazlı Ilıcak'ın gelini imajı da zihinlerden silinecektir. O zaman hafızalarda doğru yeri bulacağım.
Ne olumlu ne de olumsuz bir şey yaşamadım bu anlamda. Ne artısı, ne eksisi. Sadece eşimin ve kayınvalidemin çevresinin geniş olmasından dolayı birçok gazeteciyle ahbap oldum. Bu güzel bir şey tabii ki. Çünkü farkındaysanız ben hep yaptığım işle varolmaya çalışıyorum, özel hayatımla değil. Kayınvalidem sadece bestelerimi seçtiğim zaman bana yol gösterir. Şairlerin kitaplarını tavsiye edip, edebi anlamda yol gösterir. Faydası budur.
Eşim albümdeki bütün parçaları beğendi. Kayınvalideme gelince o Mario Frangoulis'li ve Ferhat Göçer'li parçaları beğeniyor. Eşim bana yıldız olma güneş ol der. Çünkü yıldızlar kayar gider, ama güneş hep oradadır. Hedefim güneş olup her daim kalmak, yıldız olup kaymak değil.
İstanbul kesinlikle büyük bir hazine ve cennet. Yaşam koşulları kolay değil. Her taşın altından bir değer çıkıyor. Hakikaten çok önemli bir şehirde yaşıyoruz. Görsellik desen mükemmel ötesi. Ama bu görselliği bozan şeyler var. Hele ki gecekondular. Kimi zaman düşünürüm bir an için bütün gecekondular yıkılsa ne olur diye. İstanbul'un o güzel siluetini hiçbir şey bozsun istemiyorum. Bazen bir kuş olup Boğaz'ın üzerinde uçmak istiyorum, sırf o güzelliklere tepeden bakabilmek için.
Ben bu şehir kadar güzelini görmedim başka hiçbir yerde. O kadar özledim ki o zaman İstanbul'u. Mesela San Francisco'ya benzetiyorlar. Bence hiç benzemiyor. Bir köprüsü var onun o kadar. Bizde yalılar var, tarih var, balıkçılarımız var. Bunlar bizi farklı kılıyor. İstanbul'un tadı başka.
Camileri geliyor hemen gözümün önüne. Sultanahmet, Ayasofya, Dolmabahçe Sarayı çok etkileyici. Tarihi mekânlar canlandı hemen zihnimde.






