Nöro-Psikiyatrist Dr. Serol Teber, Say Yayınlarından çıkan "Melonkoli" isimli geniş çaplı incelemesinde, tarihsel süreç içinde bütün yönleriyle melankoliyi, ünlü melankolikleri ve eserlerini ele alıyor.
"Neden, ister felsefede ya da politikada, ister şiir ya da sanatta olsun olağanüstü kişilerin hepsi melankoliktir?..." ARİSTOTALES
Bu sorunun cevabı Dr. Serol Teber'in "Melankoli" isimli kitabında saklı. Melankoli bir dehliz. Tabii melankolikler de. Serol Teber bu dehlizde dolaşmak isteyen yabancılar için bir harita sunuyor. Öyle bir harita ki, sizi size götürebilir. Melankoli nedir? "Özellikle toplumsal husursuzlukların arttığı dönemlerde yaşanan güvensizlik ortamlarında sıklıkla sözü edilmeye başlanan bir yaşam tarzı, bir ruhsal durum, bir kişilik tipidir." Dr.Teber, bulunduğu ortamla pek anlaşamayan, özcesi toplumsallaşamayan melankolik kişilerin ilk örneklerinin ozanca betimlenişinin Homeros destanlarına kadar uzandığını belirtiyor. Melankoli pek çok sanat yapımının konusunu oluşturuyor. Albert Dürer'in 1514 tarihli "Melencolia I" adlı gravürü melankolinin başeseri olarak kitabın birinci bölümünde genişçe yer alıyor ve kitabın tamamında başaktör olarak Alman sanatkar Albert Dürer'in etkileri görülüyor. Dürer'in bu yapıtı sanat tarihinin bir sorunu olmuştur diyen yazar, "Dürer, burada belki de, melankolik insanların da bu dünyada tutunamayıp bir an önce öte bir dünyaya gitmek isteyen, erdemli, hüzünlü, kuşkulu, bilge insanlar olduklarını vurgulamak istemektedir." yorumunu yapıyor.
Güzel hastalık
Melankoli üzerine ilk tıbbi araştırmayı en ünlü hekim Hipokrat 'ın yaptığını öğreniyoruz. Hipokrat melankolinin safra kesesinden kaynaklanan bir hastalık olduğunu söylüyor. Hastalık belirtileri; uykusuzluk, korku nöbetleri, çevreden uzaklaşma, dalgınlık, öfke krizleri, hüzün. "Bu insanlar konuşmak istemezler. Sorulduğunda kısa ve isteksiz yanıtlar verirler. Melankoliklerin göğüs bölgeleri özellikle hassas ve ağrılıdır. Kusmalar olur. İdrar, dışkı koyu renk almıştır." diyor Hipokrat. Hastalığın tedavisi için karaboynuz, eşek sütü gibi neler yiyip, içilmesi gerektiğini de anlatıyor. Aristo'ya göre ise "Doğaları gereği melankolik olanlar hasta değillerdir. Bunlar, özgün bir ahlak ve özünde haklı çıkmış tutkulu bir güçle heyecanlanabilme yeteneğinde insanlardır." Yani melankolikler hastalıktan dolayı değil, yaradılışlarının sonucu olağanüstü kişilerdir. Antikçağın melankoliklerine misal veren Dr. Serol Teber, efsaneleşen iki melankolik isim olarak Demokritos'un gülen, Herakletios'un ağlayan melankolik filozoflar olarak tanımlandığını ve bir olasılıkla bu iki filozofun yüz ifadelerinin, trajedi ve komedi tiyatrolarının simgesi olduğunu belirtiyor..
Melankoli mi, karasevda mı?
Serol Teber, kitabında Ortaçağda melankoli üzerine yapılan astrolojik yakıştırmalardan da bahsediyor. "Ortaçağda Din Dışı Melankoli Yaklaşımı" ismi altında Afrikalı Konstantinus'un "Melankoli" kitabından alıntılara yer veriyor. "Pek çok dindar insanda melankoli görülebilir. Bunlar, sürekli olarak tanrıyı, öbür dünyayı düşünüp, dua ve ibadet ederek melankolik durumların içine girerler... Bilgelik ve hakikat arayışları da, abartılı boyutlara varırsa melankoli ortaya çıkabilir." diyen Konstantinus'a göre hastalığın tedavisi için hekimler hastalarla konuşup, derinlere kök salmış önemli ruhsal sorunları ortaya çıkarmalılar. Yani günümüzün "psikoterapi" yöntemi. Bir de müzik. Müzik, ruhsal huzursuzlukları ortadan kaldırır, kötü ruhları ve cinleri kovar. Kitapta, melankoli ve karasevda ilişkisine de değiniliyor. Yazar, Arap kültürü etkisiyle, Türkiye'de karasevda tanımının melankoliden daha çok benimsendiğini söylüyor.
Tarih boyunca melankoliklerin durumuna gelince, "Ortaçağda melankoli "toplum düşmanlığı, dinden ayrılış ve tanrıya başkaldırış" olarak değerlendirilmiş; ölümcül yedi günahtan biri olarak görülmüştür. Aydınlanma Çağında ortaçağın "günah" anlayışı yadsınmış. Fakat, melankolikler bu kez de, aklın gücüne ve büyüklüğüne güvenmeyen, "akılsız deliler" olarak tanımlanıp, yığınsal olarak tutuklanmışlar ve kliniklere kapatılmışlardır... Modernizm, melankoli ve şizofren kanısı konan insanlara karşı, giderek artan bir sertleşme içine girmiş... Örneğin, Nazi Almanyası'nda, melankolikler ve şizofrenler toplama kamplarına gönderilmişler, öldürülmüşlerdir. Melankolikler (depresyonlar) günümüzün post-modern koşullarında, biyo-kimyanın, moleküler biyolojinin ve farmakolojinin emin ellerine bırakılmışlardır." diye anlatıyor Dr. Serol Teber.
Say Yayınları Tel: 0212 512 21 58






